23 Temmuz 2019 Salı

YİTİK SORULAR

05 Temmuz 2019, 14:29
YİTİK SORULAR
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

İç sızlatan kavram nostalji. Müziğe kadar. Obur da. Ne heybesi dolacak ne de gözü doyacak gibi. Zaman, gözelerden doğmuş ilk damlaların dere, çay, ırmak olup denize akmasınca  geçerken her o an, yıllar sonrasının “ah, o günler!” denilecek nostaljisi olacak.

Geçmişin özlem duyulan anları kadar özlem duyulan olguları da var. Diyelim ki  iplikle atılmış  düğümlerle değil de  kan yolu ile, üzerinde yaşanılan toprak, kültür ile  kurulmuş bağlar. Akrabalık, hemşehrilik gibi.   

Köyler, kasabalar kaybolurken memleket olgusunun çekirdekten küreselleşmeye  dönüşmesiyle hemşehrilik kavramı söylenişine kadar  değişti.  Kolayından “hemşeri” denilmekte artık. “Hem” ve “şehirli” sözcüklerinin bileşimi olan hemşehri olgusunun en anlamlı olduğu ortamlar, köyler ve kasabalardı. Onların yok olması, megakentlerin   türemesiyle metropole her yerden gelmiş milyonlarca insanın tek ortak yanı ola ola araç plakalarındaki şehir kodu  oldu. 

Hemşehri olmak, aynı toprağın çocukları olmak.  Aynı toprağın çocukları olmak da gelenek göreneklerine, alışkanlıklarına, adetlerine hatta  damak tadına kadar bir olmak anlamında. Her köyde ekmeğin yapılışı az çok farklı. Bir yerde ekşi mayalı, bir yerde siyez unundan, bir yerde tandırda ya da odun ateşinde. Eğer biriyle hemşehri iseniz onun sofrasındaki ekmeğin daha buğdayken tarladaki halinden mayasına, pişirilişine, kokusuna kadar bilirsiniz. Oysa şehirleşmek uzaktaki, daha uzaktaki her anlayışı  aynı kazana atıp bir güzel karıştırmak demek. Ortaya nasıl bir lezzet çıkacağı kestirilemeden.

Vaniköy, Erenköy, Feriköy, Arnavutköy, Ümitköy gibi köyleri saymaz isek köysüz kaldı kalacak  olan Ülkemizin vaktindeki kırk bin köyünden  birileri,  şimdinin metropollüsü olmak üzere Magirus kamyonun arkasında yollara düşüp İstanbul’a geldiklerinde kendileri hala  aynı olsa da yeni hayatlarına başladıkları  diyelim ki Kadıköy onlara el, onlar da Kadıköy’e yabandı. Gelenler,  geldikleri yerlere zamanla yabancılaştı. Yabancılaşmak, başkalaşmaktır.

Köyden  göçmüşlerin kentte doğmuş çocukları bloklarda, kulelerde büyümekte. Böyle bir kuşak için ne uzaklardaki köyü ona memleket artık, ne de köylüleri ona hemşehri. Öyle ki bu kuşağın memleketi, doğduğu metropolün  bütünü bile değil. Oranın bir mahallesi. Belki kenar, belki varoş, belki  gözde.  Hatta o mahallenin falanca caddesi, filanca sitesi.  Onların da gözü çoklukla göçmekte. Ama başka anakaralara.

Hal böyle olunca sadece kendi Ülkemizden değil neredeyse dünyanın her yerinden insanın bulunduğu, nüfusu belki de yirmi milyonu aşmış İstanbul’da yaşayan birisi, İstanbul’daki bir diğer kişiye ne kadar hemşehridir? Sakasından bülbülüne, ispinozundan sığırcığına, serçesinden üveyiğine aynı kafese konmuş; ama hiçbiri bir diğerine benzemeyen kuşlar kadar farklılarken. 

Ayrı şehirlerden öte ayrı ülkelerde yaşamaya başlanıldığından beri giderek yitmekteki hemşehrilik anlayışına sıkı sıkı bağlı olan  yerler hala  var. Başta doğu bölgelerimiz geliyor bu duyarlılıkta. Öyle ki hangi kent, köy olduğuna bakmaksızın doğudan bir yerden olmayı peşinen hemşehrilik kabulleniyor ora insanı. Bu da onların “birbirlerine çok bağlı” olduğu kanısını oluşturuyor.  Oysa İç Anadolu insanında bu bağ vaktinde varsa bile şimdilerde inceldiği yerden kopacak ipleri andırıyor. Diyelim ki birbirlerine “çökelekçi”  ve “soğancı” diye takılan Aksaray ve Nevşehirliler dahi bu tatlı şakalaşmaları unuttu unutacak. 

Bir yolculukta yan koltuktaki ile ya da  bir kuyrukta beklerken öndeki  ile öylesine başlayan sohbetlerin üçüncü, beşinci cümlesinin “hemşehrim memleket nere?” olması mutluluk verici galiba. Eğer verecek cevabınız varsa. Öyle ya, birer metropollü olarak hepimizin kökü, bizden önceki kuşakların kamyon ya da kamyondan bozma  otobüs ile bir şehre çıkageldikleri bir köy, taşra. Köy, kök demek. Köysüzlük, köksüzlük bir yerde. İşte o soru, aslında bir gerçeğin de yüze çarpılması. Köyümüz yoksa kökümüz kurumakta gerçeği, pek acı bir gerçek.

Kupkuru bir yaşam alanı olup çıkan metropollerde büyüyen çocuklar ileride korkarım ki hemşehrilik ne demek diye sözlüklere bakmasın. 

Muhtemelen otuz yıla kalmaz “memleket nere?” diye sorulunca cevap olarak yurdun doğusundan, kuzeyinden, güneyinden, batısından bir köy, kasaba değil de bir metropolün merkezinden, kenarından, ücrasından bir mahalleden bahsedilecek. O zaman ne diye metropolleri özendiriyor, genişletiyoruz? Hemşehrilikten akrabalığa hatta komşuluğa yitsin;  insanlar yalnızlaşsın, diye mi?
 (Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 02.07.2019

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV