21 Kasım 2017 Salı

Abdülhak Hamit Tarhan Makberi hangi eşine neden yazdı?

Defalarca evlendi, sevgilileri oldu ama o Makber'i sadece Fatma Hanım için yazdı... Ünlü ve evli yazı dizisi

23 Haziran 2017 Cuma 09:40
Abdülhak Hamit Tarhan Makberi hangi eşine neden yazdı?
 ABDÜLHAK HAMİT TARHAN -FATMA HANIM VE LÜSİYEN
Başkalarına anlatamadığımız, anlatırsak gerçekleşeceği korkusuyla sustuğumuz, sakladığımız ve hiçbir zaman başımıza gelmeyeceğini umarak, zihnimizin ellerinin uzanamayacağı kadar derinlere ittiğimiz ölümün, ölümlerin, hem de olabilecek en acı biçimde sevdiklerinin başına gelmesiyle sakatlanmış bir şair o. 
Her acıyı içine hapseder mi insan ?Ölümlerle sarsılırken bir bir, yeni ölümlere alışır mı zamanla ? Makber’i yazacak kadar acı çeker mi insan ? Acıyla, mutluluk arasında gidip gelen bir şair ve onun eşleri... 
abdülhak hamit tarhan eşi fatma hanım ile ilgili görsel sonucu
..........
Abdülhak Hamit, nişanlısıyla evlilik hazırlıkları yaptığı sırada, bir haber geldi kulağına, Fatma hanım; ” O evleniyormuş, ben artık karalar giyeceğim” Diye haber yollamıştı ona. Haber sarstı Hamidi... Kadınları çok seviyordu, onlarla birlikte olmaktan hoşlanıyordu ama kendisini bu kadar çok seven bir kadının varlığıda içini gıcıklıyordu doğrusu. 

Fatma  Hanım ona haber yolladığı dönemde, çok acı çekiyordu. Uzaktan uzağa sevdiği Hamit nişanlıydı, buna katlanabiliyordu ama onun evlenmesi, tamamen ellerinden kayıp gitmesi fikrine alışabileceğini zannetmiyordu. Bundan böyle Fatma hanım için hayat bitmişti. Hayatı boyunca evlenmeyecek,eline hiçbir erkeğin eli değmeyecekti... Öyle büyük bir aşkla seviyordu ki Hamidi... abdülhak hamit tarhan eşi fatma hanım ile ilgili görsel sonucu

Hamid, ondan hiç beklenmeyen bir şey yaptı ve kendisini büyük bir aşkla seven bu kadını buldu. Onun gözlerindeki sevgiyi, ona bakışını, sevgisini tahlil etti bir görüşte. Fatma hanım, onun hayatının kadını olabilirdi ve onu geç de olsa bulduğunu anlamıştı. Nişanlısının gözyaşlarına aldırmadan Fatma hanım’ın kollarına koştu. Onu  öyle çok seviyordu ki...

Hamid’in kendisine geleceğini bir an bile dfüşünmemişti Fatma hanım. Nişanlı ve evlenmek üzere olan bir adamın, nişanlısını bırakıp  kendi kollarına koşmuş olmasına inanamadı ama bu fırsatı da kaçırmadı. Nasıl olduğunu bilemeden karı koca oldular. Artık Fatma hanım’ın hayatı, Abdül hak Hamit’in hayatıyla birdi... Dünyanın en güzel çifti olmuşlardı. Karısının güzelliği, zarifliği,dostluğu ve arkadaşlığı onu mest ediyordu. İkişsi de, hayatlarının en  mutlu günlerini yaşıyorlardı.Yurtdışı görevlerinden birinde, Fatma hanım’ın rahatsızlığıyla sıkıntılar yaşamaya başladılar. Fatma hanım, gönlünün Sultanı verem olmuştu ve hastalığının en ağır seyerttiği dönemlerde bile, birbirlerinin ellerini hiç bırakmadılar... Ve beklenen oldu, Fatma hanım Beyrutta hayata gözlerini yumdu. Onun hayatını kaybetmesi Hamit’in kendini kaybetmesi gibiydi. Gönlünün Sulatnını kara topraklara vermeye kıyamadı, inanamadı olanlara ve kır gün bir yer altı odasında durdu. Çıkmadı doşarı. Karısının hissetiklerini hissetmek istiyor, ölümü bile onunla paylaşmak istiyordu belki de. Karısına adadığı Makber’in son mısralarını yazıyordu bir yandan da....
 Çık fatıma! lahteden kıyam et /   Yanımdaki hâline devam et.
abdülhak hamit tarhan eşi fatma hanım ile ilgili görsel sonucu

Fatma’nın zamansız kaybını içine sindiremedi bir türlü. Onu hiç unutmadı.Sadece unutmaya çalıştı... Hamid hayatın devam ettiğini farkettiğinde, başka kadınlar girdi hayatına. Hepsinde Fatma’yı aradı. Ama o yoktu... Fatma’nın yerini tutabilecejk birini bulmasının çok zor olduğuna inanıyor ve günübirlik ilişkilerde arıyordu mutluluğu...

Bir gün Yurt dışı görevlerinden birinde,bir otelin yemek salonunda beyninden vuruldu adeta. Kaybettiği Fatma’sı buradaydı işte. Karısının ikizi gibiydi bu kadın, sanki Fatma hiç ölmemiş gibiydi...Nelly adındaki bu hanım, Fatma hanım’a çok  benziyordu gerçekten de... Hamid Nelly ile evlendi. Fatması’na benzediği için...  Mutlu izdivacı,hayatını değiştirmişti.Uzun zamandır olmadığı kadar iyiydi.Tekrar gülümsemeye başlamışdı... Yüzündeki bu gülümseme, ruhundaki neşe çok uzun sürmedi ne yazık ki... Fatma hanım’a tıpatıp benzeyen bu kadın, kaderini de paylaştı. Fatma Hanım gibi vereme yakalandı ve Hamidi dünyada yalnız bıraktı... Bu acılı adam, gönlündeki yarayı nasıl kapatacağını bilemiyordu artık...
abdülhak hamit tarhan eşi fatma hanım ile ilgili görsel sonucu
Mutsuz, sevgisiz ve kadınlardan uzak geçen bir dönemden sonra abisinin tavsiyesine uyarak, Cemile hanım ,ile evlendi.O kadar apar topar, bir o kadar sıkıntılı bir dönemdi ki... Fatma hanımı aradı onda da. Ama hiçbir şekilde, bir kırıntısını bile bulamadı. O kadar farklıydı ki her şeyi... 20 gün sonra ayrıldılar Cemile hanımla.... Aynı kadının sevgisiyle kuşatıldığı günleri özlüyordu o. Bundan sonra başka biriyle mutlu olabileceğini düşünmüyordu...

Kadınlar hayatından hiç eksik olmadılar. Onları sevmeye devam ederek yaşadı hep. Ama Fatma Hanım’ı ayrı bir yere koydu daima. Aslında evliliğin ona ilerleyen  yaşlarda lazım olduğunuda düşünmeye başlamıştı. Yalnız kalmak,bir sesin bile olmadığı koca evde tek başına yaşamak çok üzüyordu onu. Hayatının son zamanlarında, bu kadar yalnız kalabileceğini hiç düşünmemişti aslında... Bu garip hayalkırıklığına ilaç olarak,” ahir-i ömrümün baharı” dediği Lüsiyen ile evlendi... Beraber olmaktanm büyük keyif aldığı Lüsiyen hayatının son baharı olmuştu. Hamid, geçen yılların üstüne yeni bir hayat inşa etmeye çalışıyordu işte. Ve Lüsiyen bu hayatın en önemli parçasıydı...

Hamid altmışsekiz yaşına geldiğinde, Lüsiyen ile aralarındaki büyük yaş farkı, problem olmaya başlamıştı. Aslında bunun böyle olacağını hiç düşünmüyordu. Lüsiyen ona ömrünün son baharında verilen bir hediyeydi belki ama hayal kırıklıkları yaşamaya başlamışlardı ve evlilik bu şekilde yürüyemiyordu. 26 yaşındaki Lüsiyen ile yolları ayırma zamanı geldiğini biliyordu artık... Büyük bir üzüntüyle ayrıldı karısından ve onu kendi elleriyle Soranzo adlı bir dükle evlendirdi . Hayal kırıklıkları son buluyordu artık. Lüsiyen’in hayatına koyduğunu düşündüğü ambargoyu kaldırıyordu. Lüsiyen çok seviyordu onu.Asla kabul etmek istemedi yaptıklarını ama  Hamit 42 yaş farkın ağırlığını kaldıramıyordu artık... Seven birinin, sevdiği için neler yapabileceğini göstermişti işte...
Fakat Lüsiyen’de Hamide olan aşkını gösterdi. Onu hep sevdi. Şiirler yazdı ona  aşk mektupları gönderdi ve  Hamidden  ayrıldıktan tam 7 sene sonra tekrar ona döndü. Aşkın yaş ile ilgisi olmadığını, ruhuna aşık olduğu adama geri döndüğünü söylüyordu... Lüsiyen 33, Hamid ise 75 yaşındaydı. Hayatının son günlerine kadar yanında oldu Lüsiyen. Ona olan aşkını fısıldadı kulağına...
86 yaşında hayata gözlerini yumduğunda, ardında 44 yaşında dul kalan ve bir daha da hiç evlenmeyecek olan Lüsiyen’i bıraktı... Yıllar sonra kendisiyle yapılan bir röportajda, soruları soran kişi; Fatma hanımla ilgili sorulan bir soruya “Bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum”Derken, yeşil gözlerinin uzaklara daldığını söylüyordu... Abdülhak Hamid’in ilk karısına olan aşkını kıskanıyordu belkide . Yıllar sonra, onlar  artık hayatta değillerken bile, onların aşkını duymak istemiyordu. Belki de Lüsiyen onların öbür dünyada bir arada olduklarını düşünüp, bir an önce gitmek istiyordu buralardan, kimbilir ?






ABDÜLHAK HAMİT TARHAN(BİYOGRAFİ)

2 Ocak 1852’de İstanbul’da doğdu. Hekimbaşı Abdülhak Molla'nın torunu, tanınmış tarihçi ve Tahran Büyükelçisi Hayrullah Bey'in oğlu. Kısa süre Rumelihisar Rüşdiyesi’ne devam etti. Yanyalı Tahsin Hoca ile Edremitli Bahaeddin Efendi'den özel dersler aldı. 1862’de 10 yaşındayken ağabeyi ile birlikte Paris’e babasının yanına gitti. Bir süre Paris'te eğitim gördükten sonra 1864'te İstanbul'a döndü. Yaşının küçüklüğüne rağmen Bab-ı Ali’de tercüme odasına katip olarak girdi. Bir yıl sonra Tahran Büyükelçiliği’ne atanan babasıyla birlikte İran’a gitti. Farsça öğrendi. Babasının 1867’de ölümü üzerine İstanbul’a döndü. Maliye Mühimme Kalemi’ne girdi. Şûra-yı Devlet ve Sadaret kalemleri'nde çalıştı. 1871'de Fatma Hanım'la evlendi.1876'da Paris Büyükelçiliği İkinci Katipliği'ne atandı. 1878'de görevden alındı, iki yıl açıkta kaldı. 1881'de Gürcistan'da Poti, 1882'de Yunanistan'da Golos konsolosluklarına, 1883'te Bombay Başkonsolosluğu'na atandı. Bombay'dan gemiyle İstanbul'a dönerken uğradıkları Beyrut'ta eşi Fatma Hanım'ı kaybetti. Bu ölümün sarsıntısıyla ünlü şiiri "Makber"i yazdı. 1886'da Londra Büyükelçiliği Başkatipliği görevine getirildi. Londra'da Bayan Nelly ile evlendi. 1895'te Lahey'e elçi olarak gönderildi. Bir yıl sonra Brüksel elçiliğine getirildi. Nelly'nin 1911'de ölmesinden sonra İstanbul'da Cemile Hanım ile evlendi. Bu evlilik 20 gün sürdü. 1912'da Belçika asıllı Lüsyen Hanım'la evlendi. Aynı yıl görevden alınınca İstanbul'a döndü. Meclis-i Âyan üyeliğine getirildi. İstanbul'un 1920'de işgal edilmesi üzerine Viyana'ya gitti. Sıkıntı içinde yaşadı. Ankara Hükümeti yurda dönmesini sağladı. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra kendisine maaş bağlandı. İstanbul Maçka Palas'ta bir daire verildi. 1928’de İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar milletvekili olarak kaldı. 12 Nisan 1937’de İstanbul’da öldü. Mezarı Zincirlikuyu’da. Şiire 1870'lerde başladı. Ebüzziya Tevfik, Recaizade Mahmut Ekrem, Samipaşazade Sezai, Namık Kemal gibi Tanzimat döneminin yeni edebiyatçıları arasında yer aldı. Yurtdışı görevleri nedeniyle Batı edebiyatçılarını yakından tanıdı, onların etkisinde kaldı. Divan edebiyatı nazım birimlerinin dışına çıkmayı denedi. Dize ve uyak düzeninde değişiklikler yaptı. Divan şiiri konularının dışına çıkmayı denedi. Şiirlerine günlük yaşamı, doğa ve insan ilişkilerini konu aldı. Lirik, epik ve felsefi şiirler yazdı. Manzum tiyatro oyunları da kaleme aldı. Ancak bunlar sahnelenmekten çok okunması amacıyla yazılmış oyunlardı. Yaşadığı dönemde Türk edebiyatının en büyük şairi sayıldı ve "Şair-i Âzam" ya da "Dahi-i Âzam" unvanı verildi. 

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN

Makber

Eyvah ne yer ne yar kaldı
Gönlüm dolu ah u zar kaldı

Şimdi buradaydı gitti elden
Gitti ebede gelip ezelden

Ben gittim o haksar kaldı
Bir köşede tarumar kaldı

Baki o enisi dilden eyvah
Beyrutta bir mezar kaldı

Bildir bana nerde nerde Ya Rab
Kim attı beni bu derde Ya Rab

Nerde arayayım o dil rübayı
Kimden sorayım bi-nevayı

Derler ki unut o aşnayı
Gitti tutarak reh-i bekayı

Sığsın mı hayale bu hakikat
Görsün mü gözüm bu macerayı?

Sür'atle nasıl da değişti halim
Almaz bunu havsalam hayalim.

Çık Fatıma! lahdden kıyam et
Yadımdaki haline devam et

Ketm etme bu razı şöyle bir söz
Ben isterim ah öyle bir söz

Güller gibi meyl-i ibtisam et
Dağı dile çare bul meram et

Bir tatlı bakışla bir gülüşle
Eyyamı hayatımı temam et

Makber mi nedir şu gördüğüm yer
Ya böyle reva mı ey cay-ı dilber.

                                 Abdülhak Hamit Tarhan









Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV