16 Aralık 2019 Pazartesi

Sadece aptallar meditasyona para öder!

08 Kasım 2013, 09:27
Sadece aptallar meditasyona para öder!
 Gizemli Gülün Gözyaşları’ kitabının tanıtımı için dünya turnesine çıkan Hintli ressam, tasarımcı ve düşünür Swami Rajneesh’in yolu İstanbul’a düştü. Seminer ve meditasyon çalışmaları için Türkiye’ye gelen Rajneesh, söylüyor. Meditasyonlarından para almadığını söyleyen düşünür. “Sadece aptallar meditasyona para öder. Bu dolandırıcılıktır. Fakirler zengin, zenginler fakir olmak istiyor.” diyor.

Çok acı çektiğinizi anlattığınız kitabınızı okudum. Bu kadar çok acıyı çekmeseydiniz bu yolda bu kadar ilerlemek mümkün olamaz mıydı?

Kalite ve derinliğe acıları yaşamadan gelmek zor. İnsan pek çok farklı noktaya ulaşabilir. Acı çekmenin tamamen önemli olduğunu düşünmüyorum ama hatta hiçbir insanın da çekmesini istemem. Ancak acı çektikçe insani derinliğiniz ve hayatı algılayışınız artar. Yaşadığımız deneyimleri derinleştirir acı. Çektiğim acıların beni güçlendirdiğini düşünüyorum. Doğu ve Uzakdoğu’da acının anlamı çok farklı, biz acının gerçek anlamını biliyoruz. Batılı ve Amerikalılar McDonald’s’tan acı çekiyor.

İnsanlar size acı çekmeyi öğrenmek için mi geliyor?

(Gülüyor) Eğer beni tanırsan acı çekersin. İnsanlar kör, bir rüyada yaşadıklarını düşünüyorlar ve acı çekmiyorlar. Bilinçlenip, insan ruhunu tanıdıkça başlar acı.

Babanızın zenginlikten kaynaklanan kibrini küçük bir çocukken fark ettiğinde acı mı hissetti? Zenginlik acı verir mi?

Her iki tarafını da gördüm, veredebilir. Çok para insanı daha duyarsız hale getirir, egonuzu destekler. Ve yanlış bir ego. Ben çok basit yaşıyorum. Gözlerim hasta olduğu için gözlük takıyorum. Ayağımda bir terlikle dolaşıyorum. Saatim ve cep telefonum yok. Cebim bile yok. Fakir görünebilirim ama fakir değilim. Benim ustam ve şeyhim benden farklıydı. O fakir, ben zengin doğdum. Zenginler fakir, fakirler zengin olmayı istiyor. Yakınımda çok zengin insanları sevmiyorum. Parayı niçin kullandığın da önemli. Üreten insanları seviyorum.

Peki kız kardeşiniz Shona şu an ne yapıyor? Sizin öğretilerinize merak duyan birisi mi?

Kimsenin hayatını değiştirmek istemem, bana gelirlerse öğretirim. İnsanları oldukları şekilde bırakmak tercihim. Bu kitabı kendim için yazdım, fikirlerimi empoze etme amacım yok. 12-14 yıl hiç konuşmadan tamamen sessizlik içinde yaşadım.

Sıradağların sizin hayatınızda bu kadar önemli olmasının nedeni nedir? Yükseklik duygusu mu, yoksa yüce olan karşısındaki acziyet mi?

Dağlar dağlar... Açık havayı, dağları, ormanı çok seviyorum. Okyanustan çok dağ insanıyım. Herhangi bir dağ olabilir bu. Himalayalar’da bu şekilde yaşayabilirim. Türkiye’de de olabilir bu.

Bhagwan’ın yolunda ilerlerken onun yakınında olan kişilerin size ve başkalarına uyguladıkları sert ve katı tutumlar onların bu öğretiyi anlayamadıklarını mı gösteriyor?

Herhangi bir ustanın etrafında oluşan herhangi bir organizasyonda hiyerarşik bir yapı oluşur. Güç her zaman bireyin karşısındadır. Bireysel karizma kendine has bir çekim gücüne sahiptir. Bu herkesi bir birey yapmaya yöneltir aslında. Otorite kontrol ister. Birey de kendi hegemonyasını kurar. Bu da çok talihsiz bir şey. Ben hiçbir zaman kaybetmedim. Gerçek güç insanlara diledikleri gibi yaşayabilme hakkı tanıyabilmektir. Eğer bunu kontrol etmeye çalışırsanız bu sizin zayıflığınızı gösterir. Güçlülük kabullenmedir. Biz kalbin içinden bakıyor ve önce kalbe değer veriyoruz.

Peki üstadınız Osho’nun yanındaki müritlerin size karşı tutumları şu an nasıl? Yoksa çatışma sürüyor mu?

Benim çatışmam yok. Çatışma bireyin kendi içindedir. En büyük duvar beyinde ördüğümüz duvardır. Onların benimle bir çatışması olsa bile benim onlarla yok. Tüm yaşam felsefem bunun üzerine kurulu. Ne olursa olsun ‘teşekkür ederim’ diyorum. (Gülüyor) Düşmanlarıma bile teşekkür ediyorum. Fakir insanları daha kutsal ve yakın görüyorum kendime.

Ya sizin çevrenizdekiler de gelenlere aynı tutumla davranıyorlarsa?

Benim bir takipçim yok, ben insanları takip ediyorum. Aslında onlar kaçıyor, ben durdurmaya çalışıyorum. Amerika’da böyle konuştuğumda beni akıl hastanesine tıkmaya çalışıyorlar. Türkiye’de insanların bunu anlaması daha kolay.

Sizin Osho’nun devamı olduğunuza itiraz eden yok mu?

Ben benim, sonra da hiçliğim. Benim üstadım hiçbir zaman bana iki numara olacaksın demedi. Önce ben kendimim, o olmak gibi bir amacım yok. Ben hiç kimseyim. Birilerini yakalarsın ama hiçliği yakalayamazsın. Ben hiçliği yakaladığım için daha aşağı indiremezler. Tırmanmak çok zor, ben gayet yavaş yürüyen biriyim. Gücü taşıyan bir şey yok ben de, cebim yok. Ne kadar yukarı çıkarsan aşağıda o kadar çok seni aşağıya çekmek isteyenler olacaktır. Gayet basit ve kalben açık olmak lazım. Eğer ki sen adamın karşısına hiçim diye çıkarsan seninle savaşmak için bir amacı kalmayacak. Biraz aptal olduğumu düşünüyorum. İstanbul’a bir aptal gelmiş diyebilirsin. (Gülüyor) Aptalın bile bir varlığı vardır, ben aptal bile değilim.

Peki Osho’nun bedeninden ayrılıp onun devamı olmak nasıl mümkün oluyor?

Bu çok mistik bir soru. Bu tarz deneyim geçirmiş kişiler bu konuda pek konuşmazlar. Onunla benim aramda bilinçli olarak olan bir şey. Üzerinde konuşabilecek bir şey değil aslında. Sessizce olan, duygulu ve derin bir şey. Bu soru karşısındaki cevabım sessizliktir. İstersen telefon numarasını vereyim bir ara. (Arıyor gibi yapıyor) Sıfıra bas ve dinle. Bekle cevap gelecektir. (Gülüyor) Her şey sessizliğin içinde oluşur. Hayatın getirdiği büyük deneyimler aslında büyük sessizlikler içinde oluşur. Varlığın derin anlamını o sessizliğin içinde buluruz.

Niye yavaş yürüyorsunuz?

Ben her zaman yavaşım. Benim yavaşlığım içten geliyor. İçte ve hiçbir hareket yok. Merkezde hareket yok. Bazı şeyleri öğretemezsin, aşk, tutku gibi. Eğer insanlar seninle karşılaştığında sendeki bu enerjinin içselleştiğini anlayabilirlerse yavaşlarsın. Seninle benim kalbim birbirinden farklı değil. Sana aşk adına hiçbir şey öğretemem. Ancak kendimi yavaşça sana aktarıyorum.

Osho sizin için ne anlam ifade ediyor?

Aslında o herhangi bir şey değil. Onun nesnel bilinci, senin bilincindir. Osho’nun fotoğrafı aslında doğru değil, ölmüş olan kişinin fotoğrafı. Mevlâna, Buda, Osho olsun hepsi temelde tek bir bilinç. Benim için birliği ve varlığı temsil eder. Kişilik değil, farkındalık ve bilinç meselesi.

Siz sizi seven komününüz için ne anlam ifade ediyorsunuz?

Aşk kör ve delice bir şey olduğu için ‘Niye buradasın?’ diye soramam. Bunu onlara sormalısınız. Her şeyini bırakıp gelen insanın niye orada olduğunu ben de sorguluyorum. Kesinle bir sufi ile aşk yaşama, delilik! (Gülüşmeler) Aşk bir nehir gibidir, farklı nehirler birleşerek okyanusa ulaşır.

Osho ölmedi, dünyayı ziyaret etti diyorsunuz kitabınızın başında. Ama onun yardımcılığını yapan Shonyo (Osho ile Parlayan Günlerim kitabında) onun öldüğünden söz ediyor? Size göre insanlar ölümsüz mü?

Zavallı kadın. Üstadı eğer bir beden olarak görüyor ve onun öldüğünü düşünüyorsa hiçbir şey anlamamış. Senin ölümlülüğün inançla alakalı değil, gerçek. Aslında hiçbir şey ölmüyor. Bilinç ölmez, ölen bedendir.

Bütün ilahi dinlerde ölümden sonra bir ahiret hayatı var ama!

Ölüm olduğuna inanmadığım için sonraki hayata da inanmıyorum. Sonraki hayattan bahsedersen ölümden bahsediyorsun. Ölümden sonrasını konuşuyorsan hayat öncesini de konuşmak gerekir.

İslam dinine göre de hayat öncesinde ruhlar alemi var.

Güneşin orada olduğuna inanıyor musun? Orada bir şüphe vardır. İnanç varsa şüphe de vardır. Hiçbir şey bilmediğimi biliyorum.

Osho’yo da mı inanmıyorsunuz?

Osho’ya da inanmıyorum. Onu sadece biliyorum. Şüphe inancı doğuruyor. Fiziksel olarak bakınca iki gözünle görebilirsin, önemli olan kalbinle görebilmektir. Kör olan adam ışığın olmadığını düşünür ama kalbi gözü açıldığı zaman ışığı görür, eğer ki karanlığa inanmak istemiyorsun. Her şeyin Nirvana olduğunu düşünüyorum.

Aydınlığa inanıyorsunuz ama?

Aydınlık deneyim ve yaşamaktır.

Sizin öğretiniz ve doktrininiz neyi içeriyor? İnsanlara ne vaat ediyorsunuz ki bu kadar insan peşinize takılıyor?

İnsanlarda aslında benden daha çok fazlası var. Maddesel olarak her şeye sahipler. Onlara hiçbir şey önermediğim için geliyorlar. Bir şey önerecek olsam markete gitmelerini tavsiye ederdim. Bir şey arıyorsan bunu dükkânda bulabilirsin, kimseye bir şey satmaya çalışıyorum. Ben hiçbir şey öneriyorum, onlar da hiçbir şey istiyorlar. Her şeyleri var, hiçbir şeyleri yok.

Ancak Osho Meditasyon Merkezi adı altında bir sürü para kazanılıyor. Sizin meditasyonlarda da böylesi bir ticaret yok mu?

Aptalların hepsi meditasyona gelir ve para öder. Bu tamamen bir dolandırıcılık. Benim parayla pulla işim yok. Osho Center, büyük bir iş merkezi haline geldi. Para seni satın alamaz. Ağaç altında, nehir kenarında da bunu öğrenebilirsin. Bir şeyler satın almaya o kadar alışmışlar ki bunu da parayla satın alıyorlar. Meditasyonu da satın alabileceklerini de düşünüyorlar. Ben ücretsiz çalışırım kişisel olarak. Meditasyondan hayatım boyunca hiç para kazanmadım. Bunun bir fiyatı yok, satamam. Bu tarz şeyler için mücadele ediyorum. Hiçbir şeyim olmadığı için mutluyum. Sadece bana idare edeceğim kadar para geliyor. Paraya ihtiyacım olunca, tasarım filan yapıp para kazanıyor, meditasyona geri dönüyorum.

Şu an dünya turnesindesiniz. Oradan kazandığınız parayla mı yapıyorsunuz bu turu?

Evet bu şekilde kazanılmış parayla geziyorum. Yakında param bitecek. Beş-on dolarlık bir birikimde işimi görür, binlerce dolarla işim yok. Ben meditasyonlardan para almıyorum, herkes ücretsiz katılabilir. Çok standart yaşadığım için çok paraya ihtiyacım yok.

İyi de organizasyon mu alıyor bu parayı?

Çok büyük paralar değil. Asgaride tutmalarını istiyorum, 10-15 dolar talep ediliyor. Vermeyen için de bir sıkıntı yok.

Zen ya da Budizm, Batı’da bir felsefe ve yaşam tarzı olarak algılanıyor. Uzakdoğulular ise bu görüşü paylaşmıyor ve bunu bir din olarak isimlendiriyorlar. Sizin bu felsefe ve görüşünüz bir din mi?

Zen ve Budizm dinselleştirildi. Dinsellik hayatın aslında bir kalitesidir. Meditasyon bir tekniktir. Din bir inanıştır. Dinsizlik insanlar için olayları en basit algılamanın yolu. Bilinç olarak algılamak daha önemli. Aşkı ABD, Hindu diye ayıramazsın. Aşk aşktır, toprak toprak, doğa doğa... Bu noktada biriz. Tek farkımız Türkiye için vize almam. Dinsellik temelde tektir, ama dinsellik ayrıştırıcı bir şeydir.

Normal sıradan bir insan ile zen öğrenen bir insanın farkı nedir?

Normal kişi en iyisidir. Ben sıradan insanın aradığı Zen’i aramıyorum. Zen aranacak bir şey değil. Zen, ben demek. Arayan kişi aslında hiçbir zaman aramaz.

“Okyanusun çiğ damlasının içinde yok olması, büyüğün küçüğe boyun eğmesi, yalnızca doğu böylesine derinlikli bir ifadenin bilincindedir” diyorsunuz. Sonsuz zihinsel sükûnetin batı topraklarında bulunamamasının nedeni nedir?

İnsan beyninin bu yolda devam etmesinin zamana ihtiyacı vardır. Batı bu tarz aydınlanma ile hiçbir zaman karşılaşmadı, onlardaki aydınlanmanın karşılığı farklıydı. Doğuda biz eski kültürleriz. Çok fazla acıyla karşılaştığımız için ölümü ve hayatı sorgulama fırsatımız oldu. Batı sadece oyuncakların peşinde koştu. Temel soru, hayat nedir ve nereye gittiğidir. Hayat ölümle bitiyorsa o zaman bütün bir hayatın hiçbir anlamı yoktur. Batıdaki hayatın anlamı tamamen oyundur. Oyunu ve oyuncakları bitiremedikleri için bu sorulara gelemediler. Ne zaman Doğuya gelseler modernleşmemiş insanlar olduklarını düşünüyorlar. Kültürleri çok genç. Türk, Hint, Arap kültürünün binlerce yıllık birikimi var. O yüzden bunlara oyuncaklarıyla oynayabilmek için biraz zaman vermek lazım. Onlar için fazla bilgeyiz. Aslında bir güce sahip değiller. Yüksekten düşüp toprağa değdikleri zaman bunu anlayacak ve Doğu’nun bilgeliğine değer verecekler. Ego kördür.

İnsanlar doğru soruyu bulmak için mi size geliyor?

Batının çok az bir kısmı geliyor. Küçük bir kısım. Yüzde 2 bile değil. Bunlarda aklı başında akıllı insanlar. Doğru sorunun ne olduğunu bilmiyorlar. Bütün sorular temelde yanlış. Doğru soruyu bulursan doğru cevabı bulursun. Doğru sorunun sorusu da cevabı da yoktur aslında. Nasıl soru sorulacağını bilmiyor, nasıl cevabının olmayacağını bilmiyorlar. Bu biraz deha isteyen bir şey.

Osho zihin yoktur diyor.

Bunu söylemek doğru değil. Ama olmadığı bir seviyede var. Aslında olmadığını söylemiyor, çok daha fazlası olduğunu söylüyor. Fakat varacağı temel noktada başka bilinçleri de harekete geçirir.

Yoksul insan huzurludur. O yüzden mi bunlara merak duymuyor. Maddiyat manevi bir boşluk mu ortaya çıkarıyor?

Daha fazla para arayan zengin bir adam varsa fakirdir. Fakirlik göreceli bir kavram. Bu açıdan bakınca fakr-u zaruret içinde bir sürü insan görürsünüz. Fakirlerin parayı nereye saklayacakları gibi bir derdi yok. Para, köpek ve sahibi gibi. Köpek nereye çekerse oraya gidiyorlar. Paranın köpeği olmuşlar.

Peki daha çok ateistler mi, agnostikler mi yoksa Hıristiyanlar mı sizin öğretinizi öğrenmeye geliyorlar?

Kimseye adını bile sormuyorum. Bilmek de istemiyorum. Ben varlığı görüyorum orada. Nitelik olarak ne olduğuna bakmıyorum. Gelen aşk için gelir.

Sizin felsefenizin peşinden sonuna dek gidebilen birisinin geleceği nokta nedir?

Fakir insan olur. (Gülüyor)

Amerikan kültürü ve koşulları beni perişan etti diyordunuz. Hala Amerikan öfkesi devam ediyor mu sizde?

Burada kızgınlık ve bir öfke yok aslında. Politika açısından durum farklı. Her şeyi yok edebilirler. Ben bağımsız olarak insanları seven birisiyim. Otoritenin tarafında olan bir insan değilim. Bireysel özgürlük otoriteden önce gelir. Otorite bireyler tarafından birey için seçilir. Onları seçen kişileri de yok etmemesi lazım.

Haksızlık ve adalet karşısında da mı öfke duymuyorsunuz?

İnsanlar sadece birbirlerini yok ediyor. Tepkisiz kalarak tepki gösteriyorum. Böylece daha yapıcı ve güçlüyüz. Kim kendinde ne varsa onu yapabilir. Devletlerle değil bireylerle ilgileniyorum. Her birey bir dünyadır. Beni bireyin ne olduğu ilgilendiriyor, dünyanın ne olduğunun anlamı yok. Dünya yok aslında. Çöpten yiyen bir adamın çektiği bireysel bir acıdır. Toplumun ne olduğunun önemi yok, birey önemli. Benim bilincim bu yöne, insan bilinci farklı yöne giderse, ben insanların yönünü takip ederim. Kolektif enerjiye inanıyorum ama benim için temel olan bireydir. Gelmiş geçmiş bütün sufiler birey olarak geldiler. Her insanın özgürlüğüne de saygı duymak gerekir.

Yirmi yıldır hiç gazete okumamış ve TV izlememiş ve internete girmemişsiniz. Bunlardan uzak durmak insana ne sağlar?

Aptal gibiyim. Sürekli aynı haberleri okuyoruz. Temelde her şey aynı. İnsanlar temelde karısının suratını görmemek için gazeteye gömülüyor. Mistik şeylerden bahseden gazeteler olsa okurum.

İnsanı kendi varlığına inmekten korkutan şey nedir?

Toplum kendin olmanı istemez. Çocukluktan beri insan soru sormaya başlar. Toplum seni istediği gibi bir insan haline getirmeye çalışır. İleriki yaşlara gelip sorular sormaya başladığında soruların cevaplarını hep başkalarına sorarak bulursun. İnsanlar anlama gücü olmadığını düşünür. Bu çocukluktan beri empoze edilir. Ölüm, yaşam, aşk gibi özel konularda kendi kendinize bu soruların cevabını vermenizi beklemeniz lazım. Bu sorulara cevap vermeyin, bırakın masum kalsınlar. Bazı niteliklerin anlamını bilmemektir masumiyet. İnsanlar sadece bilgiye değer verir. Ayaklarımızla yürümektense beynimizle yürümeye çalışalım. Dünyada tersine dönüyor bu şekilde.

Zen üstadı olmak ve farkındalığın aşılması için yedi aşamadan bahsediyorsunuz. İslam tasavvufunda da insanın nefsinden arınması için yedi mertebe var. İslam dininin bu tasavvuf anlayışını hiç incelediniz mi?

Yirmi yedi yıllık hayatım bunun üzerine zaten. Birinci yedi seviyesi üzerine. Yapmaya çalıştığım gökkuşağının yedi renginin bileşiminden oluşan ışığa ulaşmak. Bununla ilgili birçok şeyi araştırıp okudum. Bu anlamda yedi merhalenin doğru olduğunu düşünüyorum.

Kadınların erkeklerden üstün olduğunu söylüyor ve ‘zavallı erkekler’ diyorsunuz.

Benim için güç aşktan gelir. Kadınlar kalbi olarak aşka daha yakın oldukları için böyle diyorum. Arayışta sufizm de hep feminendir. Arayan hep kadındır bu bağlamda. Bu anlamda kadınla erkeğin anlamını çok yitirdiğini düşünüyorum. (Gülüşmeler)

Azize’nin müziklerinin ilham kaynağı 
Bir yıl boyunca Rajnees’in yanında kalan şarkıcı Azize, burada edindiği tecrübe ve deneyimlerle bir müzik albümü yaptığını söylüyor. ‘Aşık Oldum’ isimli albümündeki iki şarkıyı sitesi üzerinden dinleyicilerle paylaşan Azize, ‘Türk sazlarıyla akustik ve güzel şarkılar yazıyorum artık. Yavaş hareket etmeyi öğrendim. Artık müziğimi parayla satmıyor, insanlara internet üzerinden ücretsiz paylaşıyorum” diyor.

 

H. SALİH ZENGİN

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    ARŞİV