26 Mayıs 2019 Pazar

SİYASETTE USUL VE ÜSLUP SORUNU

18 Mart 2019, 10:31
SİYASETTE USUL VE ÜSLUP SORUNU
 HUKUKUN IŞIĞINDA

                                                                                                   Av. ALEV SEZEN
                                                                                            M.A. Adli Bilimler Uzmanı
                                                                                            av.alevsezen@gmail.com 


“Adaletsizlik medeniyet mahveder.” İbn Haldun

Yerel seçimlerin yaklaştığı ve kıyasıya mücadeleye sahne olduğu şu günlerde maalesef siyasetçilerde değişen bir şey yok. Aynı usul ve üslup halen devam ediyor. Hem de her geçen gün daha da bozularak, seviye düşürülerek…
Seçimleri kazanmak için izlenen usul, yalana ve iftiraya indirgendi. Üslup ise hakaret, tehdit ve aşağılamalardan öteye gitmiyor. Özellikle iktidar partisi AKHP (AKP+MHP=Adaletçi Kalkınmacı Hareket Partisi) devletin bütün imkânlarını sanki kendi malları gibi rahatça saçıp savurdukları için her yoldan saldırıya geçmiş, adeta kendi partilerinden olmayanlara ülkede hayat hakkı tanımama raddesine gelmişlerdir. AKHP’li olmayan kimse; işe alınmaz, bir şekilde işe alınmışsa ya çıkartılır ya sesi kesilir, fikir üretenlerin fikrine değer verilmez, güvenilmez, hatta çok rahat bir biçimde inancı ve vatanı için canını feda edecek insanlar vatan haini olarak ilan edilir… Seçim meydanlarında da suçlamaların dozu arttırılıp bozuk bir üslup kullanılarak, halkın bir kısmı diğer kısmına bu şekilde düşman edilir.  TCK’ya göre halkın bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek ve yine halkın bir kesimini alenen aşağılamak suç olmasına rağmen bu suçu işleyenler maalesef her türlü “adalet” mekanizmasını ellerinde tuttukları ve istedikleri gibi kullandıkları için onlara hiçbir şey olmaz… AKHP’li olmayanlar ise ağzını açacak olsa “adalet” mekanizması çalışır her türlü hukuki ve cezai yaptırım en ağır şekilde icraya konulur.
AKHP her seçimde algı yönetimiyle halkımıza hayali korkular salarak, tehditler oluşturarak oylarını arttırma hiç olmazsa sabit tutma gayretinde. Daha önceki seçimlerde “istikrar” kavramı üzerinden giderken şimdi “beka” kavramı üzerinden gidiyorlar. Beka kavramına karşı çıkanlara terörle mücadeleyi anlatıyorlar. İyi ama biz terörle AKHP’nin öncesinde de mücadele ediyorduk. Türkiye’nin beka sorunu AKHP’nin var ya da yok olması ile ilgili değil. Türkiye tarihten bugüne her daim üzerinde dünyanın gözü olan stratejik bir bölge olmuştur. Bunun AKHP’nin iktidarda olup olmaması ile ilgisi yoktur. Bu AKHP iktidarda olsa da olmasa da böyledir. Bunu Türkiye’nin varlığına değil de kendi varlıklarına indirgemeleri yine kendilerinin dışında hiçbir şeye ehemmiyet vermediklerini, değer atfetmediklerini göstermektedir. 
Seçim meydanlarında halkın gözünün içine baka baka yalan söylemeleri fecaat bir durum arz etmekte. Bizim inancımızda yalanın yeri yoktur ve yalan her türlü kötülüğün anahtarıdır. Yalan ile ilgili ayet ve hadisler bizi defalarca ve en şedit biçimde uyarmaktadır. Büyük hadis âlimi Buhari binbir zahmetle hadis almak için gittiği yerde ev sahibinin elindeki boş kabı sanki içinde yem varmış gibi sallayarak atını çağırdığını görünce “atını kandıran beni de kandırır” diyerek hadisi almadan dönmüştür. AKHP’yi destekleyenlerin, iktidar temsilcilerinin birçok yalanı gözlerinin içine baka baka söylemesine rağmen hiçbir tepki vermeden hatta alkışlar tutarak onlara eşlik etmesi ise durumun en vahim tarafıdır. Beka sorunu düşmanın varlığıyla olmaz, Allah’ın izni ile bizim halkımız işgale yeltenen düşmana dünyayı dar eder. Asıl beka sorunu milleti kendi benliğinden, değerlerinden, töresinden, inancından uzaklaştırmakla olur. 
Bu süreçte usul ve üslup olarak en beğenilen lider Temel Karamollaoğlu oldu. Saldırgan üsluplardan artık bıktıklarını ifade ederek Karamollaoğlu’nu beğenen her kesiminden insanların sayısı her geçen gün artıyor. Zaten AKHP liderleri de bir önceki seçimde Saadet Partisi sorulduğunda cevap vermeye dahi tenezzül etmezken bu seçimde meydanlarda Saadet Partisi’nin ve Temel Karamollaoğlu’nun ismini dillerinden düşürmez oldular. Bu Saadeti ve liderini artık kendilerine bir rakip olarak gördüklerinin en büyük göstergesidir. İsmine varana kadar dil uzattıkları, halkın teveccühüne mazhar olan Karamollaoğlu’na kendileri yetmediği gibi bir de yandaş mafyaları dil uzatmaya cüret ediyor. Topluma hiçbir faydası olmayan, sadece gençlere kötü örnek olan mafyacılar, Temel Bey’e geçmişine bakmasını söylerken kendi kirli geçmişlerini görmüyorlar. Torunlarının olmasına kadar dil uzatıyor ama desteklediği AKHP’nin liderinin torunları olduğunu unutuyorlar. Bir yandan AKHP’den cesaret almadıklarını söylerken öbür yanda ölümüne onları destekleyeceklerini söylüyorlar. Sonra da hapishanede okuduğu kanunlarla hukuk dersi vermeye kalkıyorlar. Bu şekilde hukukçu olunsaydı her halde hâkim, savcı ya da avukat olmak için hukuk fakülteleri yerine mafya çetelerine girilirdi. Bu olay Bekri Mustafa’nın hikâyesini akla getiriyor. Gece gündüz içen Bekri Mustafa bir cenazeyi taşırken tabuta eğilerek “Sana oradakiler bu dünyanın ahvalini sorarlarsa Bekri Mustafa Sultan Ahmet’e imam oldu de gerisini onlar anlar…” der. Bizim halimizde çok farklı değil, “adaletiniz ne durumda?” diye soranlara “Mafyacılar hukukçu olmuş adalet dersi veriyor” denildiğinde içinde bulunduğumuz hal anlaşılır.
Her seçim bir öncekinden daha mühim hale geliyor. Çünkü seçimler arasında yaşanan olumsuzluklar katlanarak bir sonrakine devrediyor. Aynı bir tacirin borç hanesinin artarak her sene bir sonraki seneye devretmesi ve sonunda iflas etmesi gibi… Seçimleri kazanan her aday bir öncekinden enkaz devralıyor ve bu enkazın müsebbipleri hiçbir şekilde sorumlu tutulmuyor. Beka sorunundan bahsediliyor, evet belki de beka sorununu konuşmanın en uygun olduğu dönemlerden birindeyiz. Çünkü AKHP iktidarı Cumhurbaşkanlığına bağlanan, Sayıştay denetimine ve İhale Kanunu’na tabi olmayan, SPK düzenlemelerinden bağımsız olan, sözde finansman garantisi sağlamak amacı ile kurulan Varlık Fonu’na devredilen tüm kamu varlıklarının satılmasının yolunu açtı. Bu yolu açan 12.Mart.2019 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan “Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği” ile özelleştirme adı altında yabancılara veya yerli görünümlü yabancılara henüz yok pahasına satılmamış Türkiye’nin neredeyse kalan bütün varlıkları satılabilecek. Bu fonda olan birkaç Kurumu hatırlatmak gerekirse; Ziraat Bankası, BOTAŞ, Türkiye Petrolleri (TPAO), PTT, TÜRKSAT, Eti Maden İşletmeleri, ÇAYKUR, THY, Halkbank… Stratejik öneme sahip bor madenlerimiz Eti Maden İşletmelerine bağlı.
Siyasetçilerin bütün icraatlarında sorumlulukları ve veballeri var ancak seçmen de aynı sorumluluk ve vebal altında olduğunu unutmamalı. Kur’an-ı Kerim’de “akletme” kelimesi 49 defa geçer. Bizler de eşref-i mahlûkat olmamızı sağlayan bu hasletin hakkını vermeliyiz. İnancımıza, değerlerimize aykırı olan söz ve davranış kime ait olursa olsun tepki vermeli, dünyalık menfaatler için bunlara destek verip alkış tutarak bu kişileri batıl bir yolda daha da cesaretlendirmemeliyiz. İnsanoğlu kendine benzeyeni sever, biz de adil olmalı, adil olanı sevmeliyiz aksi takdirde Hadis-i Şerif uyarınca içinde bulunduğumuz hal üzere yönetilir adaletsizlikten yakınır dururuz.  Kendinize bir sorun; şu anda ülkemizde adalet var mı, yok mu? Cevabınız insanımızın şu anda içinde bulunduğu durumu gösterecektir.





Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV