19 Ağustos 2017 Cumartesi

SADAKAT VE LİYAKAT

02 Ağustos 2017, 13:51
SADAKAT VE LİYAKAT
Ülkü Uslu
 
        Ömrünüzün meşakkatini ya da yüsretini, evladınız yahut istikbal endişesini taşıdığınız bir yakınınız varsa, onların safahatında yaşarsınız bir de. Ve böylece bir ömür neşesiyle, kederiyle birkaç ömrü daha barındırır müddetinde.
        Pazar günümün birkaç saatini eskice diyebileceğim dönemlerime şahitlik eden sararmış kâğıt kokulu bir kutu başında geçirince, aşağıdaki satırlar sunulabilir oldu zahmetlerinize. Şundan da korktum ki ileride ‘belediyenin bir çöp evi daha tahliye ettiği’ manşetli bir habere konu olabilirim bu geçmişinden kopamayan zihniyetle. Emeklisi gelmiş  insan, bir lahza umursamazlık kafasına bürünüp de işe giriş sınav belgesini atmaz mı bunca zaman? Daha neler saklıyor kutu neler; tiyatro bileti, vapur jetonu, bir vakfın seminer giriş kartı, yurdun yemek kuponu ve iade edilmemiş kimlikler ve dolayısıyla vazgeçilememiş aidiyetler. Vesaire, vesaire…
        Okulumu bitirip bir iş sahibi olmam o kadar da uzun zaman almamıştı. Yine de çok dertlendiğimi ve sabırsızlandığımı hatırlıyorum o süreçte. Nasip, kısmet tesellileri bir yana, işsizlik korkusu durup duruyordu ensemde. Zira okuyup da çalışmamak gibi bir durum aklımın ucundan geçmemişti. Evinin hanımı olsun zihniyetinde hayırlı bir niyetle kapımızı çalacak olanlar da hiç sokağımızdan geçmesindi o günkü aklımla. Sonraları tercihini evinden yana yapmış rahat, akıllı hatunları gördükçe fikrim gidip gelmiş midir, tartışılır. Neyse ne artık; o günkü aklımla diyorum ya boşuna okumamıştık ve her halde çalışacaktık. Fakat ailemin istediği gibi okul çıkışı işim garanti olacak, mesaisi belli, tatili kesin olan bir öğretmenlik okusaydım iyiydi. Benimkisi daha çok özel sektöre hitap edecek bir okumaydı ve alakalı sektör istihdam fırsatı bakımından ancak o kadar kesat bir dönem yaşıyor olabilirdi.  
        Diğer yandan devlet kapısından şaşmamak gerektiği, bir kaşı havada babam tarafından her fırsatta tekrarlanıyordu. Bari şimdi onları dinleyeydim de bu ne iş yapacağım belli olmayan durumdan hepimiz kurtulaydık.  Mahallemizin ileri gelenlerinden babaannemiz yerine saydığımız, komşu Ayşe teyzenin istihdam sorunuma müdahalesi, özel sektörü aklımdan çıkarmak bakımından nihai tesir oldu. Hususi olarak bu meseleyi konuşmak için gelip de şöyle demişti babama: “Bak uşağum, kiz başına İstanbollara okutmaya saldın oni bir şey demeduk. Şükür sağ salim gitti geldi. Haçan duyayrum oni  gastecilik okumuş. Pek tekin iş değildur. Evinin altı müsait, beni dinlersen yap bir dükkân ona oraya da gezmesun sokak sokak gastesinu satmağa...” Ömrümün en tatlı mahalle baskıcısıydı Ayşe teyze, mekânı cennet olsun, bizi torunlarından ayırmazdı. Keşke mahallelerimizde bizleri sahiplenen, böylesi kollayan, derdimize düşenler olsa şimdilerde de.
        Okulunu okuduğum sektör, son iyiliğini yapar misali, bir küçük gazete ilanı ile imdadıma yetişirken bir taraftan da vedalaştı benimle o günlerde. Bir kamu kurumunun ilimizi de kapsayan personel alımı sınav duyurusunu görür görmez, bilgi almak için gittim şehrimizdeki ilgili birime. Müstakbel amirim hanımefendi, görüşmemiz esnasında aralara kendi fazladan kriterlerini de serpiştirerek sınav yeri bilgilerini verdi bana. İlk talim ve terbiyesini de vermiş olduğu söylenebilir o fırsatla. Bu kadar teferruat ve