20 Ağustos 2019 Salı

Susanna Tamaro: İnsanı hayatta tutan inancı ve ümididir

08 Kasım 2013, 10:39
Susanna Tamaro: İnsanı hayatta tutan inancı ve ümididir
Kadın Haberleri
istanbul escort, escort istanbul

istanbul eskort

istanbul escort

escort istanbul

istanbul escort bayan escort sitesi adresinden ziyaret edebilirsiniz.
deneme bonusu veren siteler Bedava bahis

Bedava Bonus

Bonus Veren Siteler

Bedava Bonus

Bedava bonus için sitemizi ziyaret edebilirsiniz..
deneme bonusu deneme bonusu veren siteler

Bedava Bahis

deneme bonusu veren siteler

deneme bonusu

deneme bonusu için sitemizi ziyaret edebilirsiniz..
 Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı romanıyla tanınan ve tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitapları büyük ilgi gören İtalyan yazar Susanna Tamaro'nun son romanı 'Luisito Bir Sevgi Öyküsü', 6 Ocak'ta Can Yayınları'ndan çıkıyor. Anselma adlı emekli, dul, yaşlı ve yalnız bir öğretmen ile, bu yaşlı kadının bir çöp tenekesinde bulduğu ve Luisito adını verdiği bir papağanın sıra dışı dostluğunu anlatan kitap, okura sevginin kurtarıcı etkisini anımsatmanın yanı sıra, günümüz eğitim sistemi, aile içi ilişkilerde yabancılaşma ve modern toplumda yaşlı insanların yalnızlığa terk edilmesi gibi birçok konuyu işliyor. Tamaro'nun bir gazete haberinden yola çıkarak yazdığı bu modern masal, kaybedilen değerleri ve inancın insan hayatındaki yerini de yeniden hatırlatıyor. Susanna Tamaro ile yeni kitabını konuştuk. Bu vesile ile onun yazı dünyasına da bir pencere açmış olduk.

Aynı zamanda uzun bir hikâye diyebileceğimiz bu romanı bir gazete haberinden esinlenerek yazdığınız söyleniyor. O haberde ne yazıyordu ve o haberdeki hangi can alıcı nokta sizi harekete geçirdi?

Yıllar önce türü yok olmaya yüz tutmuş hayvanları koruma altına almak için özel yasalar çıkarıldı. Bu yeni yasadan sonra bir gazetede şöyle bir haber okudum: Yaşlı bir hanımın tam kırk yıldır beslediği papağanı, nereden aldığını gösteren belgelere sahip olmadığı için elinden zorla alınmıştı. Bunun sonunda önce papağan, sonra da yaşlı hanım ölüvermişlerdi. Burada yasayla sevgi arasında yaşanan bir çatışma söz konusuydu. Ben de sevgiye başka bir açıdan bakan bu romanı yazdım.

Haber haricinde hangi duygulardan hareketle bu kitabı yazdınız?

Hem yasa ve sevgi arasındaki çelişkiyi anlatmak hoşuma gitti hem de hayatın bizi her an şaşırtabileceğini, 'her şey bitti, artık bize kalan can sıkıcı günlerdir' dediğimiz anda bile ansızın işlerin değişebileceğini, neşe, umut ve sevgi dolu bir hayatı yeniden tadabileceğimizi göstermek istedim. Anselma'nın dediği gibi hayat yetmişinde başlar.

Romanınızın özünde değerlerini yitirmiş insan ve toplum eleştirisi var. Bu bağlamda günümüz insanı ve toplumu yitirmemesi gereken hangi değerlerini yitirdi sizce?

İnsan, insan olduğunu yani bütün yaradılmışlar içinde özel bir konuma sahip olduğunu her zaman hatırlamalıdır. Ve aynı zamanda farklılığının gizemi sorgulamaktan doğduğunu da bilmelidir. Bu sorgulama bizi yanıtları bulmaya itmeli, bu da hayatımıza anlam katmalıdır. Ayrıca insan kendi gerçekleşmesinin başkalarıyla ilişki kurmaktan geçtiğini hep hatırlamalıdır. Yalnız olan, kendi kendine yetebileceğini sanan insan mutsuz bir sona sürüklenmeye mahkûmdur. İşte günümüzde Batı'nın varlıklı toplumlarının vardığı nokta budur: Batı insanı gizemi anlamaya çalışmaktan korkuyor, gerçekleşmenin en büyük, en yüce şekli olan sevgiyi reddediyor. Ruhunun gösterdiği yolda yürüyerek değil, kendi dışındaki şeylere sahip olmaya çalışarak kendini gerçekleştirmeye uğraşıyor.

Romanda kahramanın düşüncelerinden hareketle söylenen dikkat çekici bir cümle var: "Öncelikle gerekli olanı olmayandan ayırmak için bir savaş başlatmalıydı. Dünyada çok şey vardı ve bu bolluk edepsizliği artırmaktan başka bir işe yaramamıştı." Bu tespiti hangi düşüncelerle yaptınız?

Elbette kışkırtıcı bir cümle bu, çünkü ben dahil hiç kimse savaş çıkmasını dilemez. Ama kolaylığın ana ilke haline geldiği bir dünyada yaşıyoruz. Sanki hayat engelsiz bir gezinti gibi yaşanmalı, insanın tek amacı hoşça zaman geçirmek, oyalanmak olmalı gibi düşünülüyor. Sonra hayatta bir şeyler ters gittiğinde göklerden adaletsizlik yağmış gibi vahşice isyan ediliyor. Batı dünyasının kültürü bu son yirmi yılda medyanın da pompalamasıyla gerçek bir devrim geçirdi. Ama bu olumlu anlamda bir devrim değil, çünkü insanın derinliği ve bütünlüğü silindi, bunun yerine sersemce gülerek yukarıdan verilen baştan çıkarıcı emirleri yerine getiren edilgen bir kukla imgesi konuldu.

Ümitlerini yitirmiş ve hayattan bir beklentisi kalmamış roman karakteri bir papağan bulmasıyla tekrar hayata bağlanıyor. Papağan özellikle seçilmiş bir metafor mu? Neleri simgeliyor? Neden papağanı seçtiniz?

Elbette bir köpeği de seçebilirdim. Ama papağanın konuşma yeteneği olduğu için anlatımsal olarak bana daha zengin bir oyun olanağı veriyordu. Ayrıca ben de çöp atmaya gittiğimde bir papağan bulmuştum. Papağanların dünyasını da böylece keşfetmiştim.

Romanınızda günümüz eğitim sisteminin eleştirisini de yapıyorsunuz? Sizce eğitim nedir, nasıl olmalı ve insana öncelikli olarak hangi vasıfları kazandırmalı?

Eğitmek bir çocuğu iyi bir insana dönüştürmek anlamını taşır. Ona bu yürüyüş sırasında gerekli olacak araçları verebilmektir. Onu daha iyi bir toplumu oluşturmak için işbirliği yapabilecek bir insan haline getirecek sürece hazırlamaktır. Kendi ve başkaları adına sorumlu bir insan yapmaktır.

Romanda aynı zamanda ana karakter ve dostu ağzından Yaratıcı'nın varlığı sorgulanıyor. Kahramanın her şeye rağmen Yaratıcı'ya olan inancını yitirmediğini görüyoruz. Sizce Yaratıcı'ya inanmak dünyanın zorluklarına karşı en büyük ümit kapısı mı?

Evet, elbette inanç sahibi olmak demek hayatın zorluklarıyla karşılaşıldığında doğru yönü bulabilme yeteneğine sahip olmak, en kritik anlarda ne yapmak gerektiğini bilebilmek anlamına gelir.

Romanda özellikle 'şiir'i de tartışmaya açıyorsunuz? Sizce şiir ne anlam ifade ediyor?

Şiir bana göre son derece önemlidir ve artık -en azından İtalya'da- çok unutuldu. Şiir bütün insanları yüreğinden vuran, onları duygulandıran o gizemli sözcüktür. Şiir şükrandır, güzelliktir, gündelik hayatın sıradanlığı arasına sızan, onu aydınlatan ışıktır.

Yazı diliniz çok akıcı ve sade. Okuyanı sıkmıyor ve sürüklüyor. Bu dili nasıl kuruyor ve koruyorsunuz?

Edebî bakış açısıyla yalınlığa ulaşmak son derece zorlu bir süreçtir. Önemli olan öze varmaktır. Ama bu arada bu özün sıradan ve banal olmaması gerekir.

Yazı dünyanızda size ilham veren duygular neler? En çok neler sizi harekete geçiriyor?

Yazıyorum çünkü heyecanlarımı ve düşüncelerimi, yoğun olan heyecan ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Bütünlüğü, karmaşıklığı yalınlığın sözleriyle iletmeyi seviyorum.

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı romanınız ülkemizde ve dünyada çok sevildi. Bu eserin bu kadar sevilmesini neye bağlıyorsunuz?

Az önce söylediğim nedenlerden ötürü. Çünkü görünürde pek basit olanın arkasında büyük bir zenginlik, büyük bir bütünlük saklayan bir kitaptır. Hayat boyunca birçok kez, değişik yaşlarda okunabilen Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, her okuyuşta farklı anlamlar yaşatacaktır.

Türk edebiyatıyla ilginizi merak ediyorum. Türk edebiyatından okuduğunuz ve sevdiğiniz yazarlar kimler?

Elbette Orhan Pamuk'un birkaç kitabını okudum. Son zamanlarda '50'li yıllarda Örge İrfan tarafından yazılmış ve 'Bir Türk Ailesi' adını taşıyan bir kitap okudum. Nazım Hikmet'in şiirlerini biliyorum, başka şeyler de okudum ama çok kötü bir hafızam var. Yaşar Kemal'in de bir kitabını hatırlıyorum. İlişkide olduğum ülkelerin edebiyatlarıyla özellikle ilgileniyorum; çünkü bu bir ülkeyi ve ruhunu anlamanın en iyi yolu.

Yeni bir kitap çalışmanız ve Türk okurlarınıza mesajınız var mı?

Son olarak çocuklar için yazdığım bir kitap var; önümüzdeki sonbaharda yayınlanacak İtalya'da. Kitaplarıma sevgi, yakınlık ve tutku göstermeyi sürdüren Türk okurlarına teşekkür ediyorum; aynı sevgiyi ben de onlar için duyuyorum.

Yazmaya 27'sinde başladı

Susanna Tamaro, 1957 yılında kentsoylu bir ailenin kızı olarak Trieste'de doğdu. Güç bir çocukluk geçirdi. 1976'da, on sekiz yaşındayken Friaul'de tanık olduğu deprem ve yirmi beş yaşındayken geçirdiği ölümcül hastalık Tamaro'nun üzerinde derin izler bıraktı. Yazmaya yirmi yedi yaşında başladı. Başarısız birkaç denemenin ardından, ses getiren ilk kitabı, Tek Ses İçin oldu. 1994'te yayımlanan Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, yazarı büyük üne kavuşturdu. Kitap İtalya'da aylarca liste başı oldu, birçok dile çevrildi, yazarı büyük bir üne kavuşturdu ve 1995'te beyazperdeye uyarlandı. Tamaro, Aklı Bir Karış Havada, Anima Mundi adlı romanları; Yanıtla Beni, Rüzgar Ne Diyor adlı öykü kitaplarının ardından Her Sözcük Bir Tohumdur adlı deneme kitabını yayınladı. 2006'da Yüreğinin Götürdüğü Yere Git'in devamı niteliğindeki Yüreğinin Sesini Dinle'yi yayınladı.

ALİ PEKTAŞ

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV