08 Nisan 2020 Çarşamba

Yetersiz Bakiye Gibi insanlar

22 Kasım 2018, 16:54
Yetersiz Bakiye Gibi insanlar
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

Eskiler yüzlerden okurmuş iç güzelliğini. Yüzümüz bir yerde aynamız demek ki  o zaman. Belki de yüzsüzlüğümüzün.  Aslında “aynamız” yerine bugün “ekranımız” desek yanlış olmaz. Hani bir banka kartının yeterli olup olmadığını  apaçık gösteriveren bankamatik ekranları gibi. 

Her şeyin maddiyat ile ölçüldüğü bugünlerde insan yavanlığını en iyi anlatacak tabir gelin görün ki para ile özdeşleşmiş bir ifade olarak çıkıyor karşımıza; “yetersiz bakiye.” O yüzden teşbihte hata olmaz diyerek…

Evet, insanlar banka kartı değil ki yeterli mi değil mi sorusunun cevabını bir bankamatikten öğrenelim. Oysa hayat, insanın yeterli olup olmadığını ekranında açıkça gösteren bir tür bankamatiğin ta kendisi, bilebilene! 

Kimi alanlarda yetersiz olmak öyle acıtıcı ki kimseler bu gerçeği kabullenmez. “Hadi yap” desen yapamayacağı şeyi başkası yaptığında burun kıvırıp encem çıkaranların giderek artmasına bakılırsa yeterlilik algısında sıkıntılı bir toplum olduk. Yeterliliği, salt görünüşte sanır olduk. Doğan görünümlü Şahin hevesimizi abarttıkça abarttık. Öyle ki herkes, her şey şimdilerde. İnternet bilgileriyle hekim,  yazar, çizer, editör, şu bu… 

Yine de hak yememek gerek. Öyle ya, Sezar’ın hakkı Sezar’a verilmeli.   Hayatlarında deniz görmemiş bile olsalar manevra konusundaki yeterlilikleriyle hiçbir denizcinin baş edemeyeceği anlayışlar var. O kadar uzdurlar ki dümen kırmada… Eğer geceye karanlık demek istemiyorlarsa dümeni “karanlık değildir”e çeviriverirler. Gerekçeleri de geceleyin gökte ayın, yıldızların olmasından sokak lambalarına,  yakamoza, evlerin ışıklarına kadar uzanabilir. Pişkinliklerine diyecek yoktur.

Nitelik, yeterlilikten geçer. Oysa şimdilerde geçerli olan şey göz boyacılığı. Görünüşün öze yeğlenmesi, kofluğun doluluğa yeğlenmesi anlamındadır. Hani bir laf vardır “öyle insanlar gördüm ki üzerinde elbise yok; öyle elbiseler gördüm ki içinde insan yok” diye.  O lafın halen yaşandığı; televizyonlardan evlere girdiği; gazete, internet ortamlarında kalem olduğu; sırtın kalınlığınca saygısız hitapların sese dönüştüğü günlerdeyiz. Gözlüğünden ayakkabısına, araba markasından suyunu cam şişede içmesine görüntüde zerrece toz yok, cila kat katken cilayı kazıyınca altından kokuşmuşluk, küf tutmuşluk çıkıyorsa bir yanlışımız var nitelik algımızda. Kendimizden yakınlarımıza, halden anlamaktan işini en iyi yapmaya, iyi niyetten her şeyin iyisinden anlamaya yeterli olmak… Lafta güzel; uygulamada en zor şey galiba.

Yeterince olgunlar olmayabilir bir ortamda, dahası toplumda. Her zaman bir zayıf halka vardır zincirin bütününde. O zaman geri kalanların yeterliliği, onları rencide etmek değil, zayıf halkaların ellerinden tutup içinde bulundukları çapsızlıktan olabildiğince çıkarıp, onlara katabilecekleri ne varsa katma çabaları ile görülür. Gerçi çoğu kez zayıf halkalar zayıflıklarından habersizdir. Ve uzanan eli ısırabilirler de.

Yetersizlik, güvensizlik de getirir. Kendine, etrafına.  Güvensizlik de vesveseye düşürür. Yetersizliğinin farkında olmak içi kemiren kurt olunca vesveseye gün doğar. Kafaların içini kemiren kurda dönüşür. Yeterli her şeye duyulacak kıskançlığın da mayasıdır.
 
Çoğu kez ödünlemeye varır yetersizlikler. Yani bir uzmanlık alanında ya da başka şeyde hem de nasıl yetersiz olduğunu  bilse bile öyle olmadığını anlatma gayretine girenleri  biliriz etrafımızda. Öyle ki eğer o olmasaydı güneş şarj edemez, yıldızlar yörüngelerini bulamazdı! O oldu da iyi ki bak, “ben, ben” ile başlayan nice hikâyeler anlatan biri de oldu koridorumuzda, yan odamızda, giriş üstü kattaki gözetleme kulesi gibi dairede, sınıfta, aile içinde.
 
Oh, ne iyi ki o var da kimselerin göremediklerini görebiliyor. Belki eli kalem tutmaz, okumaz. Kalem kâğıt imza içindir tek ona. Yazmak mı? Sanırsınız ki Goethe bile onun yanında tir tir titrerdi. Tiyatro seyretmez; sanat boş bir meşgale; zanaat geliri az, emek isteyen zor iş; kulaktan dolma kolaycılığı ile her şeyi bilen  olarak o yanı başımızda! O. O. Oooo! O bilir; o anlar; o görür; o ne derse, o! O, o, o… Ya da öylelerinin ağzından “ben”, “ben”, “ben”… “Ben”ler, bu sözü edeni hırçınlaştırır… Ben, bencilliğin ilk hecesidir çünkü. Yeterlilik davranışlarda konuşur, yetersizlik ben ile başlayan cümlelerin satır aralarıdır.

Yetersizliğimizin çoğu, yeteneksizliklerimiz elbette. Her şeye de yeteneğimiz olacak değil ya! Ama var öyleleri, onlar her şeye doğuştan yeteneklidir. Çünkü onların yerine her şeyi yapan hatta düşünen anne babaları vardır böylece kotarılacak bir şey kalmaz kendilerine. O zaman bak nasıl da yetenekli kesilir insanlar. Tek bir sebze almadan, yıkamadan, kibritini çakmadan,  karıştırmadan kayınvalide yemeklerine konmak aslında az buz şey değildir. Günümüzde “kahvaltı kaynıyor, öğle kaçıyor, bir arada olunan tek öğün akşam yemeklerinde masada zeytinyağlısından etlisine, salatasından meyvesine, yoğurduna eksik etmeyin bari”  söyleminde bulunanlar acaba mutfakta kaç önlük eskitti? Acaba soğan doğrarken elleri kesildi mi hiç? Kanayan eller yoksa pidecilerin ve kayınvalidelerinki miydi? Yetersiz bakiye gibi insanların ruhları ille açtır. Çünkü doğru veriler ile beslenememektedir. Ruhun gıdaları ile. Ruhun açlığı, yetersizliğin ta kendisidir. 

Tabiri yerindeyse insanlar banka kartlarından rol çaldı gibi şimdilerde. Tek farkları kartlar matiklere takıldığında yeterli olup olmadıklarını  açıkça söylüyor. Saklamıyor. Yazılı, görsel olarak anlatıyor. Oysa insanların  yeterli olup olmadıkları hallerine  ekran  olacak ortamlar, şartlar ile karşılaştıklarında ortaya çıkıyor. “Kişi kendin bilmek gibi irfan olmaz” lafının sanal ortamda sıkça paylaşılmasına hiç benzemiyor kendini bilmeklik.
 
Cevvali, cillobu; çekik gözlüsü, düşük gözlüsü; açığı koyusu; ister çiğ süt emmişi, ister pastörize süt içmişi olsun; olmadı süt tozundan muhallebi ile beslenmişleri olsun… İnsanların  farklılıkları bunlarla ölçülmüyor. Bakiye durumlarını haber veren ekrandaki yazı var ya, işte o birinin ne konuda ne kadar olduğunun, ağırlığının, yavanlığının  ta kendisi!
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 19.09.2018

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    ARŞİV