alakadan, aradıkları itaatkâr ve halim selim kız olabileceğimden bayağı umutlanmıştım zira. Ardından, o sınav, bu mülakat derken başladık sonuç ve atanma beklemeye. Başlı başına bir sabır süreci. Körfez Savaşı’nın başladığı, ekranda patriyotların patır patır patladığı günlerdi. Dakika dakika savaşa dair simultane çeviri dinlerken, diğer yandan savaş bize de sirayet ederse memur alımları iptal edilebilirmiş şeklindeki, çay taşıdığım felaket tellalı komşu teyze yorumlarına kulak kabartıyordum endişeyle. Nasıl bir umutsa, dört aya yakın bekleme sürecinde başka da girişimim olmamıştı, bu iş olmazsa düpedüz işsizdim. Bugünkü gibi açıklanacak diye kurumsal internet siteleri parmağının ucunda beklemek nerede? Bak dur ki postacı şaşıp sizin sokağa girsin de elinde bir sarı zarf tutuyor olsun. Ve postacı şaşırıp kapımızı çaldı birgün. Bugüne bugün çatısını evim gibi aziz bildiğim, ekmek kapım, güzide kurumum işe başlamamı bildiriyordu bana. O gün nasip oldu da başladım. 
        İş hayatımın ilk gününden edindiğim intiba, insanın nasibinin her yerde aynı düstur üzere olduğu olabilir. Zira babamızın evindeki gevşemeye izin vermeyen otorite, iş yerinde de -ömrüne bereket- kıymetli müdürümüz hanımefendi ile fasılasız devam edecekti, anladım. Gerçi, çalışma hayatına böyle birinin sıkı tedrisatında başlamış olmakla kendimi nasipli sayarım. Babam da bir yandan kontrole devam.. işimin nasıl gittiğini sordu bir akşam. Alıştığımı söyledim. En kısa zamanda ziyaretime geleceğini ekledi. “Buyur gel tabii çayımızı içersin,” dedim. “İçerim tabii, müdürünle de durumunu görüşürüm,” dedi. “Durumum, na-na-nasıl yani okul gibi mi?” diye kekelediğimi hatırlıyorum. “Eh, herhalde, bakalım nasılsın, çalışkan mısın, tembel misin, işten kaytarıyor musun, amirin bilir senin hallerini. Şimdiye kadar ne ise bundan sonra da gayretten, edepten şaşmıyorsundur herhalde...” diye sıraladı ardı ardına. Anlaşılmıştı, üstüne bir şey demeye gerek yoktu, bize düşen belliydi heerr halde.
        Bunları nereden mi hatırladım da söze konu ettim şimdi? Bu günlerde aynı sözler havada uçuşup, aynı tembihat dönüp duruyor bizim evde. İş arama heyecanı sırası, okulunu bitirip gelen kızımızda şimdi de. Aman ha çalışkanlık, aman ha terbiye-nezaket, aman ha amirine saygı-sadakat... Aman aman!.. Daha da ayrıntıya giriyoruz yeri geliyor. “Kurulup oturmayı bekleme, biz bir masada üç kişi başlamıştık, işimiz bitmeden de çıkmazdık. Fotokopi de çek telefona da bak, ortaya söylenen işleri de sen yap eline yapışmaz vs. vs.” Bunları önceden de söylememiş değiliz. Ama tekrarda fayda var bugünlerde. Nasrettin Hoca misali tedbir testiyi kırmadan önce elbette.
        Sadakat dedim de.. geçen yıla kadar temininde o derece güçlük çekilecek bir haslet olduğunu doğrusu düşünmemiştim. Tamam, liyakat şarttı da hak hukuk olan yerde sadakat olağandı bana göre. İstersen olma zaten babam kızardı... O vakitler, farklı bir kurumda uzun süre açık bulunan bir görev için “Tevdi edilse ne dersin?” diye fikrim sorulduğunda hiç de düşünmediğim bir durum olduğu için hemen cevap veremedim. “Bilmem ki layık mıyım,” dedim kestirmeden. Can gariplik bilmezmiş; sonra da gittim, acep nicedirler diyerek, diğer kurumlarda aynı görevde olanların özgeçmişlerini okudum ama oturaydım oturduğum yerde. Eh mübarekler, maşaallah!.. Diploma üstüne diploma; hem de yurt dışı üniversitelerinden çoğunda. Dahası çok iyi bilinen üç dört yabancı dil… Ardı ardına mühim görevlerdeki tecrübeler de cabası. Başka bir görüşülmede aynı mevzu açılınca da “Mevcutlar ile kendimi kıyaslayınca hiç sizleri mahcup etmeyeyim,” dedim. “Zira bende her şey yerli. Lisans üstüne yüksek lisanstan ötesi yok. Bir yabancı üniversitenin kapısından bakmışlığım yok. Yabancı dil derseniz, orta derece İngilizce sadece.” Gülümsendi. “Onlar teferruat,” dendi. “Liyakatin yetiyorsa tamamdır, iş yapma azmi ve bir de sadakat en önemlisi.” 
        Sonra olan oldu, hain kalkışma ile ülkemizin başına gelen geldi o sıralarda. Memleketin tablosu değişti, bahsettiğim konu da gündemini yitirdi ve bıraksaydım aklım kalacağı üzere yerimdeyim hala ki. O, sadakat vurgusuna çok şaşkınlığımın da muhasebesi mümkün oldu kendimce. Diyen biliyormuş ne dediğini. Kanunsuz emirlerin verilmediği yerde, itaat ve sadakati kendiliğindendir bilirdim de neler gördük neler o hain hareketlilikte. Meğer yanı başında yılanlar yaşarmış en güvende bildiğimiz zirvelerdeki devlet erkânının bile. Memleketin mahvı üzerine ne adice heva ve hevesler beslenmiş meğer sıdkın yalan olduğu ve çalınmış liyakatler ile gelinmiş çok önemli makam ve mevkilerde. 
        Şükür tersi de yaşandı aynı düzlemde. Sadakatin saygı ve sevgi ile mümkün olduğunu ve mantığa ters işlediğini gözümüzle gördük o ihanet gecesinde. Zira mantıksal çıkarımlar şahsi menfaatleri gözetirdi öncelikle. Aksine, devletin bekası için canını hiçe sayan adanmışlıklara şahit olduk şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde. Yani ki sadakat, menfaat gözetmeksizin, değişen şartlara rağmen değişmeyen aidiyet hissi ile zuhur edebiliyordu ancak. 
        Bu kavramların hangisinin daha lüzumlu olduğu tartışılır zaman zaman. İkisinin de devlet yönetiminde vazgeçilmez birer temel esas olduğu malum. Fakat sadakatin farklı yoğun bir derece ile elzem olduğu da tartışma götürmemeli bu saatten sonra. Zira liyakat yetersizliği devlet mekanizmasında işleyişe dair birtakım aksaklıklar ortaya çıkarırken; sadakat zafiyetinin devletin bekası bakımından daha köklü sorunlara ve belki de vahim sonuçlara sebep olabileceğini gördük Allah muhafaza. Sadakat, devletin bekası hususunda liyakati sağlayıcı bir tesire de sahip olmak bakımından ziyadesiyle önemli demek ki.  
        Ecdad tarihimiz boyunca devlet geleneğimize bakacak olursak, yönetimde liyakatlinin de sadakatlisinin makbul olduğunu görürüz. Osmanlı’da katline ferman çıkarılan devlet erkânının infaz kararlarında liyakatsizliklerinden ziyade sadakatsizlikleri rol oynamıştır daha çok. Her ikisinin de zayıflığı karşısında devletin uğrayacağı zarara göre verilecek ceza belirlenmişse de yol açacağı tahribatın büyüklüğü sebebiyle sadakatsizlik daha çok önemsenmiş ve “devletin bekası” anlayışının önemli bir göstergesi olarak katiyyetle affedilmemiştir tarihimizde. Öyle... 
        İşsizliğimden dem vurup da sözü döndüre dolaştıra geldik nerelere... Ziya Paşa’dan manidar bir beyit nakledelim de son verelim bu hadimiz midir değil midir bilinmez ahkâm kesmelere. Bu kadar uğraşmamış, kısaca şöyle demiş erbab olan:
        İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah
        Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah

        Vesselam!..
        Ülkü Uslu/Ağustos 2017


Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    ARŞİV