04 Haziran 2020 Perşembe

“OKU!”makın Canına Okumak

21 Şubat 2020, 10:51
“OKU!”makın Canına Okumak
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

Kütüphaneler, kitapçı rafları dolusu kitaplar saklambaç oynamazken biz saklanan olduk şimdilerde okumaktan. 

AVM gezmekten  doğayı unutmuş bizler,  bazen televizyonun önüne bazen de bir cep telefonun arkasına saklanıyoruz Matbaanın bulunuşunun öncesinden bugüne okumak gün ışığı iken biz, göğü kaplayan pusun  ardındaki ay ışığını, gün ışığına yeğledik uzundur.  

Okumak, öncesi başka ellerce satır satır dökülmüş yazıların beynimizi doyuracağı beslenmedir. Dünya tarihine bakınca kil tabletlere, papirüslere, ceylan derilerine,  mezar taşlarına kadar yazılı. Yazısız dönemlerin yazısı,  kayalardan mağara duvarlarına resimler. Okuma yazma bilmeyenlerin yazısı bazen  resimler olmuş zira. Diyelim ki okuma bilmeyenler için kiliselerin duvarlarına resmedilmiş anlatılar var. Mesela Bulgaristan’da, Sofya’da, kubbesi altından kilisenin  duvarına  resmedilmiş Hz. İsmail ve bir koçun ne  anlattığını bildiğinizi Bulgar  rehber kıza  söyleyince o resmi ikinci okuyuşunuz olduğunu anlar. İlki resimlerden değildi elbette.

Okumak, tek sayfalarda değil. Yüzlerden haller okunur, ses vurgularından, bakışlardaki bulutlanmalardan iç dünya, bezginlik okunur.  
 
Okumak, yön işaretleri yerli yerinde yoldur. Anlayışa, önyargılara göre kişiden kişiye  belki de eğilip bükülerek tersyüz edilebilecek geçmişin bilinmesi, geleceğin doğru biçimlendirilmesinin mayasıdır. Hamurdan yoğurda mayasız tutmaz. Geçmiş de geleceğin mayasıdır bu yüzden. Yani bilinmeyen geleceğin sunabileceği olasılıkların ipuçları, geçmişin suları altındadır. Tarihteki dünler, bugünün dalgıçları için bataklıktan vahalara işaretlenmiş yol haritasıdır, tarih okuyanlara.  

Okumak, aynı zamanda çığırmak anlamında.  Satır satır okumak gözlerle; çığırmak sesle. Biz nedense sayfaları okumaktan çok uzun hava çığırmak anlamışız okumayı. Çalıp çığırmanın keyfi ile de uzun hava değil, kitap okumayanın canına okunacağını hiç hesaba katmamışız. 

Okumak sıklıkla eğitim görmek anlamlı da. Bazen istediği okula gidememişlerin bunun acısını tatlı biçimde çıkardıklarını duyuyoruz. Burdur’da bir köy kadını,  koyunlarını güderken en hatırlı kitapları okuyor. Sonra dünyaca bilinir bir çiftçi kadın olup uluslararası ödüller alıyor. Çapı elverişli çünkü. Kavrama gücü ve analiz yeterliliği var. Okumak ocağındaki işçilik, sadece sayfa çevirmek değil. Ocaktaki madeni çıkarıp, potada eritip biçimlendirmek demek de. 

Ne bulursa işe yarar, dişe gelir okuyan başka bir köy kadını daha çıkıp, kısa film çekip ödüller topluyor.  O zaman kalem, kılıçtan üstün oluyor haliyle. Öyle bir kılıçtan kalem ki bu, İskender’in düğüm çözüşünü hatırlatıyor. Okumak kılıcı, elbette çifte su verilmiş çelikten değil. Mürekkepten. Dövülerek yapılmıyor, cilt cilt kitaplarla  dövüşülerek yapılıyor. 

Bazen de genç bir anne bir çocuk yetiştiriyor ki… Kendisi gibi on yaşındaki diğer yaşıtları AVMlerin koridorlarında, bir parmakları ağızlarında, “çok eğleniyoruz biz” nidaları ile  koştururken  o, AVM’ye içindeki kitapçılar için gidiyor. Andersen’den masallar almak için de değil.

Ağzını felsefeden açan on yaşındaki o çocuğun, Atakan’ın,  okuduğu kitapları kaç yetişkin okumuştur? Kaç kişi o kitapların adlarını duymuştur? Felsefeden, etikten, tarihten bahsediyor bacaksız, bir düşünce disiplini çerçevesinde. Tez, antitez, sentez kategorize olmuş halde beyninde. 

Küçük Prens’ten George Orwell’in Hayvan Çiftliği kitabına anlatırken kaç on yaşı geride bırakanlara başını kaldırarak bakması, aslında o tabloyu okuyabilenler için cehalet içindeki yetişkinlere on yaşındaki bir çocuğun tepeden bakması demek! Farkındalık ile aymazlığın resmi demek. Öyle farkında ki  her şeyin, okul öncesinde etik okumanın gerekliliğini daha bu yaşında kavrayıp hissedenlerden. 

Hep yazarım, derim; trafiğe bakın, halimizi görün. Halimiz, trafikte kim kural ihlali yaparsa yol onundur çarpık anlayışınca oldukça okul öncesinden belleyip okumak gerekenler listesi belli ki hayli uzun olacak. En basitinden yolda yürümek bile çığırından çıkmışsa eğer, yolunda yürüyen ne kalmıştır o halde? Kadınlara, yaşlılara  yol vermeyip üste üste yürüyen otuz yaş civarı ve altındakilere bakılınca ister yolda olsun, ister  sosyal hayatta olsun yolunda olmayan bir şeyler var demektir.  İşte bu yüzden toplumsal  hayatı çekilir ve uygar kılan inceliklerin çiğnenmemesi için bunların öğretilmesi lazım. Okumak, öğrenmektir. Bunca yetişkin dururken hem de on yaşındaki bir çocuk,  çocuk kalbinin tüm naifliği ile salık veriyor bunu. 

Okumak; ama bilgisayar dili ile “nhbr” şeklinde yazılmış “ne haber?” basit sorusunu telefon ekranından okumak değil. Okumak mı?  Şimdinin çoğu yeni yetmesi için Rus, Fransız klasiklerini devirmek değil ne yazık ki okumak. Belki sakızdan çıkan falı okumak. Şimdilerde sosyal medyadan konuşmak, okumak ile eşanlamlı olduysa, yozluk da uygarlık bilinir oldu demektir o zaman. Ortalığı çürüyen kavramların kokusu sarmış demektir. Bu, lavanta bahçesinde gezinmeye benzemez. Bir kasadaki çürük portakal, en yakınındaki diğer portakalı da çürütecektir  mutlak.  

Okumak, işin kolayı aslında. Tüm gereken ele kitap almak. Gerçi bu da bazen zor olabilir. Kitaba ödenecek para ile sofraya kaç gram et gelir hesabı yapılıyorsa eğer. Sözümüz, parasını  pazuları için enerji içeceğine harcayanlara değil, beynin pazudan güçlü olduğunu bilip kitaplara verenlere elbette. Okumak, işin keyifli yanı. Kâğıt parfümlü gezinti. Oysa yazmak… Yazmak, elle pamuk toplamak gibidir. Dikenler arasından böğürtlen devşirmek  gibidir. Kanatıcıdır çoğu kez. 

Okumaya üşendiğimiz, köşe bucak kaçtığımız kitaplar öyle özveriler ile yazılıyor ki…  İçine  dalıvermiş de  başka bir çağda, doğada, bahçede geziyormuşuz  hissini uyandıran bir roman, ille ruha sinmiş edebiyat tutkusunun  eseridir.  Yoksul bir odada, izbe bir otel odasında, cep delik cepken delikken peçete kâğıdına yazıldı belki. Honore de Balzac,  en güzel örneklerdendir.
Honore de Balzac, oğlunun da ileride hukukçu olmasını isteyen bir savcının oğlu. Babası sakatlanınca Balzac dört yaşına kadar yetimhanede büyüyor. Ardından ailesinin yanına dönüyor. Babası eğitim konusunu çok önemsediğinden Balzac sağlam bir eğitim alıyor. Hukukçu babasının isteği ile Sorbon Üniversitesi’nde hukuk okuyup mezun olsa da aklı edebiyatta. Hukukçu değil, yazar olmakta. Ailesinin maddi durumunun bozulması, babası ile ters düşmeleri sonucunda yazar olabilmek için  Paris’te kiraladığı köhne bir odada birkaç yıl boyunca yaşayıp, yazıyor. Fransız klasikleri denildiğinde akla ilk gelenler yazdıkları.

“Oku!”… Maddi manevi ne çağrıştırıyorsa bu üç harflik dopdolu  cümle size, öyle  okumak… Yani her şeyin doğrusunu, gerçeğini anlatan kitapları okumak. Oysa “oku” denilince,  “dinle” ya da “izle” deniliyor sanılır oldu artık. Okumak dışlanırken kulaktan dolma yalan yanlış, kasıtlı fesatlı bilgiler kabul görür oldu. Okumadan, kulaktan dolma öğrenilenler, kulak ardı edilebilseydi keşke. 

Okumak, ama hakkını vererek okumak. Felsefesinden tarihe, ağır konulardan Kutadgu Bilig gibi her dönemim kitabı olacaklara. Bazen Aydın Boysan’dan, Nasreddin Hoca’dan okuyup gülerken düşünmek.   Fransız edebiyatından Rus, İngiliz klasiklerine okumak. Ve ille kendi edebiyatımızı okumak. Diyelim ki Cumhuriyetimizin biraz öncesi ve sonrası edebiyatımız eserlerini okumak. Çalıkuşu gibi. Okumak, tarihinden sanatına kendini bilmenin amiral gemisi. Tarihini bilen, “ata” denildiğinde evdeki ebeveynlerin değil taa kaç bin yıl öncesindeki Hunlar’a, belki de Göbeklitepe’ye  kadar anıldığını anlayacağından yakın çağların sığlığında kalmayacaktır.

Okumanın canına okunduğu, söz cambazlığı, laf salatası yapmanın televizyon yarışlarında puan getirdiği şimdilerde bilmeyenlerle bir olmamak için keşke her yana “Oku!” yazan yön okları asabilsek…
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 20.02.2020

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 2 yorum mevcut

    • Ayşei Yasemin YÜKSEL 4 ay önce yorumlandı

      çok teşekkür ederim.
      geç kaldığım için de kusuruma bakmayın.
      çok selamlar
      :)

    • Ahu Zabun 4 ay önce yorumlandı

      harika bir yazı olmuş

    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK OKUNANLAR
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    ARŞİV