21 Kasım 2018 Çarşamba

Simit Kafe’nin Garson Kızı

01 Kasım 2018, 18:26
Simit Kafe’nin Garson Kızı
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

 


Ankara’da, Bahçelievler 7. Cadde’deki simit kafelerden birinde garsonluk işi bulunca sevinçten deliye dönmüştüm. Bu işten önce açtık neredeyse. Anne babamı merak ettiniz tabii ben böyle deyince. Ne yaparlar, bana bakarlar mı diye. Anlatayım.

Babamı hiç bilmem. Ben daha doğmadan terk etmiş annemi. “Gemilerde çalışacağım, memleket memleket gezeceğim. Kalabilirsem bir limanda kalırım. Sonra sizi de aldırırım. Buralarda  karnımızı doyuramayacağımız belli” dermiş hep. Bir sabah pek keyifli uyanmış. Hiç âdeti olmasa da ıslık çala çala taramış saçlarını. İki gömleğinden daha yeni görüneni giyip, “hoşça kal” bile demeden aceleyle evden çıkmış. Çıkış o çıkış. Annem bir daha hiç haber alamamış babamdan. Ardından babaannem ölmüş. Dedemi kaybedeli zaten çok olduğundan babamdan haber alacak kimse kalmamış. Amcalarım da onların başına kalırız korkusuyla arayıp sormamışlar. Bana hamile annem ortada kalınca komşuların verdiği bir kap çorba,  birkaç  dilim ekmek ile  idare etmiş. Fakir semt  bizimkisi. Bir kap çorba vermek, çok şey vermek onlar için. Ama vermişler. 

Kırkım çıkar çıkmaz beni anneanneme bırakıp  ev temizliğinden aşçılığa ne bulduysa koşturmuş annem. Sadece kırk gün anne sütü emebilmişim yani. Bu çelimsizliğim, ufaraktan oluşum ondan gibi geliyor bana. Anneannem süt bulamayınca bulamaç yapıp yedirmiş bana. İyi beslenememişim. Ne buldularsa onu yedirmişler  işte.  
 
Etraftaki çocukların küçülenleri ile büyüdüm. Üstüm başım iyiden iyiye eski olurdu. Komşunun en büyük çocuğundan en küçük çocuğuna giyildiğinden hali kalmamış olurdu giysilerin. Temizliğe gittiği evlerden kıyafet getirdiği olurdu annemin. Nadir de olsa. Gittiği evde çocuk olacak, benim yaşımda olacak bir de. Ama annem benden on yaş büyük çocukların giysilerini bile alırdı. Büyüyünce giyerim diye. 

Simitçi kafeden birkaç dükkân yukarıdaki gümüşçü kadın, annemin temizliğe gittiği evlerden birinin sahibi. Bu işi bana o buldu. Önce beni bir güzel tembihledi. Ne iş olursa gıkımı çıkarmadan yapmalıymışım. Tuvaletlerin temiz olup olmadığına hep  bakacağım. Siparişleri alacağım. Koşturacağım yani gün boyu. Ayaklarıma karasu inse  “bir bu kadar daha koşturacak enerjim var” diyeceğim. Değil bir tek simit, açma tek bir susam tanesini dahi kafe sahibi vermeden ağzıma atmayacağım. Atmam valla! İş bulmuşum, hiç işimi  tehlikeye atar mıyım bir susam tanesi yüzünden.

İki aydır çalışıyorum kafede.  Eve pestilim çıkmış halde gidiyorum. Ama…  Üniversiteye hazırlanmam için paraya ihtiyacım var. Biraz param biriksin kursa yazılacağım. Gerçi üniversite tutturup okusam ne değişecek? Öğretmen olsam atanabilecek miyim? İş bulabilecek miyim? Buradaki garson kızlardan biri gıda mühendisi; kasadaki işletme mezunu. Birkaçı da üniversite öğrencisi. Oğlanlardan biri ziraat mühendisi, diğer ikisi muhasebe okumuşlar. Yani lise mezunu garson değil de üniversite diplomalı garson olacağım. Oysa Kül Kedisi olmak istiyorum ben.

Her gün siyah gömlek, pantolon üzerine bordo renkli önlük giymekten nasıl memnunun! Eğer  başka bir işte olsaydım mesela doktor, avukat yanında  sekreter olsaydım ne bulup da ne giyerdim! Aylığımın yarısını eve harcıyorum, boğazımıza; yarısını da  kurs için bir kenara koyuyorum böylece. Annem her gün temizlik işi bulamıyor artık. Hayat pahalandıkça insanlar ilk gündelikçilerden kısıyor. Yüz yetmiş beş lira temizlik ücretini artık karşılayamayacaklarından temizliğe gittiği üç ev, “buraya kadar” deyip anneme teşekkür etmişler. Yol vermişler yani. Ayda bir kez bile temizliğe gitse bize düğün bayram oluyor şimdi.

Bazen dışarıda oturan müşterilere serviste bulunurken gözüm köpeklerini gezdirenlere kayar. Ya da lüks arabalarını bağırttıra bağırttıra caka satan zengin bebesi oğlanlara. Hayatlarımız nasıl farklı! Çoğu kez ev köpeklerinin gördüğü ihtimama öyle imreniyorum ki…  Köpek olasım geliyor o zaman. Ama kimi sokak köpeklerinin halini görüp okudukça gülüyorum bu düşünceme; halimden memnun bile oluyorum.

Sabahın beşinde  yine çok zor uyandım bugün. Erken kalkmalıyım ki  en geç altıda evden çıkmış olmalıyım. İşe, okula yetişecek herkesin acelesi vardır. Koşturma sıkıdır  sabah saatlerinde. Saat on gibi de tek başına yaşayan emekliler sökün eder. Kimi konuşacak bir insan bulmak için gelir kimi burayı uğrak yeri yapmıştır. Kahvaltısız işe gidenler mutlak uğrar simit, poğaça alır. Kimi de kahvaltısını evde değil burada yapar. O yüzden yedi demeden açılmış olmalı kafe. Sağ olsun, Sincan’dan banliyö treni ile gelen iki garson çocuk üstlenmişler bu sorumluluğu. Onlar eski olduğundan yol paralarını patron ödüyor.  

Dokuz numaralı masadaki müşteri kalktı. Hemen servisi toplayıp masayı  silmeliyim. Bir masa boşaldığında patronun gözü mutlak üzerimdedir çünkü. Ohh, müşteri gelmeden masayı temizledim. Başımı masadan kaldırmak, yolu görmek demek. O da ne? Karşıdan karşıya geçen şu kısacık saçlı, usturuplu hanımın çantasından bir şey düştü. Aaa, bir cüzdan. Ne yapsam? Biri görüp alır da cebine atarsa... Sesimi çıkarmazsan  kendimi affedemem. Bağırayım en iyisi. Patron nasıl kızgın baktı bağırınca bana... Bu trafikte sesim duyulacak gibi değil. Koşup alayım cüzdanı da kadıncağıza vereyim bari.

Ne olduğunu anlayamadan kendimi kaldırımda buldum işte. Bu ses ne böyle? Fren mi?  Off, ne oldu? Kemiklerim! Kırıldı mı ne. Araba mı çarptı bana? Allahım, ann……….
*****
Burası hastane galiba.  Biri beni buraya getirmiş olmalı. Ne güzel bir hastane böyle. Annemi götürdüğümüz üstü başının dökük insanlardan dünya kadar kuyruk olanlara benzemiyor. O hastanelerin civarında olduğu gibi otele verecek paraları olmadığından geceleri parktaki kanepelerde geçiren hasta  yakınlarının dallara sıkıştırılmış şilteleri de yoktur bu hastanenin  etrafındaki parklarda.  Tek kişilik bu oda! Başımda da  cüzdanın sahibesi o kadın. Başına iş açtığım için bana nasıl kızgın olmalı. Eyvah… Durumun çok mu kötü ki? Her yanım ağrıdığına, kolum bacağım alçıda olduğuna göre. Şu feryat annemin olmalı. 
*****
İyileşir iyileşmez  hafta içi gittiğim bir kursa yazdırdı beni doktor hanım. Haa, doktor hanım deyince bilemediniz tabii, o da kim. 7. Cadde’ye cüzdanını düşüren kadın. Cüzdanında  çok para varmış; ama ondan da önemlisi tamire verdiği büyük büyükannesinden kalan manevi değeri çok yüksek yüzük de içindeymiş. Başkasının cüzdanı için kendimi o trafikte yola atmam karşısında ilkten biraz kızmışmış ama sonra kucak açtı bana. Şimdi, sekreterinin işi olduğu  zamanlar  idareten muayenehanesine bakıyorum. Bana her ay asgari ücretten fazla ödeme yapıyor o ay muayenehanede hiç işim olmasa da.  Burs vermek gibi bir şey aslında onun yaptığı. Ama sanki ona borçlu hissetmemeyim diye böyle davranıyor gibi geliyor bana. Annem de muayenehanenin  temizliğine, çaya, yemeğe bakıyor. Evine de gidiyor. Eskiden yabancı bir kadın yaparmış bunları. Hem ev hem muayenehane deyip iki kat  para istemiş. Yabancı çalışan evde iş yaparken muayenehanede olmadığı, muayenehanede iken de evde çalışmadığından doktor hanım bu isteği kendisinden daha fazla para kopartmak olarak algılayınca ipler kopmuş.

Bu kısacık saçlı, sapsade, tertemiz kalpli doktor sadece hastalarını iyileştirmekle kalmadı anlayacağınız. Benim ve annemin kırık dökük hayatımızı da iyileştirdi. Nasıl teşekkür etsem bilemiyorum, yok, biliyorum aslında. Ona emeklerinin boşa gitmediğini göstererek. Simit kafede koşturarak çalışırdım; şimdi oturup dirsek çürüterek çalışacağım üniversite öğrencisi olmak için.  Mutluyum artık. Masaldaki Kül Kedisi kadar.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 30.10.2018






Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    seks hikaye sex izle porno izle
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK OKUNANLAR
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV