24 Eylül 2020 Perşembe

İKİNCİ KADIN OLMAK !

İkinci kadınlar her zaman, ikinci olarak kalırlar.

28 Ağustos 2020 Cuma 16:04
İKİNCİ KADIN OLMAK !

 

          Gün geçmiyor ki gazetelerin üçüncü sayfasında ya da televizyon kanallarının magazin programlarında birbirini aldatan eşlerin hayatlarına tanık olmayalım. Medyanın önünde yer alan kişilerin hayatlarıyla görünürlük kazanan mutsuz evlilikler ve buna bağlı gelişen aldatma sorunu modern dünyanın ciddi problemleri arasında yerini aldı. ‘Evli biri başka birine âşık olur mu?’ ya da ‘Neden bir erkek evlilik dışı ilişki kurar?’ gibi sorular kafaları kurcalamaya başladı. Uzmanlar ise bu soruların cevaplarının mutsuz evliliklerde aranması gerektiğini söylüyor. Türkiye’de kavram kargaşası yaşanarak aşk ve sevginin cinsel eğilimler ya da geçici heveslerle karıştırıldığına dikkat çeken uzmanlar ilişkilerde saygının önemine vurgu yapıyor. Bu sebeple evlilikte seçim yaparken belirleyici öğe, saygı olmalıdır. Saygı, ilişkinin kalın çizgili sınırlarını belirler. Sevginin olmadığı yerde saygı olabilir, bu ilişkilerin güzel gitmesini, doğru, huzurlu ve tatmin edici gitmesini sağlayabilir. Ama saygının içinde olmadığı sevgi bunların hiçbirini sağlamaz. Bir insan tutkuyla bağlı olduğu insana eğer saygı duymazsa kısa sürede hisleri değerini yitirerek basitleşebilir.

Elbette her evliliğin kendine has şart ve durumları var. Yani,  ne kadar çok evlilik varsa o kadar çeşit evlilik var. Çok mutlu evlilikler kesinlikle aldatma gibi durumlara müsaade etmez. Ama bir kişi mutsuz bir beraberlik yaşıyorsa kendini kapana kısılmış hisseder. Kişi zamanla gerekli saygı ve sevgiyi görmediği için evlilik dışı ilişkilere kayabilir. Bu nedenle mutsuz insanlar kendi içlerindeki boşluğu doldurabilmek, kendi ruh dengelerini ve özgüvenlerini koruyabilmek için başka ilişkilere girme eğilimi taşıyorlar. Bununla beraber bozuk bir ilişkiyi, kurulan bir başka düzenle düzeltmek tabiî ki mümkün değil. Unutulmaması gereken en önemli noktalardan biri ise sadece eski ilişkinin sağlığını kaybetmiş olduğu değil, bu çürük temel üzerine de asla yani bir bina inşa edilemeyeceğidir…

 

“Mutluluk herkesin hayatından bir kere geçer…”

                                                  Venezüella atasözü

                                                 

 

Zahide çalışma masasından kalktı, bütün gün yazı yazmaktan boynu tutulmuştu adeta. Saate baktı, gece yarısını çoktan geçmişti. Yazarken vaktin nasıl geçtiğini hiç anlamamıştı doğrusu. Telefonun sesiyle irkildi, boşta bulunmuş, korkmuştu. Oydu işte Oğuz arıyordu… Heyecanla açtı telefonu, daha açar açmaz da “gelmedin?” deyiverdi. Yine sebepleri vardı Oğuz’un. O sebeplerini sayarken, Zahide’de kendi yaptıklarına dalıp gidiyordu. Oğuz gelememe sebeplerini saydıkça, Zahide eskilere daldı. Üç senedir değişen bir tek şey yoktu işte. Hiç bir şey değişmemişti. Bu sefer de kızı hastaydı, sabaha kadar başında beklemek zorunda kalmışlardı. Geçen haftada oğlu hastalanmıştı, bir önceki hafta karısını doktora götürmek zorunda kalmıştı. Oğuz’a hiçbir şey söylemedi “tamam yarın görüşürüz” Diyerek kapattı telefonu. Yatağına doğru yürüdü ama sabaha kadar bir o yana bir bu yana dönüp durdu.

 

Sabaha karşı uyuyakalmıştı kapının sesiyle gözlerini açtı. Saat 7.30’du. Kendisini toparlayamadı ilk önce, bu saatte kim olabilirdi ki? Ancak kötü bir haber gelirdi bu saatte. Tedirginlikle yataktan kalkıp, sokak kapısına kadar geldi, kapının dürbününden baktığında Oğuz’u gördü. Akşam Ona kızdığını anlamış olmalıydı, gelmişti işte! Hemen açtı kapıyı, konu komşu görmese iyi olacaktı. Kendi başına yaşayan bir kadındı tamam ama herkese reklâm olmalarına da gerek yoktu. Oğuz içeri girdi: “Hadi seni kahvaltıya götüreyim” dedi. “Yok” dedi Zahide, “istemiyorum”. Mutfağa doğru yürüdü ve çay suyunu koydu. Oğuz ise yaramazlık yapmış çocuklar gibi mutfağın bir köşesindeki sandalyeye çöktü.

 

Zahide aniden dönüp” Oğlun nasıl oldu ?” dedi. Oğuz hemen anlatmaya başladı. Yok, ateşi 40 derece olmuşta, mikrobik bir hastalıkmış da, erkek çocukta bu kadar yüksek ateş kötü sonuçlar doğurabilirmiş de,  filan da, falan da…  Zahide Oğuz’un sözünü kesti “ Hani kızın hastaydı?” der demez Oğuz söylediği yalanı toparlamaya çalıştı. Kelime oyunu yaptığını söyledi. Zahide yerinden Oğuz’a doğru eğilip,”Gelmiyorsan, gelme. Yalan söylemene gerek yok” Dedi. Bir anda soğuk rüzgârlar esti sanki… Oğuz yerinden kalkıp “Hadi ama yapma böyle” dediyse de, Zahide’nin yapacakları daha yeni başlıyordu. Çaylarını  içerlerken, o kadar sessizdiler ki, Oğuz bundan çok ama çok rahatsız oldu. Zahide kahvaltı sofrasını topladı, üstünü giyindi ve Oğuz’a hiçbir şey söylemeden kapıyı çekip çıktı. İşe giderken yol boyunca olanları düşündü durdu ve bu ilişkideki yerini saptamaya çalıştı.

 

Oğuz, Onu kandırmamıştı ya! İkinci kadın olmayı kendisi seçmişti… İlk günler ne kadar da heyecanlıydı, her şey ne kadar da güzel gidiyordu. Oğuz’un evli olduğunu öğrendiği gün, dünya başına yıkılmıştı sanki… Ama kendi kendine gelin güvey olan da oydu. Oğuz’un haberi bile yoktu onun duygularından. Tamam, sonra Oğuz’da ona âşık olmuştu ama bu işi başlatan kendisiydi ve şu anda akıl almaz bir biçimde, Oğuz’u, karısını ve çocuklarını kıskanıyordu işte. Zahide bu anlamsız duygularla, parmağına taktığı kocaman alyansı şöyle bir çevirdi. Acaba birilerine bir şeyler anlatmak için mi takıyordu bu yüzüğü? En azından iş yerindeki insanlara “bir ilişkim var” demeye getiriyordu. Bir psikoloji kitabında öyle yazıyordu. Alyansların bu kadar büyük olması, ben biriyle birlikteyim duygusunun üstüne basmakmış aslında. Danışmadaki çocuğa selam verdi. Müdürlerden birini gördü ve gülümsedi… Odasına çıktığında yorgun ve isteksizdi. Oğuz küsmüş müydü acaba? Adamı evde bırakıp çıkmakla ayıp etmişti ama O da bana yalan söylemesin, diye geçirdi içinden. Bu karışık duygularla meşgulken cep telefonu çaldı yine. Oğuz arıyordu işte, telefonunu açtı ve “kusura bakma” dedi. Karşıdan derin bir iç çekişle karşılık geldi.”Ben hatalıyım ama sen de hatalısın. Bana yalan söyleme, senin durumunu biliyorum” dedi. Oğuz ”Bir daha yalan yok. Bu gece toplantıya gidiyor muyuz birlikte?” Diye konuyu değiştirdi hemen.

 

Gece gittikleri iş yemeğinde, ortak tanıdıkları birkaç kişiyle karşılaştılar. Onları görmezlikten geldiler. Çünkü birlikte olmalarını nasıl açıklayacaklarını bilemediler. Gecenin ilerleyen dakikalarında Oğuz’un telefonu birkaç kez çaldı. Evden aradıkları o kadar belliydi ki. Oğuz bir ara telefonu açmak zorunda kaldı, çocuklarından biri babasını özlediği için ağlıyormuş, ne zaman geleceğini öğrenmek için Onu arıyorlar. Gelirim dedi, lafı çevirmeye çalıştı. Anlaşılan yine eve dönecekti ve Zahide’de soğuk yatağında, televizyonun karşısında uyuyup kalacaktı. Toplantı bitene kadar kendi kendini yedi. Bu arada toplantıya sonradan katılan kadınlardan birinin de Oğuz’a kur yapıp durması sinirlerini bozdu. Oğuz Onun Oğuzuydu, bu kadın da nereden çıkmıştı şimdi? Tam bunu düşünüp dururken, kendisinin de başkasının Oğuzuna nasıl da sahip çıktığını düşündü. Oğuz, kimindi aslında? Zahide’nin bu oyundaki rolü neydi?

 

Eve geldiğinde kafası iyice karışmıştı. Elektronik postalarına baktı bir süre, sonra Oğuzun elektronik postasını açtı. Onun bundan haberi yoktu ama Zahide arada bir kontrol ediyordu postalarını. Bir davetiye vardı postanın içinde, Karadeniz de bir şenlik varmış, oraya davet ediliyordu Oğuz, iki kişilik bir davetiye. Hafta sonundaydı şenlik, Zahide’nin doğum günü de hafta sonundaydı ve Oğuz sürpriz yapacaktı herhalde. O kadar heyecanlandı ki, bir iki parça bavul hazırladı…

 

Hafta sonuna bir gün kalmıştı ve Oğuz ona hala bir açıklama yapmamıştı. Zahide’nin bayağı canı sıkıldı doğrusu. Son dakikada yapılan sürprizleri sevmediğini biliyordu bu adam ve buna rağmen sürpriz yapma içgüdüsüyle ortalıkta dolaşıp duruyordu. Cumartesi sabahı oldu yine ses yok. Dayanamadı, cep telefonunu aradı, bir iki çaldı telefon ama Oğuz suratına kapattı telefonu. Bu Oğuz da çok oluyordu ama sürprizin de bu kadarı biraz fazlaydı. Kesin yoldaydı ve son dakikada hadi gidelim diyecekti ona. Saat öğle olmasına rağmen hiç ses çıkmadı. Zahide tekrar tekrar aramasına rağmen, cevap gelmedi. Akşam üzerine doğru Oğuz’un evini aramaya karar verdi. “Oğuz bey evdeler mi acaba? Cevabına Oğuz’un kızı cevap verdi. “Annemle babam şehir dışındalar, bir şenlik varmış, oraya gittiler.

 

Zahide telefonu kapattı… Belki ertesi gün sabaha kadar ağladı durdu yatağında. Sabah kalktığında gözleri o kadar çok şişmişti ki, etrafını görmekte güçlük çekiyordu. Telefon sesiyle irkildi bir an, Oğuz arıyordu işte.”Hayatım, telefonum arızalıydı açamadım. Hafta sonunda toplantılarım vardı, pazartesi sabah sana uğrayacağım” dedi Oğuz.

 

Zahide sessizce dinledi Oğuz’u ve “Gelme artık” dedi. “Yuva yıkanın yuvası olmaz, bunu biliyorum” Oğuz senden ve karından özür diliyorum. O sana senelerini vermiş, çocuklarınız var . Onunla konuş Oğuz, seni anlamasını sağla. İstediklerini söylesen yapabilir belki de... Oğuz bir süre sessiz kaldı evet karısını seviyordu aslında ama anlaşamadıkları noktalar vardı. Evlendiklerinden beri kendisini hiç geliştirememişti. Kitap okumasını, bazı konularda konuşacak durumda olmasını istiyordu. Fikir sahibi olmasını istiyordu. O gece karısıyla konuştu Oğuz... kendisini geliştirmesi için , gerekli olan şeyleri ele aldılar tartıştılar. Aslında eşinin de canının sıkıldığını öğrendi Oğuz.O da yeni şeyler öğrenmek istiyordu. O da hayatın bir köşesinden tutmak istiyordu.Hayatın birer köşesini tuttular birlikte, hayatta onları  sardı kocaman şefkatli elleriyle. Yuvalarında çocuklarıyla birlikte yaşıyorlar, mutlular.Soranlara selamları var.

 

 

 

 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    ARŞİV