24 Ekim 2017 Salı

Sivil toplumda ‘iyi komşuluk’ hayal mi?

Emine Uçak'ın Sivil Sayfalar için yaptığı haber: İstanbul Bineali’nin ‘iyi bir komşu’ temasından yola çıkarak sivil toplumun birbirine komşu olma ya da olamama hallerini değerlendirirken, bir yandan da sivil toplum ve akademiden temsilcilerin konuya bakışından örnekler sunmaya çalıştık.

09 Ekim 2017 Pazartesi 01:42
Sivil toplumda ‘iyi komşuluk’ hayal mi?
 16 Eylül’de başlayan İstanbul Bienali’nin bu yıl ki teması ‘iyi bir komşu’…  Küratörler Michael Elmgreen ve Ingar Dragset tarafından seçilen bu temayla; ev ve aidiyet kavramlarından hareketle, ortak hayat, sınırlar, ilişkiler, karşılaşma biçimleri üzerine yorumlamaların yer aldığı eserler sergileniyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) 32 ülkeden 56 sanatçının katılımıyla düzenlediği ve komşuluk ilişkileri, mülteciler başta olmak üzere daha bir çok konuyu ‘iyi bir komşu’ üzerinden değerlendirme imkanı sunan bineal, 12 Kasım’da sona erecek.

İstanbul Bineali’nin ‘iyi bir komşu’ temasından yola çıkarak sivil toplumun birbirine komşu olma ya da olamama hallerini değerlendirirken, bir yandan da sivil toplum ve akademiden temsilcilerin konuya bakışını yansıtmaya çalıştık. Doç. Dr. Yusuf Adıgüzel’e göre, sivil toplumun iş birliği içinde olamayışının en önemli nedenleri arasında hem kurumlar arası hem de kurumlar içindeki ‘rekabet’ yer alıyorken; Mehmet Ali Çalışkan da artan kutuplaşma ve ‘mahalle’ kapanmalarının belirleyiciliğine işaret ediyor.

STGM’nin yukarıda bahsettiğimiz araştırmacılarından biri de olan Sivil Sayfalar’da bu konularda derinlikli analizler de yapan Mehmet Ali Çalışkan da iş birliğinin önündeki engellere toplumsal kutuplaşmaların ve içe kapanan ‘mahalle’ ilişkilerinden kaynaklandığını ifade ediyor. “Mahalle” metaforunun sivil toplum kuruluşlarının içinde bulunduğu durumu belirgin bir şekilde ortaya koyduğunu belirten Çalışkan, “STK’ların hem fiziki hem politik ve kültürel hem de tematik olarak katmanlar halinde içine kapandığını ve sürekli en dar mahalleye çekildiğini söyleyebiliriz. Bu durum birbirine inanç, siyaset, ilgilendiği konu vb. açılardan en çok benzeyenlerin birbirleri ile iyi komşuluk ilişkileri içinde olduğuna, diğerleri ile ya büyük mahallenin düğününde, cenazesinde karşılaştığı ya da hiç karşılaşmadığına ve bunun için bir çaba da göstermediğine işaret ediyor. Yurttaşlık davranışlarını anlamaya dönük pek çok araştırma bize toplumun çoğunluğunun kendilerine benzemeyenlerle komşuluk yapmak istemediğini gösteriyor. Bu durumun STK’lar için de geçerli olduğunu ileri sürebilirim. Farklılıkların temas ettiği ender durumlarda da tartışmalar karşılıklı aşılması mümkün olmayan varoluşsal kabullere odaklandığından aslında üzerine konuşulabilecek, iş birliği yapılabilecek konular gündeme bile gelemiyor. Bu da sivil toplum dünyasını içe kapanmış kümelerden oluşan çok mahalleli bir görüntüye sürüklüyor” şeklinde dile getiriyor.

Sivil toplumu ‘iyi bir komşu’ üzerinden değerlendirdiğimizde iyi örnek olarak adlandırılacak konuların başında mültecilerle dayanışma çalışmaları geliyor. Bunların arasındaki en iyi örnekler arasında, kendilerini ‘sivil toplum’ olarak değil ‘dayanışma’ üzerinden tanımlayan ‘Kadın Kadına Mülteci Mutfağı’ , ‘Mülteciyim Hemşerim” ile Sultanbeyli’deki “Gönüllü Kardeşler” bulunuyor.  Bu oluşumların temsilcileri  ‘komşuluk’ ve ‘ortak mekanı paylaşmak’ üzerinden yola çıkarak; ‘dayanışmayı’ bizzat ‘birlikte deneyimlemek’ üzerinden tanımlıyorlar. Toplum olarak genel anlamda çok iyi niyetli çabalar yürütülse de mülteciler açısından ‘iyi bir komşu’luktan söz etmek kolay değil. Galatasaray Üniversitesi’nden Didem Danış’ın da işaret ettiği gibi bundan söz etmek için ‘kalıcı ve eşit bir yerleşim’ olmak durumunda. Mevcut ilişki şeklinin ‘içinde güçlü bir hiyerarşi barındıran, güçlünün zayıfa kucak açması, şefkat göstermesi gibi’ yorumlanacağını belirten Danış, “Ensar-muhacir söyleminden de beslenen bu ilişki tarzı aslında yerliler ve mülteciler arasında eşit bir ilişki yaratmıyor. Veren (kucak açan) taraf, karşılığında “en azından” şükran ve minnet bekliyor. Mülteci o kadar zayıf ve aşağı konumda görülüyor ki, göstermesi beklenen karşılık (minnet) onun bir kez daha aşağı konumunun teyit edilmesi anlamına geliyor. Mülteci bu konumu kabullenmediği, buna itiraz ettiği zaman (mesela yeterince minnet göstermez, ya da maruz bırakıldığı haksızlıklara ses çıkarırsa) sözlü, sembolik veya fiziksel şiddet görmesi geniş kesimlerce meşru görülüyor. Kısacası, bir tarafın her zaman boynu bükük, diğer tarafı böbürlenerek veya efelenerek durduğu yerde komşuluktan bahsedemeyiz” diye anlatıyor.

Sivil toplum ve akademiden ‘iyi  bir komşu’ya bakışlardan örnekler ise şöyle:

Aile ve komşuluk

Aileyi Koruma Ve Destekleme Derneği’nden Gülenay Pınarbaşı

İçinde bulunduğumuz endüstri toplumunda birey, başkalarıyla birlikte bulunmayı gerektirmeyen bir iletişim imkanına sahip. Gerek bu imkanlardan gerekse hızdan kaynaklı birçok alanda olduğu gibi komşuluk kavramı bakımından bir yabancılaşma yaşıyoruz. Komşuluk önemi bir olgu olarak incelenmeli. Zihinler çok meşgul, insan kendisiyle çok ilgili, sanal etkileşim konuşma ihtiyacını karşılayabilecek düzeyde olduğu için toplum komşuluğun öneminin farkında değil. Aileyi Koruma ve Destekleme Derneği olarak, “Komşunun komşusu üzerinde bir sorumluluğu-aidiyeti olduğuna dair geleneksel kabullerin” çağdaş insana yeterince aktarılmamış olduğunu tespit etmekteyiz. Komşuluk, başlı başına kanlı-canlı bir iletişimdir. Bunun insan ruhuna kattıkları hiçbir şeye benzemez. Bu sebeple komşuluk ile ilgili özendirici teşvik edici yayınlar yapılmalı, dizilerde, sinema filmlerinde, tiyatro oyunlarında hatta kamu spotlarında komşuluğun hem topluma hem de bireylere katkısı ele alınmalı. Ayrıca AKODER olarak komşuluğun kent kültürüne çok şeyler katacağına inanıyoruz. İstanbul’u İstanbul yapan bugün çatışma alanı olarak sunulan – bir devirler aidiyet sağladığı için farklılığın getirdiği sorunları ortadan kaldıran komşuluk bir müessese olarak ele alınmalı. Bienal ve benzeri çalışmalardan beklediğimiz mahalle bir yaşam biçimi olarak azalsa dahi yeni modern yaşam biçimlerinde komşuluk nasıl sürdürülebilir bunu göstermesi. Sözlü etkileşime müsait, fiziksel ortamlar yaratmak için neler yapabiliriz. Burada başka kavramlar da karşımıza çıkıyor, haklara hürmet vs. sivil toplum kuruluşları, vakıflar, dernekler komşuluğu bu kapsamda ele alıp projeler üretebilir hatta üretmelidir.

“Ben iyiysem dünyam iyileşir”

Yrd. Doç. Dr. Yasemin Çakırer Özservet – Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

“İyi bir komşu, (göçmen, yoksul, engelli, etnik öteki fark etmeden) çocukların birbirleriyle arkadaş olduğu ve çocuklar sayesinde belki kaynaşan ama birlikte yaşamak için iyi bir iletişime sahip bir komşudur. Sokakların çocuklara ait olduğu, gülücüklerle dolu mahalle dokusunda ortak yaşam kültürüne saygılı bir komşuluk tabi ki hayalimiz. Nasıl erişilir hayallere? İlk adım ‘ben iyi bir komşu muyum, olabilir miyim?’e adım atmak belki de. Ben iyiysem dünyam iyileşir çünkü. Fiziksel mekanı tasarlamaya da, üretmeye de talibim bu başlangıçla… Emeğimle, enerjimle iyi bir komşuluk kurmak isterim. Ama ah bir de gündelik hayatta bu kadar çok koşturmasak da, konut alanında komşuluğa vakit ve enerjimiz kalsa.

 

 

“Karşılıklı saygıyla konuşabilmek önemli”

Fatma Akdokur (Adalet Zemini ) Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

On bir katlı bloklardan oluşan site tipi bir mahallede/bölgede yaşıyorum. Komşuluk deyince, hayıflanarak şunu terennüm ediyorum zaman zaman: Mekânlar daha bir yakın, ama komşuluk, dostluk, kalpler daha uzak. Karşı komşumla haftalar geçiyor, görüşüp selamlaşamaya biliyoruz. Ancak yine de iyi bir komşum olsun istiyorum. Üst kat komşumun iyiliği, pencerelerden ve balkonlardan çer-çöp atmaması, sigara küllerinin odamı doldurmaması ve tabii gürültü yapmamasıyla sınırlı. Gürültü ve bilhassa yüksek sesle müzik dinlememeleri bütün komşularımdan bekleyip, iyi komşuluk vasfını olumlu veya olumsuza çevirdiğini düşündüğüm ortak nitelik. Bilhassa kat komşularım ve bina komşularımla selamlaşabilmek, hâl hatır sorabilir olmak, yani güven duyabilmek, iyi komşuluğun esasıdır. Aynı asansörü paylaştığınız, aynı kapıdan girip çıktığınız insanların güvenle, tebessümle selamlaşabildiğiniz insanlar olması çok huzur verici. Başınız dara düştüğünde kapısını çalabildiğiniz komşularınızın olması büyük nimet olduğu gibi, sizden bir şey istenebilir olması, aynı şekilde sıkıntıya düşen birinin kapınızı çalabilir olması da size kendinizi iyi hissettiren güzelliklerdir. Benim çocuğum yok; ama eğer olsaydı sanırım iyi bir komşuda arayacağım bir diğer esas, rahatlıkla çocuğumu gönderip ortak zamanlarda birlikte oynamalarının ve farklı etkinliklere beraber katılabilmelerinin mümkün olmasıdır. Yani çocuklarının güvenilir arkadaşlıklar kurabildikleri, birbirlerinden iyi, doğru şeyler öğrenebildikleri, dost olabildikleri komşular, iyi komşulardır. Neticede iyi komşuların aynı dinden, aynı görüşten, aynı yaşam tarzından olması gerekli olmayıp, karşılıklı saygı ve sevgiyle davranıp birbirleriyle konuşabilenler olması önemli, diye düşünüyorum.

Romanlar için komşuluk vazgeçilmez…

Çimenev’in Genel Koordinatörü Hacer Foggo

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV