15 Kasım 2018 Perşembe

Şair Slyvia Plath ve Şair eşinin dramatik hikayesi

Sylvia şiir yazmaya başladığı zamanı tam olarak hatırlamıyordu. Kendini bildi bileli, hep bir şeyler yazdığı için, şu gün başladım demesi çok kolay değildi. Çok mutlu bir çocukluk geçirmedi. Genç kızlığıda mutsuzluklar içinde geçti. Bu mutsuzluğunu şiirlerine yansıtıp, insanlardan böyle öc almaya başladı. Şiirlerde öc almak, bu Sylvia’yı o kadar rahatlatıyordu ki…

19 Ocak 2017 Perşembe 21:17
Şair Slyvia Plath ve Şair eşinin dramatik hikayesi
  
Kendisini bir kaos’un içinde görüyor, sıkıntıların ancak yazarak çare buluyordu. Ama hayatı ona zindan eden babası için ne yazsa, rahatlayamıyordu. Baba, kelimesi tüylerini diken diken ediyor. Onu düşünmek bile istemiyordu.tahammül edilemez bir baba. Sylvia’nın erkeklerden nefret etmesine sebep olan adam… Alman nazi subaylarına  benzetiyordu babasını: 
“Dikenli tellere takıldı kaldı 
ich, ich, ich, ich 
Güçlükle konuşurdum 
Her Alman’ı sen sanrdım 
Hele o yüz kızartıcı dilin” 
Tıkanıp kalmış gibiydi. Sırça Fanus adlı romanını yazdığında, içi biraz daha rahat etti. Kendini anlatabildiği bir kitaptı bu…Babasına olan öfkesi 20 yaşına kadar sürdü. 20 yaşında bu öfke bitmedi ama biraz azaldı. Çünkü babası ölmüştü ve artık ona zarar veremeyecekti. Babasının  ölümünden sonra içinden gelen iki satırı karaladı… 

Sylvia Plath ve eşi ile ilgili görsel sonucu
“Babacığım öldürmek zorundayım seni... 
Ben zaman bulamadan ölüverdin...” 
Sylvia, babasının ölümünden sonra kendisiyle hesaplaşmalarına hep devam etti. Bir gece yatağından fırlayıp, babasının hala yaşadığını sanarak ağladı, bir başka gece onun ölümünün verdiği mutlulukla mışıl mışıl uyudu… 
Hayat devam ederken, hiç ummadığı bir şey oldu. Davetli olduğu bir baloda ünlü şair Ted Hughes ile tanıştırıldı. Bir erkeğe hissedilebilecek en yoğun duyguları o anda hissetti. “Bütün erkeklerden de nefret etmiyormuşum” kanısına vardığı gün o gün oldu… Ted, onu ömrü boyunca koruyabilecek, kanatları altında tutabilecek bir adama benziyordu. Şiirlerindeki o mükemmel duyguyu yakalayabilmesi için, sahiden çok duygulu biri olmalıydı. Sylvia o kadar inandı ki ona… 
Ted  ise onun şiirlerini daha önceden duymuştu. Çok kadına aşık olmuştu ama evlenmeyi düşündüğü hiç bir kadın olmamıştı şimdiye kadar. Duygu yoğunluğunu paylaşabileceği, şiirlerini karşılıklı tartışabilecekleri bir eş  neden olmasın dı ? Çok güzel bir kız  değildi Sylvia ama, hangi erkek çok güzel bir kadınla evlenmek isterdi ki ? 
Bir süre sonra evlenmeye karar verdiler ve hayatlarının en güzel günlerini yaşayacaklarını düşünerek, evlendiler…  
Sylvia, evlilikten beklediklerini bulmak istiyordu ve elinden gelen her şeyi yapıyordu. Ama ne yazık ki Ted’i memnun etmesi hiç mümkün olmuyordu. Ne yapsa, tam tersini istiyor.Her konuda onunla tartışıyordu. Sanki babasının  bir modeliyle evlenmişti. Onun yaptıklarına tahammül edemiyor ama ona dayanmaya çalışıyordu. İlk çocuğu olduğunda duyduğu mutluluk çok uzun sürmedi aslında. Hemen arkasından ikinci çocuğunun doğması, ev işleri, Ted’in huysuzlukları, şiir bile yazmaya zaman bulamıyordu… Evlilik onun için bir mutfak imparatorluğu haline gelmişti. Hayatını mutfakta geçirip, adeta orada yaşıyordu. 
Ted ise şiirler yazıyor, balolarda geziyor, kendisine verilen ödülleri kabul ederek hayatını sürdürüyordu. Sylvia ve çocukları her gün görüyordu ama onlarla ilgisi, para alışverişinden öteye gitmiyordu. Para veriyordu ya ! Daha başka ne isteyebilirlerdi? Ted, onların hayatlarının en iyi şekilde geçmesini sağlıyordu zaten… 
Kocasının devamlı dışarılarda dolaşıyor olması, inanılmaz bir kıskançlık sebebiydi. Sylvia, ç.ok güzel bir kadın olmadığının farkındaydı ve bunu Ted’e defalarca söylemişti:” Ben çok güzel değilim, biliyorum. Sen dışarıda kimbilir ne güzel kadınlarla muhatap oluyorsun?” Diyor, onun ağzından çıkacak herhangi bir cümleden senaryolar yazmaya başlayarak, kavga çıkarıyordu. 
Ted ise, onun kıskançlıklarından bıkmıştı. Bu kadın ondan daha ne istiyordu ? Bunu anlayamıyordu işte. İkisininde bunalımlar yaşadığı bir dönemdi bu. Birbirlerinden gittikçe uzaklaşıyorlar, Sylvia’nın yaptığı her taşkınlık, onu daha çok rahatsız ediyor. Eve gelmek istemiyordu. Bir gece, istemeyerek geldiği evin kapısında , ev sahipleri olan bayanı gördü. Ve bayan onu evine davet etti.Sonraki günlerde Ted, bu davetlerle sık sık karşılaşmaya başladı. Bir süre sonra aralarında bir ilişki başladı. Sylvia’nın ve çocuklarının hemen yanıbaşında  bir ilişki yaşıyordu ve vicdan azabı duyuyordu. 
Sylvia bir gün kuşkulandığı kocasını takip etti.Her şey tam düşündüğü gibiydi. Öğrendiği bu gerçek, onun hayatla olan son birkaç bağınıda koparmasına sebep oldu. Yaşadığı hapis hayatı, kocasının sadakatsizliği ve hapsedildiği mutfağı. Canı o kadar acıyordu ki… Canı canlı mezara gömülmüş gibiydi… Daha önce babası için yazdığı öfke ve kin dolu şiirleri, bu sefer kocası için yazmaya başladı. Canı acıdıkça şiir yazıyor, şiir yazdıkça canı daha çok acıyordu… Kocası için yazdığı şiirlerden birinde onu Japon intihar uçaklarına benzetti.
Sylvia Plath ve eşi ile ilgili görsel sonucu
O ince 
Kağıtsı duygu 
Sabotajcı, 
Kamikaze adam.” 
Artık ölümü düşünmeye başlamıştı. Evlilik kıskacından onu kurtarabilecek tek şey ölümdü…Evlilik denilen şeyi mutfakla bir tutuyordu. Ve yeni evlenecekler için öğütleri vardı : 
“Çay getirecek , 
Baş ağrılarını geçirecek ve  ne dersen yapacak 
Bir el. 
Evlenir misin 
Garantisi var.” 
Sylvia evli kalmak istemediğine kesin karar verdiği gün, boşanma davası açtı. Çevrelerindeki arkadaşları, bunların her evlilikte yaşanan şeyler olduğunu, çocukların bundan çok etkileneceklerini söylemeleri üzerine vazgeçti. Ted bu sırada Ona çok yalvardı. Her şeyin başka türlü olacağını, söyledi durdu. Sylvia ona inanmak istedi sadece. Bütün kalbiyle inanmak istedi… Ama Ted, kendisine hayran olan kadınlardan hiç vazgeçmedi… 
O gece geç saate kadar kocasının eve gelmesini bekledi yine… Ama o gelmedi. Çocuklarını yatırdı ve onları doya doya öptü. Başlarına birer bardak süt bırakıp, mutfağına gitti. Artık çekilmez olan bu hayatı yaşamaya çalışmak, ne kadar da zor geliyordu ona. Hiçbir şeyin böyle olmasını istememişti ama olmuştu işte. Bir anlık kararla çocuklarının odasına gidip, onların üzerlerini sıkıca örttü ve odalarının camını açtı. Sonra mutfağına döndü tekrar, sıkıntılarını, ağlamalarını paylaştığı mutfak duvarlarına içini döktü bir süre sonra mutfağın kapısının altını da bir şeylerle kapattı ve kafasını mutfaktaki gaz fırınının içine sokarak, gazı açtı… 
O artık yoktu… 
Sylvia Plath ve eşi ile ilgili görsel sonucu

SYLVIA PLATH(BİYOGRAFİ)
Gümüşüm ve doğruyum. Önyargılarım yok 
Gördüğüm her şeyi yutuveririm bir anda 
Olduğu gibi, aşkın veya nefretin sisiyle kaplı değilim
Zalim değilim, içtenim yalnızca 
***
 Ölmek,
     Herşey gibi bir sanattır,
            Bu konuda yoktur üstüme.
                                                              Sylvia Plath

1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.
Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler. Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962 - 1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.
İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.Plath’ın Türkçe’ye çevrilen eserleri arasında bulunan “Sırça Fanus” adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.






Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    seks hikaye sex izle porno izle
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV