24 Ağustos 2019 Cumartesi

Yarım Kollu Gömlek

04 Ocak 2019, 11:19
Yarım Kollu Gömlek
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

Yirmili derecelerdeki  güneşli hafta sonunda bir gömlek ile gezilebilirken Çarşamba sabahı evden pardösüler ile çıkılmıştı. Meteoroloji uyarı üzerine uyarıda bulunuyordu. Soğuk ve yağışlı havanın ısıyı giderek daha da düşüreceği hakkında. Ankara için bu mevsim artık en azından pardösü mevsimi idi zaten. 

Dün sabah serinliğinde, güderi kumaştan ince üstlüğü İpek’e  yetmemişti. Boynuna birkaç kez doladığı incecik yünden dokuma, çiçekli atkısı da olmasa enikonu soğuk alacaktı İpek. Üstü başı pek olsa da sıcaklık geceleri hayli düştüğünden beri sabahları iyiden iyiye serindi.

Bu sabah, içi kareli kumaştan astarlı, en sevdiği duman rengi pardösüsünü giyip boynuna uygun bir atkı doladı. On dokuz derece olacak günün yedi derecelik sabahında yine erkenden yola koyuldu. Kapıyı kapatırken guguklu saatin kuşu, yedi buçuğun buçuğu için bir kez ötmekteydi.
 
Site bahçesine adım atmıştı ki bir damla yağmur düştü eline. Derken kirpiğine, alnına. Şemsiyesini açtı. Yokuşun başına geldiğinde kendisini bekler halde bulduğu servisine bindi. Yerine yerleşti. Bali kaptan servisi ısıtmıştı.

Servistekilerin rahatı için emeğini hiç esirgemeyen kaptana iyi havalarda en az bir saat süren yolu daha çekilir kılmak için bazen şaka bile yapardı birileri, bir çay kahvemiz eksik bu uzun yol boyunca diye. Kaptan hep aynı cevabı verirdi, “eğer orta bölümde su ısıtma düzeni olsa evden bir termos getireceğim, siz de aranızda para toplar kâğıt bardak, çay, kahve, şeker alırsınız. Ben de servise başlamadan hazırlardım; ama yok işte” derdi.

Sonraki duraktan binenler de hazırlıklı görünüyordu yağışlı, üşüten havaya karşı. Hatta yollarda dolmuş, otobüs bekleyenlerden çizme, kaban giymişler bile vardı. Ekim’in yirmi dördünde  kış, çizmeleriyle içeri giriyordu sanki bugün Ankara’da.
 
Sıcacık servise binenler çok geçmeden montlarını, pardösülerini çıkarıp ya oyun oynamaya başlarlar ya da sosyal medyada gezintiye çıkarlardı telefonlarında. İpek, çoklukla şarja takmak için alırdı telefonu eline.

Hiç üşümemesi ile herkesi hayrete düşüren Ekrem’in durağına yaklaşmaktaydılar. Öyle ki hala yarım kollu gömlek ile gelip gidiyordu.  Ne süveter, ne ceket, ne rüzgârlık giymeksizin. Sıkı giyinenlere de ille laf atar, şakalaşırdı. “Yaşlılık böyle işte” derdi mesela, daha otuzunda bile olmayanlara, elli yedisindeki Ekrem.

Küçük yokuşu iner inmez Ekrem’in  durağına geldiler.  Ekrem, sanki soğuktan korunmak istermişçesine ellerini cebine sokmuş halde bekliyordu. Onu bu halde görünce arkalardan alkış koptu. “Vaayy Ekrem Abi! Yılın ilk üstlüğünü giymiş.”  Alkıştı, konuşmalardı derken telefonlara eğilmiş başlar kalktı, yanda oturanlar ile sohbetler kesilip gözler pencerelerden durağa çevrildi. Ekrem kapitone sırımalı, içinde ne elyaf ne  başka bir şey olmayan, tek su geçirmez kumaş ve astarından oluşan  incecik bir şey giymişti. Belli ki yaz kış hep kısa kollu  olan gömleğinin üzerine bir şey geçirmiş olmaktan öyle mahcuptu ki bu mesafeden anlaşılıyordu süt dökmüş kedilerce hali. 

Ekrem, her zamanki gibi güler yüzle adım attı servis koridoruna. Yine de dişlerini sıkışından patlamaya hazır bir kahkaha sakladığı belliydi. Sanki kendine nasıl bakıldığını merak edermiş gibi herkesin gözlerine tek tek bakarken bir alkıştır koptu.

Arkadan biri, “kış mı gelmiş ne, hiç de farkında değiliz” dedi. Bu lafın kendisine olduğunu çok iyi bilen Ekrem, giydiği üstlüğün sıkıntısı ile “kış mı var bu sıcak havada? Bunalıyorum.” “Üstündekindedir o sıcaklık Ekrem” dedi bir başkası.” Ekrem kısacık, önü açık üstlüğünün iki yakasını tutup iyice araladı. ”Yağmur var bugün kardeşim, ıslanmamak için”. Orta sıralardan biri “bu havada gocuk mu giyilirmiş? Tam yarım kollu gömlek havası” deyince Ekrem iki büklüm, kıs kıs gülerek yerine geçmişti ki  yanına oturduğu kişi, “şemsiyeni alsaydın ya böyle fırın gibi ısıtan kaz tüyü kaban giyeceğine” dedi. Ekrem üstündekinin kaban, gocuk olmadığını, rüzgârlık, yağmurluk gibi incecik bir şey olduğunu söyleyecekti ki bu şaka ile vakit harcamak istemediğinden “şemşiyemi evde unutmuşum” dedi. “Yaaa, olur mu canım! Gocuğunu unutmayan adam hiç şemsiyesini unutur mu?”  “Unutmuşum işte karrdeşşş şemşşşiyemi” derken üstündekini acele ile çıkarıp doyasıya bir nefes aldı. “Sevmiyorum karrrdeeşş sıcağı,  sevmiyorum.” 

Şakaya katılmak isteyen ön sıradan biri “karrrdeşşş, yarın şemşiyeni, şemsiye değil bak, şemşşşiyeni al, sıcacık tutuyor inan şemşiyeler. Ama şemsiyeler de yağmurdan koruyor.” Ekrem bu kez cevap vermedi. Bir bildiği varmış gibi öyle bir sırıtıyordu ki. 
*****
Ertesi gün, Perşembe sabahı, yağmur öyle bir indirmekteydi ki. Silecekler yetmiyordu. Ekrem’in durağına yaklaşmaktaydılar. Ekrem yarım kollu gömleği ile elleri cebinde, yağmur suları ile yıkanmaktaki yüzünü yukarı kaldırmış, sırılsıklam ıslanmış halde bekliyordu. Saçları sudan çıkmış gibi yapışmıştı yüzüne. Kulağından bile su damlar haldeydi. Servis gelip önünde durunca hızla bindi; ama koridorda sallana sallana, ağır ağır yürürken üstüne yapışmış, sırılsıklam olmuş yarım kollu gömleğinden, saçından, burnunun ucundan sular damlıyordu oturanların üzerine.

“Şemsiyeni alsaydın ya, böyle ıslanacak ne vardı Ekrem Abi” dedi,  dünkü gibi bugün de ön sırada oturup dün Ekrem’e yanına şemsiye almasını tavsiye eden kişi. Ekrem tam onun tepesinde eğilerek dikilip üstündeki suların onun gözlüğüne,  takım elbisesine, kravatına, jöleli saçına, burnunun ucuna damlamasını keyifle seyrederken “kardeş, bana göre değil şemsiye de, şemşşşiiye de. Yağmurluk da, gocuk da. Hepsini evde bıraktım çıktım. Sabah kahvesi içmiş gibi ayıldım  bu güzel sağanak altında.”

Bir daha kendisine yarım kollu gömlekmiş, şemsiyeymiş, şemşiyeymiş, kaban, gocuk  şakası yapılamayacağından emin Ekrem öyle bir memnun gülümseme ile arkaya doğru ağır mı ağır  ilerlerken dışardaki bardaktan boşanırcasına yağmurda  ıslanmayıp da Ekrem’den damlayan sular ile ıslandığından gözlüğünü temizlemeye, saçlarını düzeltmeye, pantolonundaki su damlacıklarını kâğıt mendile emdirmeye çalışanlar hatta Ekrem’den saçılan su ile ıslanmamak için şakacıktan şemsiyelerini açanlar sabahın erkeninde  o uzun yolu çekilir kılarken İpek bambaşka bir şey düşünmekteydi. “Sağanak bu sabah serviste de yağdı.”  
 (Her hakkı saklıdır)  
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 24.10.2018

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV