20 Temmuz 2019 Cumartesi

SESSİZ BEYAZ EV

07 Mayıs 2019, 14:36
SESSİZ BEYAZ EV
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

Baharın leylak kokulu taptaze havası yokuş çıkmayı nasıl da kolaylaştırıyor. Bunda, ikide birde gördüğüm sarıpapatyalar ya da çiçeklenmiş elma ağacının resmini çekmek için duraksamamın da payı var. Serince rüzgâr, soluklandırmak için doğanın nefesini üfler gibi. Yokuş, anayolda bitince karşıya geçmek için bakınırım, ilkokulda öğrendiğimce. Önce sağa, sonra sola, sonra tekrar sağa. 

Hiçbir yana bakmama gerek kalmadan bir jandarma minibüsü belirdi tam gözümün önünde. Hoş, bizim buralar jandarma  kontrolünde  olduğundan bunda şaşacak bir şey yok. Ama farklı bir his kapladı içimi. Değişik bir duygu gölgeledi bahar havasının tazeliğini.

Eve girip  çantasından kol saatine tüm gün ya da yol boyunca hamallığı yapılan her şeyden kurtulmak ne keyif. Bir de balkondan arkalara bakıp nefes almak. Bahar uyanışının tazeliğiyle hücreleri doldurmak. Nisan ayının eli değince çiçekler açmış  ağaçları seyretmek.

Tepeler sakin. Ne tilkilerden birini  ıssızda  kıstırıp da durmaksızın havlayan köpeklerin  sesi var ne de sesi kısılmış bir köpeğin havlamasını andıran tilki çığlığı. Ne şahinler  görünürde ne  keklikler ötüşüyor. Bahar çökmüş arkalar, baharın kokusundan sarhoş sanki. O kadar sessiz her yan.

Ama… İşte orası sakin değil gibi. Birkaç dönümlük koskoca bahçesi olan, kendisi de en az çeyrek dönüm üzerine kurulu iki katlı müstakil evin etrafındaki bunca araba da ne? Demin gördüğüm jandarma aracı, ambulanslar, üzerinde olay yeri inceleme yazan şu araba? Ne olmuş olabilir ki balkonlarında, pencerelerinde bir kez olsun insan gözükmeyen o evde?  İçinde kimse yaşamıyormuş gibi ıssız, havalar ısınınca kırk yılda bir misafirlerin uğrayıp bahçede kiminin koskoca mangal başında, kiminin şezlonglarda güneşin tadını çıkardığı, bekçi köpeklerinin ev sahibinden daha çok gözüktüğü bu evde ne olmuş olabilir ki? Üstelik köpekler eve kimseleri yanaştırmazlar, hemen havlarlardı. Hay Allah… Offf!!! “Olay yeri incelemesi” yazan şu araca bakınca… Biri ölmüş olmalı.  

Tek başına yaşıyordu ev sahibi bildiğim kadarı ile. Bahçe ile ilgilendiğini hiç görmedim. Bahçesinde vakit geçirirdi; ama ya mangal başında ya bahçe kanepesinde pineklerdi. Veya köpekleri ile oynardı. Ağaçların budandığına, meyvelerin toplandığına hiç rastlamadım.

Çitleri sanki Avusturya dağ evleri havasında olduğundan bir kartpostaldan çıkıp da oraya oturtulmuş hissi veren, belki geniş bahçesinden ötürü biraz da  çiftlik evi görünümlü iki katlı evde neler oldu da jandarmasından cankurtaranına gelmiş halde?  Orada yaşayan adam ne durumda peki? İntihar mı etti acaba? Kız arkadaşı, nişanlısı ya da alacaklı verecekli oldukları vardı da onlar ile mi tartıştı? Neyse sorun, çözemeyip  gırtlak gırtlağa mı geldiler? Silah sesi, çığlık duyulmadı ki geceleyin. Ses duyulmayacak uzaklıkta da değil, iki yüz metre bile yok arada. Bir kaçış, kovalamaca, haykırış olsa işitilirdi mutlak. Çünkü mangal partilerinde tek tek sözcük olarak anlaşılmasa da bahçeye insanların doluştuğunu  haber veren konuşma uğultusu duyulur. 

Herkes mışıl mışıl  uyurken mi oldu acaba olaylar? Gecenin koyusunda, korku filmi gibi. Belki tek başına yaşayan evin sahibi adam cinnet geçirdi. Borç batağına battı… Tefecilerin eline düştü. Başına içinden çıkılamaz haller gelince  gazetelerde okuduğumuz haberlerden birisi oldu… Kendi isteği ile göçtü… Offf, neler gelmiyor insanın aklına. Belki de kötü alışkanlıkları vardı. Bir gün  yaşayacağı kaçınılmaz son, işte bugün olmuş olabilir mi? Ne acı tüm bunlar. 

Yahut da adamın tek başına yaşadığını bilenler, sessizce içeri girdiler. Adamın nesi var nesi yok almak için. Sonra ev sahibi ile  karşılaştılar. Boğuşma çıktı. Belki adam kan kaybından öldü belki  evine gireni de ağır yaraladı. Ve şimdi kapıda iki cenaze arabası olduğuna bakılırsa, ikisi de öldü. Belki de arkadaşlarını ağırlıyordu evinde. Televizyonda maç izliyorlardı. Hiç olmayacak bir şeyden aralarında tartışma çıktı. Sonuç, şu an evin önündeki araçlara kadar geldi.

Veyahut da kız arkadaşı veya nişanlısı vardı belki. Birden anlaşmazlığa düştüler. Orada yaşayan adam, hiç olmasın istesek de  gazetelerde rastladığımız, kravat takınca az ceza alacaklarını bildiklerinden kendilerinden ayrılmak, boşanmak isteyen nişanlılarına, eşlerine hatta kendileri ile arkadaş olmak istemeyen okul ya da sınıf arkadaşları kızlara  bıçak, tabanca ile saldırıp sonra da kendi canını kurtarmak için atları geçercesine koşup kaçanların yaptıklarını mı yaptı? Ve bir gelecek kurmak için yola çıkmış, ileride beyaz badanalı evlerinin bahçesinde çocuklarının koşturmalarını seyredip seslerini duyacak adam ve kız arkadaşı, şimdi o ev onlara mezar olduğundan tüm bu hayallerden çok uzakta  mı?

Hava karardı. Tüm araçlar hala orada. Başka araçlar da geliyor. Beyaz evin sahibinin yakınları olmalılar. Haberi alan geliyor demek ki.

Gece yarısı oldu. Arabalar hala orada.  Off off… Filmlerde olur sanırdım bu görüntüler. Çok yakınlarda ve gerçek de olabilirlermiş. Biraz ilerde şimdi mesela. Oysa o evi  bambaşka görüntüler içinde görmeye alışkındım. Ağaçlar çiçek açarken, ana yoldan giriş kapısına uzunca bahçe yolunun iki kenarındaki  sedir ağaçlarına konan kerkenezleri görmeye alışkındım. Misafirlerin mangal başı keyiflerini ve sahibi adamın köpeklerini eğitmesini görmeye alışkındım. Hayat, dümdüz akarken aniden öyle kavisler çizebiliyor ki akış, yüksek dağlardan denizlere dökülen akarsuların  şelale olup dökülmesince zerre zerre savrulmaya dönüşüyor. Yaşam, alıştığımız çizgisinde ilerlerken hep öyle devam edecekmiş gibi geliyor; ama çizgi bir anda kırılabiliyor, sonlanabiliyor. Bu gerçeği hatırlatan da bazen bahçeli beyaz bir ev oluyor.

Belli ki büyük bir şey yaşanmış o evde. Büyük bir arbede, boğuşma. Orada yaşayan kişi için endişeliyim.  Apartman görevlisine sormalı iyisi mi yarın geldiğinde.
*****
Az ilerideki evde neler olup bittiğini apartman görevlisi de bilmiyor. Kendisi de görüp meraklanmış onca arabayı. Belli ki evin yakınına gitmemiş. Ama “ben öğrenirim” diyor. 
*****
Apartman görevlisi ertesi gün de öğrenememişti. Daha ertesi gün yüzünden belliydi öğrendiği.
-Orada tek başına yaşayan bir adam vardı ya. Gençten. Kırkını az geçmiş. Akıl sağlığı pek yerinde değilmiş. Ailesi ona iki gün boyunca ulaşamamış. Telefonlara cevap vermemiş. Bunun üzerine polise haber vermişler. Adam kalp krizinden ölmüş  meğer.
*****
Çok üzüldüm. Sadece adama değil, o adamın içinde bulunduğu yalnızlık gerçeğine de. Orada olanlara ilişkin akla ilk gelenlerin hiçbiri değildi gerçek. Bir insan tek başına ölmüştü. 

Bunu duyunca bu çağın tek başına yaşamak zorunda kalmış, kalacakları geliyor akla.
*****
İki hafta sonra yine arabalar ile doldu beyaz evin önü. Plakalar farklı farklı. Daha çok İstanbul ve İzmir. Hepsi de pek lüks. Evden bavullar ile, koliler ile bir şeyler çıkarıp bagajları doldurdular. Eşyaları pay ettiler belli. Sonra da tek tek uzaklaştılar. Beyaz ev şimdi, gece karanlığında gözükmez halde. Değil bahçe ışıkları, evin çırası yanmıyor artık.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), ‎30 Nisan  –  07 Mayıs 2019

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV