20 Ağustos 2019 Salı

YAZARLARIMIZ GÜNDEMDE KALMAK İÇİN Mİ SUSUYORLAR?

08 Kasım 2013, 09:49
YAZARLARIMIZ GÜNDEMDE KALMAK İÇİN Mİ SUSUYORLAR?
Kadın Haberleri
istanbul escort, escort istanbul

istanbul eskort

istanbul escort

escort istanbul

istanbul escort bayan escort sitesi adresinden ziyaret edebilirsiniz.
deneme bonusu veren siteler Bedava bahis

Bedava Bonus

Bonus Veren Siteler

Bedava Bonus

Bedava bonus için sitemizi ziyaret edebilirsiniz..
deneme bonusu deneme bonusu veren siteler

Bedava Bahis

deneme bonusu veren siteler

deneme bonusu

deneme bonusu için sitemizi ziyaret edebilirsiniz..
 Söz ola kestire başı.

Söz ola kese savaşı


Bu söyleşide “Tavizsiz hayat” yaşamış bir münevverin imbiğinden süzülmüş çok kıymetli fikirler bulacaksınız. Hep oryantalist bakış açılarıyla yönlendirilmeye çalışılan halkımıza gönülden bir sesleniş bulacaksınız. Satır aralarında umut, sevgi ve biraz da sitem bulunan bu söyleşiyi gerçekleştirmek benim için bir gurur vesilesi. Çünkü bugün burada yazılanlar popüler değil! Tüketilip atılacak cinsten hiç değil! 

VAKIF VE DERNEKTE OLMAK BİR İDEAL MESELESİ İDİ

Hocam, dernek-vakıf çalışmalarınıza ne zaman başladınız?

Öğretmen olur olmaz Adana’ya tayinim çıktı. Bir yandan edebiyat öğretmenliği görevime devam ederken diğer yandan Anneler Derneği’nin sekreterliğini yaptım. Benim ruhumda, yeniden yapılandırmak, bir daha bakmak olduğu için uzun yıllar başarıyla genel sekreterliği yürüttüm. Daha sonra İstanbul’a Üsküdar Kız lisesine tayinim çıktı. O dönemlerdeki bazı siyasi olayların etkisi ile okul müdürümüz haksızlığa uğradı. O’na destek vermek amacı ile Türk Edebiyatı Vakfı’na Ahmet Kabaklı ile konuşmaya, anlatmaya gittim. Harputlu olduğum için de Kabaklı hoca daha bir yakınlık gösterdi. Yıllarca Türk edebiyatı Vakfı’nda görev yaptım, Türk Edebiyatı dergisinde yazı işleri müdürlüğünü yürüttüm. Zaten o devirde vakıf-dernek çalışmalarında her iş yapılırdı. İcap ettiğinde temizlik, röportaj, bant çözümü vs… Çünkü vakıf ve dernekte olmak bir ideal meselesi idi. Vakıf ve derneği bir geçiş yeri olarak kabul ederseniz bu işler yürümez. Belki de bu çalışmaları yürütürken bir nefer olmalı.

Sizin çalıştığınız yıllarda sivil insiyatif kullanmak çok zordu. “Devlet baba, halk teba” anlayışı hakimdi. O günlerden bugünlere neler değişti?

Ben sizin gibi düşünmüyorum daha farklı bir açıdan yanıtlayacağım bu soruyu. Sanılıyor ki, AB sürecinde birçok şey rahatladı. Ama bu sadece kanunlar bakımından. Şimdi de menfaatler dönemi… Kusura bakmasınlar ama günümüzde vakıf-dernek kuranlar iş adamı, şirket sahibi vs… Böyle olduğu zaman zaten kanuna felan ihtiyaç kalmıyor. O zamanlar samimiyet vardı. Zora karşı insiyatif elde etmek için bir heyecan yaşanıyordu. Şu anda her şey rahat ama bu sefer de insanların heyecanı menfaate dönüştü. Ve dernekleri kuranlar, vakıfların yönetim kurulları bazı konularda sessiz kalmayı yeğliyorlar. Yani geçmişte kanunların izin vermediği devirlerde daha cesurdular. Basınıda sivil toplum içinde düşünürsek durum aynı. Şimdilerde basın, köşe yazarları sırasında direnirken iki gün sonra aynı konuda susabiliyor. Acaba hangi kaynakların kısılacağı fısıldanıyor da sessiz kalınıyor? Özetle sivil toplum, batıdaki gibi etkili olamıyor.

HER ŞEYİ KABULLENEREK SESSİZ KALMAK AB SÜRECİNİN BİR SONUCU OLABİLİR Mİ?

 Basın dediniz! Nasıl tutumlar dünden bugüne farklılaştı?


Birkaç örnek vermek gerekirse, hepimizi ilgilendiren bazı konular mesela Nobel! Pamuk, ödülü almadan önce ve sonra basında yazılanlar eserleri incelemeden oldu. Edebiyat alemi, kültür kuruluşları, bu konuda hep sessiz kaldılar. Edebiyatçılar dışında herkes bu konuyu tartıştı. Tartışma sözle olmaz, eserden hareketle olmalıdır. Ama maalesef bu pek fazla yapılmadı. Ayrıca kültürle ilgili konularda çalışan dernekler, vakıflar değil üniversiteler de sessiz kaldı. Türkiye’de tenkit mekanizması tam olarak çalışmıyor. Son yıllarda etkinliğinin artması beklenirken gittikçe azalıyor. Ben her zaman hocam olan Mehmet Kaplan beyin sinema, tiyatro vs… gibi konularda fikirlerini gazetede yayınladığını biliyorum. Son yıllarda üniversiteler güncel olaylarla ilgili araştırma yapıyor mu bilmem ama fazla da tesirli oldukları söylenemez. Orhan Pamuk ve eserleri ile ilgili kaç araştırma görevlisi inceleme yaptı? Fikirlerini kamuoyuyla paylaştı?

Gündemdeki başka bir isim Elif Şafak’ın son romanı! Romanın kahramanları Türk ve Ermeni! Roman, tarihi bir roman olmayabilir ama yine de bana kalırsa tarihe ters düşmemeli. Bu romanda bir topluma ait bütün kahramanlar iyi, diğer topluma ait bütün kahramanları töresine, kültürüne, bütün değerlerine yabancı olabilir mi? 
Elif Şafak’ın romanından çok söz edildi ama yine romandan hareketle tartışmalar yapılmadı. Geçmiş yıllarda hatırlar mısınız Salkım Hanımın Taneleri isimli bir film yapıldı. Aynı tarafgirlik bu filmde de hakimdi! Çok ciddi tartışmalar olmadı. Her şeyi kabullenerek sessiz kalmak AB sürecinin bir sonucu olabilir mi?
Şu anda yazarlarımız yoksa gündemde kalmak için mi susuyorlar? Çünkü aksini iddia ettikleri zaman “milli” olmakla suçlanıyorlar. O kadar ki Çanakkale Destanı ile ilgili mısralar bile dile getirmekten ürkülüyor. Bütün bu söylediklerimden ümitsiz olduğum sonucu çıkarılmasın. Ben inanıyorum ki Türkiye’de cesur kalemler, cesur gazeteciler, cesur stk yöneticileri çok şükür ki var.

Türkiye’de kadınlar üzerine ciddi tartışmalar oluyor. Önce şuradan başlayalım sizce Türkiye’de bir kadın hareketi var mı?

Elbette var. Ancak son yıllarda 8 martlar, AB uyum yasaları, çerçeveler ciddi tartışılmaya, kadınların sorunlarına kanunlarla çözümler bulunmaya çalışılıyor. Ancak Anadolu halkının ruhunu tanımadan, bilmeden yapılacak kanun değişiklikleri, dayatmalarla sınırlı kalacaktır. Kanunlar konmalıdır tabi ki faydalı da olacaktır. Ancak batıdan ithal edilen Batının doğal kadın hareketlerinin sonuçları Türkiye’deki kadın hareketinin çıkışı olmamalı. Son yıllarda dile getirilen “kadına şiddete son” “töre cinayetleri” veya “kadınların meclisteki sayılarını artırma” çalışmaları ile bana göre sonuca varılması mümkün değil.

Pozitif ayrımcılıkla mecliste kadınların sayısı artsa fena mı olur?

Fena olmaz ama meselenin özü bu değil. Eğer kadın eğitilmemişse- eğitimden kastettiğim sadece okur-yazar-tahsil değil- ruh eğitiminden geçmemişse, milli ahlakımızın güzellikleri ile gelişmemişse; Yunus felsefesi ile yoğrulmamışsa meclise girip Anadolu kadınının sesi olamaz zaten. Annelerimiz gibi birçok konuda pratik çözümler üretemez. Ruh eğitiminden geçmeyen bir kadını ruhundaki fırtınalar her gün bir başka çıkmaza götürür.
Eğer şiddet varsa, şiddetin kaynağı araştırılıp yeni eğitim projeleri ile bunun üzerine gidilmelidir. Töre cinayetlerinde ise zaten Anadolu halkı korkusuz, hapis caydırmıyor. Tam bu noktada halkı tanımak ve eğitim devreye girmelidir. Şiddetin ve cinayetlerin fazla olduğu bölgelerde insanımızı kucaklayan, tecrübeli, iyi yetişmiş vali, kaymakam, öğretmen ve doktorların gönderilmesi insani ilişkiler için de bazı kötü sonları önleyecektir. Halka bütünleşmedir asıl olan.

 Türkiye’de böyle bir halkla bütünleşmeden söz edilebilir mi?

Bu soruya cevap vermek için önce Türkiye’de neler oluyor sorusuna cevap vermemiz gerekir. Her geçen gün bu ülkede, şiddet, kapkaç, cana kıyma, hırsızlık, saygısızlık, ahlaki değerlerde düşüş, aile müessesinin çöküşü, milli ve manevi değerlerden kopuş artıyorsa, televizyonlar bu artışı hızlandırıyorsa, düşünüp çare aramak gerekmez mi? Her konuda araştırmalar, anketler yapılıyor, bu çöküşün sebebi konusunda bir kadın hareketinin başarıyla uyguladığı bir çalışma var mı? 
Önce ilköğretim okulları ve lisede ki olaylara bakalım. Alınan tedbirlerin içinde sosyal faaliyetlerin birinci plana alınması sanatla ilgili derslerin seçmeli olmaktan çıkarılması var mı? Şiir hayatımızın bir parçası olmaktan çıkmıştır. Okuma yazma bilmiyor diyerek küçümsediğimiz ninelerimizin Yunus’un mısralarını, manileri ezbere bildiğini, iş yaparken kadınlardan arasında mısralarla atışmaların yapıldığı yıllar çok uzakta değil. Sadece spor salonlarının açıldığını müjdeleyen yetkililere, kadın milletvekillerimizin; “şiirsiz ve musikisiz, sanatsız bir dünyada çocuklarımız nasıl yetişsin! çarelerini beraberce bulalım” demeleri gerekmez mi?
Belediyelerimizin başarı ile yürüttüğü İsmek kursları var, oralarda her yıl binlerce kadın eğitim görüyor. Bu kurslarda kadınlarımızın ruhende eğitilmesi için her derste 10- 15 dakika, güzel konuşma görgü kuralları, aile bireylerinin birbirleri ile ilişkileri gibi konularda da eğitim verilemez mi? Gecekondu  bölgelerine, devletin, sivil toplum kuruluşlarının belediyelerin yaptığı odun, kömür,  erzak yardımları var. O bölge halkını önce eğitip sonra yardımı götürmeleri gerekir. Aksi halde o bölgelerde sosyal patlama kaçınılmaz olur.

Devletin sosyal hizmet kurumlarında da böyle bir sosyal patlamadan bahsedilebilir mi?

Çocuk yuvalarında, huzurevlerinde olanları seyretmeye birçok kimse gibi benim de yüreğim dayanmadı. Ancak ekranlarda izlediğimiz o kurumların yetkililerinin soruşturma geçirmesi yeterli mi? Ya diğer yuvalar ve huzurevleri? Bekleyelim gizli kamerayla bir çekim yapılsın olanları görelim! Nerde bizim kadın sivil toplum örgütleri, kadın milletvekilleri? Ben vatandaş olarak sormak isterim, “bu kuruluşların olduğu bölgelerin yerel yöneticileri, milletvekilleri ve kadın kuruluşları sorumlu sayılmaz mı?” Farklı zamanlarda habersiz denetimler yapılamaz mı?

 Tam burada sormak istiyorum peki ya medya bu durumun neresinde?

Bakın Kurtlar Vadisi-terör kaldırıldı. Peki diğer filmlerdeki dehşet sahneleri, ruhumuzdaki güzellikleri yok eden programlar. Sivil toplum örgütlerinin medyanın zararlı etkilerine karşı ortak bir tavırları var mı, varsa bile yeterli olabiliyor mu? Zararlı programlara sponsor olan veya reklam veren firmalar ikna edilemez mi? Edilmezse ise tavır alınması gerekmez  mi? Bu konuyu Fuzuli’nin bir beyitiyle noktalayalım.


 “Dert çün, nemdert yoh
Düşman kavi, talih zebun”

Stkların batının yeni sömürge aracı olduğuyla ilgili önemli tezler var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Evet yıllar önce Atilla İlhan, televizyon programlarında anlatırdı. Bizi uyarmaya çalışırdı. Yalnız bakın sadece stklar değil yurtdışında master, doktora yapanların da aynı titizliği göstermeleri gerekir. Geri kalmış ülkelerde önce kadın kuruluşlarına proje yapılabilecekleri müjdesi veriliyor, sonra proje eğitim merkezlerinde projeler -ücretsiz olarak- bizim içimizden insanlar tarafından yapılıyor. Bizim insanımız çok saf olmalı ki, “bana neden proje hazırlama konusunda bu yardım yapılıyor, sonra da büyük meblağlar ödeniyor” diye sormuyor. Bazıları işi anlayınca projeyi bırakıyor, diğerleri devam ediyor. Banu Avar’ın “Sınırlar Arasında” programının dikkatle seyredilmesi gerekirdi. Dış ülkelerdeki çekimlerde kadın dernek başkanları kullanıldıklarını üzüntü ile ifade ediyorlardı. Seyretmeyenler kitabını okumalı. Aslında vatansever bir zenginimizin üşenmeden bu kitapları bütün stklara dağıtması gerekir. Bilhassa muhafazakar kesimi daha çabuk ikna ediyorlar. Oysa Müslüman akıllı olmakla mükelleftir.

 Türkiye’de Aile ve toplum açısından ciddi bir değişim yaşanıyor. Aile ve toplum çerçevesinde siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Konuşmalarımızda bu soruya zaman zaman cevap verdik. Ben bu soruyu soranlara, birkaç günlük gazeteyi haberler açısından inceleyelim derim. Dehşet verici haberleri alt alta yazalım, sonra onbeş yıl önceki gazete haberlerine bakalım. Farkın dehşet verici olduğunu görürsünüz. Hatta bir yıl önceye göre suçlardaki artış oranı bile bizi ürkütüyor. Nerde aileden sorumlu bakanlığımız, hanım vekillerimiz ve stklarımız? Başbakanımızdan vatanını seven bir eğitimci olarak dileğim var: “yurtdışından olan bir deprem için bütün işadamlarımızı toplayarak, yardım için götürdünüz. Şimdi manevi deprem yurdumuzun içinde. İlim adamlarımızla, iş adamlarımızla, medyamızla beraber olunuz ve vakit geçmeden bölge bölge sosyal araştırmalar yaptırıp, çözüm için gerekenlerin yapılmasına öncülük ediniz. “
 Ümitsizliğe düşmeden elimizden geleni yapmalıyız, ben bir grup arkadaşla bir kitap okuyup yazarını Türk edebiyatı vakfında ağırlıyoruz. Beş yıldır devam eden faaliyetimizin ilk misafiri rahmetli Ahmet Kabaklı hocamızdı. Çaylı hanım toplantılarına dörtlükler, güzel sözler, peygamberimizden öğütler yazarak gidiyorum, katılanlar kendilerinin şansına çıkan bölümü okuyor ve üzerinde konuşuyoruz. Hanımlar arasında ezberlediğimiz mısralarla konuşma yarışını başlatmalıyız. Ne diyor Mehmet Akif,

sahipsiz kalan ülkenin batması haktır
Sen sahip olursan bu ülke batmayacaktır.”

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

Yeni bir seferberlik başlatalım- Kadınlar, okusunlar, bilgilensinler ama Yunusça konuşmuyorlarsa, düşünmüyorlarsa Türkiye kazanamaz-. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi heyecana ihtiyacımız var. Son olarak çalışan kadınlara da bir mesajım var: “İnsanlar kendi mesleklerinin heyecanı ile yaşarlarsa zaten var olurlar. Yeter ki hizmet aşkları içinde olsun. 
 

www.kadinhaberleri.com

Müge Gencay

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV