15 Aralık 2017 Cuma

Ulu dağlarca anlamlı ufak tepeler

24 Kasım 2017, 16:10
Ulu dağlarca anlamlı ufak tepeler
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

Başından gayrısını  göstermez aysberg misali sözler var. Gövdesi sulara saklanmış buz dağlarınca.  Hani yüzeydeki görünenden derinlerde kalan kısmın hiç kestirilemediği. Nasıl bir dev olduğunu bir balıkların, bir balinaların bir de ona çarpanların anlayabildiği donmuş dev. Görüntüsü aldatıcı. Titanic de kanmıştı ya o buz dağlarından birine. 

Öylesi görünmezler var ki buzlu, soğuk denizler dışında, içli sıcak denizlerde…Edebiyat denizinde mesela. Suyun üstünde yüzen birkaç söz, bir iki satır; suyun altına vuran iz düşümü birkaç cilt, uçsuz bucaksız hayal dünyası. Tabiatın buzdağları, insan doğasında başka bir çarpıcılıkta. Buz yakıcılığında değil; ama bir bakmışın çöl yakıcılığında bir bakmışın sam yeli ferahlığında bir de bakmışın seherin kuş cıvıltısı coşkusunda bu dev olduğunu saklayıp cüce görüntüsüne bürünmüş dağ oluşumları.

Edebiyatın cücemsi dev dağlarından biri Japon  kısa şiirleri. Bir diğeri diyelim ki altı sözcükten oluşan kısacık öykülerle belirmiştir suyun üzerinde. Suyun altındakiler sizin iç dünyanızın çizeceği resimdir, kurgudur.  Tuğla kalınlığında romanları, cep kitabı kalınlığında öyküleri yanında kısacık şiirleri, hikâyeleri de varyani edebiyatın.

Haiku deniliyor çoklukla altında felsefe yatan, doğa temalı,birkaç dizelik, üstelik hece vezni ile yazılmış Japon şiirlerine. Azıcık sözcükle ufuklara dek uzanan hatta ufukları aşıp giden  anlamlarıyla az ve öz diye tanımlanan bir şey varsa bu şiirler olmalı. 

Diyor ki mesela, incirçekirdeğini  bile dolduramayan; ama dünyalar kadar anlamlı azın özü  bir  Japon şiiri;
Hazine işte,
Sakince geçirilen
Her gün.
Bir başkası da,
Umut…rüzgârına
bindirmek,
Mızıkanın sesini.
Bir diğeri,
Hemen orada,
parlak gelecek.
Ağlama!
Ya da,
Saat altıyı haber veren
kuşun sesi diye düşünüp,
sözcükleri yitiren kimse.

İndirgeye indirgeye birkaç sözcüğe indirgedikleri acılar, umutlar, bekleyişler, özlemler, umutsuzluklara meydan okuyuş ve daha ne varsa her şeye dair  kısacık şiirlerle Japonlar aslında koskoca dünyalarını kestirmeden anlatmışlar.

Daha uzaklarda da öyküleri anlatmakta başvurulmuş  böylesi bir kestirme yola. Diyelim ki Ernest Hemingway. Bir iddiaya girmiş  arkadaşlarıyla bir öğle yemeğinde, topu topualtı sözcükle öykü  yazabileceğine  dair. Kimine göre onun yazdığı kimine göre de ondan çok önce yazılmış; ama  ilk yazıldığı hali altı  kelimeden birkaç sözcük daha fazla olduğu da söylene gelen Hemingway öyküsünün hikâyesi böyle imiş.

Sonrasında epeyce üzerinde tartışılmış bu öykünün. Şimdilerde diyelim ki internette sıkça dolanıyor Hamingway’e ait ya da değil bukısa mı kısa öykü. Hemingway ile anılan  buhikâyedünyanın en kısa öyküsü olarak  kabul ediliyor. Dahası en kısa öyküyü Hemingway mi yazdı sorusunun sorulmasına neden oluyoröykü hakkındakibambaşka görüşler nedeniyle. O görüşlere bakılırsa zaten çoktandır bilinmektekibu hikâye yazıldığında Hemingway yazmayı öğrenmeye başlamış, okumayı henüz sökmemişti.

Öykü bir bebeğe ait. Muhtemelen hiç büyüyememiş bir bebeğe. “Satılık: Bebek ayakkabıları. Hiç giyilmemiş - Forsale: Babyshoes. Neverworn.-”

Bir satır bile tutmayan altı sözcüklük öykünün altıncı kelimesinin okunup bitmesiyle birlikte hikâyenindevamıbelki altı paragraf,belki altı sayfa uzunluğundaokurun hayalinde biçimleniyor.

Bebeğe ne olduğu akla  geliyor ilk. Bir bebek eğer ona alınan ayakkabıları giyememişse o bebek  kaybedilmiş olmalıdır. Yani artık satılık olan bebek ayakkabılarını giyecek kadar hiç büyüyememiş olmalı. Anne geliyor gözler önüne. Onun hüznü… İçine düştüğü ruhsal durum... Belki suçluluk duygusu içindeki annenin giderek çıkmaza giren hayatı…Yavrusunu kurtarmak için acaba bir şeylere geç mi kaldı kuruntusu…Neler  gelmiyor ki akla.

Küçücük, kısacık; ama anlamca yüklü, okuması belki bir saniye, iki saniye bile tutmaz; ama okuma sonrası saatler süren bir hayal dünyasına çeken bu öykülerden yazanlar var.

Kısa şiirler de kısa öyküler de akıl çelendir. Öyle ki onlarla tanışmanın ardından içinize tohum atıp aklın o tohumu sulayıp büyütmesine yol verirler. O yola çıkmayan akıl da hemen hemen yoktur. Yolcusu pek çok; ama her yolcunun  tarlasında belki de aynı ekinin bitmediği farklı hasatların yapıldığı  bir  yoldur o birkaç sözcüklük öykü ya da birkaç dizelik şiirtohumları ekili yol.

Öyle ki tohumlar tarlalarında yetişirken yan tarlalara da selam gönderip yalnız kalmak istemediklerini fısıldıyorlar ova yelleriyle. O zaman kendi kısa öykünüz dökülüyor kalemden.Sanırım bu şiirlerden,kısa öykülerden yazmak ille de geçmiştir akıllardan. Benim geçti.

Kısacık bir öykü yazmıştım evvelce. Bu seferki daha da kısa oldu. Dört bile sayılabilecek beş sözcüklük bir çabalama. Şöyle:

“Küskünüm dedi. Küstürdüklerine mi dedim.”
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci) 24.11.2017

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK OKUNANLAR
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV