21 Kasım 2017 Salı

HADİ SANA HAYIRLI KISMETLER- Evlilik Hikayeleri Yazı Dizisi

Evlenmek o kadar da zor bir şey değilmiş...

21 Haziran 2017 Çarşamba 14:19
HADİ SANA HAYIRLI KISMETLER- Evlilik Hikayeleri Yazı Dizisi
KADINHABERLERİ.COM- Tuba mutluluktan uçuyordu adeta. Sonunda Hüseyin ona evlilik teklifinde bulunmuştu işte. Bunun olacağından ümidi kesmeye başlamıştı Tuba. 3 yıl olmuştu tanışalı ama bir türlü evlilik planına geçememişlerdi. Hüseyin korkaktı, evlilik fikrine alışması için 3 sene geçmişti, artık 6 sene sonrada evlenirlerdi. Bu kadarına bile şükretti Tuba. Ama en iyisi, artık ailesinin yüzüne daha rahat bakacak olmasıydı.3 senedir, her gün soruyorlardı.”Yahu bütün gün geziyorsunuz ama adın çıkacak, bu adamla evlenecek misin sen ?” Derin bir nefes aldı. Hüseyin merak içinde onun cevabını bekliyordu:
- Neden cevap vermiyorsun Tuba? Benimle evlenecek misin ? evlenmeyecek misin ? Korkutma beni.
Tuba bir rüyadan uyanır gibi açtı gözlerini.
- Evet Hüseyin, evet. Seninle evlenmeye evet.
Hüseyin derin bir nefes aldı. Aylardır Tuba’ya bunu söylemek için hazırlık yapıyordu. Aylardır gece gündüz prova yapıyordu. Sonunda söyleyebilmişti işte. Ve Tuba’da onunla evlenmeye evet demişti sonunda. Önce söz, hızlı bir nişan ve çabucak bir evlilik planlıyorlardı. 3 senedir yeterince tanımışlardı birbirlerini…

Aileler mutlu, çocuklar mesut hızla söz yaptılar, bir ay içinde de nişan… Evlilik yaza dediler, zaten yaza ne kalmıştı şurada. Tuba rüyada gibiydi, ayakları yerden kesilecekti sanki nefesi ona yetmiyordu sanki ve sanki çocuklar gibi şendi…

Hüseyin biraz zor karar veren biriydi ama verdiği karardan şimdilik memnun gibiydi. Artık nişanlı oldukları için daha rahat hareket edebiliyorlar, aileleri de daha rahat görüşebiliyordu. Planlamaları gereken birkaç şey daha kalmıştı ama işte problemlerde çıkmaya başlamıştı. Ev tutma aşamasında herkes her şeye karışıyordu. Kız tarafı, kendilerine yakın bir yerde olsunlar diye tuttururken, erkek tarafı, bir adım daha ileri giderek, aynı evde oturmaktan bahsediyordu. Tuba ve Hüseyin artık bunalmışlardı, ikisi de çalışıyorlardı ve bebek değillerdi ki, kendi başlarına bir yuva kurmak ve yaşayıp gitmek istiyorlardı. Hüseyin annesi tarafına kayıyordu aslında, hatta birkaç kez aynı evde oturmanın onları rahatlatacağından bile bahsetmişti. Hüseyin çabuk etki altında kalıyordu ve hemen inanıyordu. Tuba’nın yanına gelince de Tuba’nın dedikleri ona çok uygun geliyordu. Tuba bu ikilemdeki adamdan bıkmıştı artık. “Daha evlilik arifesinde böylesin sen, evlenince nasıl davranacağına karar veremeyeceksin Hüseyin “diyordu. 

Günler günleri kovaladı…
Tuba ve Hüseyin ev konusunu 15 -20 gündür konuşmuyorlardı artık. Nereye çekilirlerse, oraya gideceklermiş gibi duruyorlardı. Uzay boşluğunda gibiydiler, sadece alışveriş yapıp duruyorlardı. 

O gün öğle yemeğinde Hüseyin’in yanına gitti Tuba. Artık bu işe bir nokta koyma zamanı gelmişti. Evi iki aileden birine  yakın tutmak yerine, iş yerlerine yakın tutmayı teklif edecekti Hüseyin’e.  En akıllıca sı da bu değil miydi ? Evet buydu. Tuba kendinden gayet emindi, aklında çözmüştü her şeyi ve kendi ailesiyle de konuşmuştu bile. Onlar da seslerini çıkarmadılar, akıllıca buldular. Yemeğe çıktıklarında Hüseyin’in çok durgun olduğunu fark etti. Sanki bu konuyu konuşmaya geldiğini anlamış gibiydi Hüseyin, o konuyu açmaya çalıştıkça, Hüseyin başka mevzulara dalıyordu. En sonunda bir yerinden yakaladı konuyu Tuba:
— Bak Hüseyin, bu böyle olmuyor. Şurada 1- 2 ay sonra evleneceğiz. Daha ne yapacağımızı bilmiyoruz. Hem evi tutmalıyız artık, eşyalar alınacak, nikâh gününe yetişmeyecek hiçbir şey…
- Yoo yetişir, zaten bir yatak odası alınacak, annemler odayı boşaltacaklar 2 gün sonra..

Tuba’nın başı uğuldadı sanki, duyamadı gerisini:
- Ne odası ? Nereyi boşaltacaklar ?
- Bizim odayı…

Hüseyin, iki kelime konuşup sustu. Ardından söylenecek bir şey kalmış mıydı ki ? Annesi onu evlatlıktan reddetmeye kadar getirmişti olayı. Hem ne olurdu anne, baba ve iki kardeşiyle yaşasalar, şimdiye kadar birlikte değiller miydi? Tuba’da alışırdı zamanla, çünkü Hüseyin alışmıştı… Hem ne vardı, düşman değillerdi ya!

Tuba, nereden, nasıl başlayacağını bilemedi. Hüseyin o kadar kabullenmişti ki olayı. Şimdiye kadar bu konuyu hep ötelediği için kendisinden nefret etti. Ama bu hikâyenin sonu böyle bitemezdi. Yani dünyanın en iyi insanları bile olsalar, büyüklerle oturmak kolay değildi, hem iki kardeşi vardı Hüseyin’in, yani kısacası nereye baksalar insan kafaları çıkacaktı odalardan, banyodan, mutfaktan… Çekilmezdi valla!

- Bak Hüseyin, bu iyi bir fikir değil…
Dedi Tuba. Hüseyin’in rengi attı sanki nasıl yani iyi fikir değildi. Olurmuydu hiç? Ne yapmıştı ana babası ona?
- Benim şartlarım buna yetiyor !
Deyiverdi. Halbuki işi iyiydi, şartlarında bir şey yoktu ki… Laf olsun diye söylenmiş iki kelimeydi sanki… Hem daha önce böyle bir şartı yoktu. Dile kolay 3,5 sene olmuştu. Ömrünün 3,5 senesi onunla geçmişti. Şimdi böyle mi olmuştu? Hem de evlilik arifesinde söylüyordu bunları. Şimdi ben seninle evlenmiyorum dese, kime ne dert anlatacaktı Tuba ? Anası, babası ne diyecekti, onca sene Hüseyin ile gezmişliği vardı, millete nasıl anlatacaktı. Adı çıkmıştı bine, inmezdi beş yüze… Hüseyin de bunu bildiği için bu kadar rahattı belki de ama Tuba hiç rahat değildi. Ömrünün 3,5 senesi geçmişti, tamam! Ama bu ömrünün tamamını bitireceği anlamına gelmiyordu ki…

Bir müddet tartıştılar, Hüseyin geri adım atacak gibi değildi, sabitlenmişti ama kiminle dans ettiğinin de farkında değildi. Tuba yemeğini yiyemedi, işe dönmesi gerekiyordu, kalktı Hüseyin’e iyi günler diledi ve koşar adımlarla oradan ayrıldı. Hüseyin içindekileri söyleyip rahatlamanın verdiği bir enerjiyle hesabı ödedi ve işe döndü. O gün Tubayı hiç aramadı. Tuba’da aramadı onu, çok normaldi bu, kızmıştı ya! Akşama mutlaka arardı onu, Tuba onsuz olmaya dayanamazdı nasıl olsa.

Tuba akşam da aramadı, Hüseyin de onu aramadı tabi, naza çekiyordu kendini belliydi. Annesinin söylediklerini düşündü:”Sakın ha oğlum, oyuna gelme! Aklı sıra seni yıldırmaya çalışıyor, elini verirsen, kolunu kurtaramazsın ona göre”. Bir sonraki günü bekledi Hüseyin, Tuba nasıl olsa arardı ama aramadı. Ne o gün, ne de daha ertesi gün aramadı onu. Hüseyin gerilmeye başlamıştı bile, Tuba olmadan ne yapardı ki ? Hayatında ilk defa bir kıza bu kadar değer vermişti, bu değere layık görmüştü onu. Peki ya Tuba’nın 6 gündür sessiz kalması normal miydi? İş yerini aradı. İzinli olduğunu söylediler, evlilik hazırlıkları için izin almıştı besbelli, şurada ne kalmıştı ki evlenmelerine.  Hüseyin akşama Tuba’nın evine gitmeye karar verdi. Hem anne babasının yanında bir şey diyemezdi Tuba. Böylece barışıverirlerdi. Akşamı beklemeye başladı…

İşten çıkmasına bir saat kala, bir kurye geldi. Hüseyin’i arıyormuş, hiçbir şey beklemiyordu doğrusu. Kuryenin elindeki zarfı aldı, Tuba’dan geliyordu işte. Alelacele imza atıp, zarfı açtı ve zarfın açılmasıyla birlikte bir şey düştü yere. Düşerken “Tııın” diye ses çıkaran bir nişan yüzüğü. İşte o anda her şeyin bittiğini anladı ama hemen yola çıkıp gitse, Tuba’nın ayaklarına kapansa affedilebilirdi belki… Zarftan çıkan kağıda baktı şuursuzca…

“Hüseyin, bu işi daha fazla uzatmanın bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Senelerdir evlenme teklifinde bulunman için bekledim. Bunun için bile 3 sene beklettin beni. Tam kendine güvenin geldiğini düşünmeye başlamıştım ki, bu seferde, kendi başına karar alamayacak bir adam olduğunu fark ettim. Kim ne söylerse, onun tarafına çekilebiliyorsun. Zayıf karakterli biriyle evlenmek bana göre değil! Allahtan bunu zamanında fark ettim ve yüzüğünü geri yolluyorum. Lütfen artık beni arama ve bu işin bittiğini bil!  Tuba…

Hüseyin Tuba’nın kendisine ne kadar kızgın olduğunu fark etti. Kendisini affettirmenin bir yolu olmalıydı, dile kolay 3,5 sene, bir çırpıda silinip atılamazdı ki… Hemen en yakındaki bir çiçekçiye gitti, Tuba’nın sevdiği papatyalardan koca bir demet yaptırdı. Kız haklıydı, kendine ait bir evi olsun istiyordu, ne vardı bunda? Tuba’nın oturduğu apartmanın önüne geldiğinde, derin bir nefes aldı ve zili çaldı. Otomatiğe basıldı, hemen yukarı yöneldi Hüseyin. Apartmanda bir gürültü vardı. Genellikle sessiz olurdu Tubaların apartmanı. Daire kapısına geldiğinde kapının önünde 10-15 çift ayakkabı olduğunu gördü. Misafirleri vardı belli ki, şimdi onların yanında özür diklemekte zor olacaktı ama olmazsa, Tuba’yı dışarıya çağırır, düzeltirdi yaptığı hatayı. Zili çaldı. Tuba’nın küçük kardeşi mutluluk içinde kapıyı açtı. Hüseyin’i görünce, yüzü allak bullak oldu.
- Tuba evde mi ? Dedi Hüseyin sıkılarak…
- Yookk dedi, biraz uzatarak.
Ve içeriye doğru seslendi: “ Anneeeee, şey geldiiii”. Tuba’nın annesi Hüseyin’i görünce kireç gibi oldu. Hüseyin elini öpmeye yeltendi, kadın elini geri çekti. Hepsini kızdırmıştı belli ki, o kadar pişman oldu ki inat ettiğine. “Özür dilerim anneciğim, biliyorum birkaç gündür hepinizi üzdüm ama çok pişmanım” dedi. “Tuba sana mektup yazmıştı” Dedi anne.” Biliyorum” dedi Hüseyin ve ne kadar pişman olduğunu söyledi. Sadece Tuba’yı görmek istiyordu işte… Ama göremezmiş, çünkü evde yokmuş Tuba. Bu saatte sokağa çıkmazdı ki Tuba, hem de kendi başına.

Tuba’nın annesi olanları bir çırpıda anlattı ama kulaklarına inanamadı Hüseyin. Tuba bu akşam evlenmişti ve eşiyle birlikte balayına çıkmıştı. “Nasıl olurdu bu ?” Tuba onu aldatmıştı, daha 6 gün olmuştu ayrılalı, nereden bulmuştu evlenecek birini. Onlar 3, 5 senedir evlenmeye çalışmıyorlar mıydı? Tuba’nın annesi kapıyı kapatırken “Sona kalan, dona kalır evladım” diyordu. “Uzun zamandır bizi tanıyan bir aile dostumuzdu Nejat, meğer aklı hep Tubadaymış, sen de öyle yapınca, bir anda karar verdi Tuba, yıldırım nikâhı yaptık. Evlenmek o kadar da zor bir şey değilmiş evladım. Hadi sana hayırlı kısmetler”.





Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV