19 Ekim 2017 Perşembe

Nostalji Sözlüğünden Bir Kavram: Komşuluk

04 Ekim 2017, 11:33
Nostalji Sözlüğünden Bir Kavram: Komşuluk
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

Ah, nerede o eski komşuluklar!Temel komşu bilinip de sonunda akrabalığa kadar uzanacak köklü iyi gün, kötü gün dostlukları? Nerede şimdi? Hala oldukları bir yer var. Sözlükler.

Köroğlu’nun sitemi haklıydı. Demişti ki “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu.” O, mertlik için varmıştı bu yargıya. Oysa mertlikten başka insana yakışan, insanı diken değil o dalın gülü yapan daha nice kavramın yozlaştığını da anlatıyordu. Hoş mertlik bozulursa, her kavramın kokuşmaya başlayacağıda su götürmez bir gerçek zaten. Mesela komşuluk.

Komşuluk, bahçe duvarları ile ayrılan müstakil evlerde yaşandı en çok. Dut,ıhlamur ağacı altında toplaşan komşu kadınlarınkiminin elinde ebruli iplikten oya, kiminde kasnakta kanaviçe veya ipek dokumalarda hesap işi, tel kırma, dantel olurmuş;kızlara çeyizlik. Kimileri hırka, kendilerine cepli yelek yahut altı şişle yün çoraplar örerkenyaşlılar yün eğirirmiş.

Komşuluğunen koyusu,kış gecelerinde yaşanırmış. Konuk odalarında kocaman ocaklar yani şömineler yanarken karşısında toplanmış komşu kadınlar ördükleri koca yumaklarıbitirmek çabasında olurlarmış. Bazen evler tiyatroya dönüşürmüş. Hazır cevap ve taklitçi olanlar, tiyatro oynarlarmış. Kimi yüzüne kömürden sakal, bıyık çizer kimi külhanbeyi kılığına girermiş. Böylesi kâh tiyatromsu kâh el işli ortamlarda süre gidermiş komşuluk. 

Elbirliği yapmak varmış. Diyelim ki evler kalabalık olduğundan yaprak sarması yapılacaksa mahalleli kadınlar oraya doluşup birlikte iki koca bakır tencere dolusu yaprak sarıp sonra üçüncüyü saramadıkları için  ev halkına yetip yetmeyeceği  endişesini taşırmış. Şartlar, haliyle kafalar değişti şimdi. Yaprak sarmaları hazır satılıyor. 

Kasaba sinemasına her yeni film geldiğinde gençler sinemaya gider, kız meslekliselerinde defileler yapılırmış. Zira televizyon yoktu ve kendi oyunlarının, tiyatrolarının, yemek programlarının hem yapımcısı,hem oyuncusu hem de yayıncı kanalı idi mahalleliler.

Çok su aktı köprülerinaltından o zamandan bu zamana. “Aynı suda yalnızca bir kez yıkanılabilir” der Herakleitos. Hakkıyla komşuluko zamanda yaşandı. Bugüne suyunun suyu kaldı akan sular sayesinde. Şimdiki sular ne çağıl çağıl ne de tertemiz, pırıl pırıl. Bulanık, kirli, dibi gözükmez. Ama bir de o bulanık suya sor bak! Ondan berrağı yok!!!!

Apartman komşuluğu ilkten pek değişik gelmişti mutlaka. Diyelim ki hepsi bir avluya açıldığından bir nevi site mantığı güden eski Ankara evlerinden çıkıp da apartmana gitmek çok farklı olmalıydı. Kadınlar işlerini bitirdikten sonra avluda toplaşır, asma yapraklarıyla kaplı  penceredenuzanıp avludaki sohbete katılırlarmış. Nohut oda bakla sofa evler, iki katmış. Mahallenin esnafı yıllardır oradaymış. Ciğercisinden, kellecisinden berber, ayakkabı tamircisine; manavından bakkalına, yoğurtçusuna, yumurtacına. Satıcılar da müşteriler de birbirlerini iyi bilirlermiş. Ne market kasası varmış o zamanlar ne kredi kartı. Alışveriş, veresiye defteri tutan  komşu bakkal amcadanmış. Bir evde pişen yemeğin kokusu ortalığı sarar, koku gitmiştir diye hasta ya da aşeren gelin olan bir eve  mutlak bir kap yemek gönderilirmiş.

Ne müstakil bahçeli evler, ne bir avluya açılan evler, ne apartman komşulukları… Artık varsa yoksa blok ve rezidans komşuluğu. Nasıl mı böylesi komşuluklar?

Birbirinden habersiz komşuların yaşadığı bloklarda yemek kokusu yayılıyor hala.Hasta,aşeren var mı, yokmu kimin umurunda! Hoş,umursansa ne olacak! Zira kapı çalmak cesaret işi. Kapıyı açacak kişi nasıl bir anlayışta? Böyle adetleri reddetmiş biri mi, adetleri eskilerin  olur olmazları diye algılayıp kendince bir anlayışın yalnızlığında mı? Pişirilenlerden yan komşuya da ikram yerine artık posta kutularına bırakılan pizzacı reklamları ile asansörü dolduran pide, kebap kokularına bakılarak yine birileri yemek siparişi vermiş deniliyor. Kapı çalmak,  siparişi getirenlere kaldı. 

Haksız mı peki kapı arkasındakilerden korkanlar? Hiç değil.Çok değil elli, atmış yıl öncekilerininbugünkü torunları,anneannelerine, büyükbabalarına neredeyse hiç benzemiyor. Öyle ki komşu hakkı filan gözetmek yerine üst katta ter ter tepiniyorlar. Yaptıklarının tüm suçunu çocukların üzerine atacak kadarda yavanlaşabiliyorlar. Sanki üst kattaki ormanın kesilmiş ağaçlarının kütüklerini yuvarlıyormuş gibi en yüksek perdeden ses çıkarabilirmi bir çocuk? Çocuk adımı, yere gülle düşmüşçesine  yankı yapabilir mi? Çocuk adımları nasıl olur da dev Gulliver’ın ve “ruh hastası olmalı; yoksa böyle davranamaz” dedirtecek kadar saldırgan ve sabit fikirli karısının çok iyi bildik adımlarını andırır?Güngörmüş olması beklenirken etrafı gece gündüz gözetleyip ortalığı birbirine katan; sanattan,doğadan, kitap okumaktan anlamayan; keklik sesi duyunca yeğenine“gel de keklik avla” mesajları çekecek zihniyettekilerağzına geleni söylerken nefret suçu işlemeye kadar varabiliyorlar. Böylelerinin anladığı komşuluk, yalnızca çıkar üzerine komşuluk değil midir? Parmaklarında oynatabildiklerinicici komşular ilan edip, haklı olduğunda gerçekleri gerekirse yüksek sesle söyleyebileceklere de bozukağızla arsızca çemkirebilen fütursuz, pervasızlar değiller midir? Komşu tanımına uyabilir mi böylesi sığlıktakiler? Pek övündükleri diğer sıfatlarıyla halleri, tavırları örtüşebilir mi peki? O sıfatların ne olduğunu hiiiçç anmayayım. Çünkü o sıfatlara saygı, o sıfatları taşıdığı halde çiğneyenlereduyulamayacak kadar büyüktür de ondan… 

Kapıların ardındakiler gerçekten düşündürücü bu çağda. Temel komşuluk yok artık. Nitelikleri, kültürel birikimleri, geldikleri yerler  apayrıolanların kimisininadı  cafcaflı mahallelere gelinceki  değişimleriinsanın aklına ister istemez bir kitabı getiriyor.

O kitap, başlı başına bir Ankarakültürü olan bir caddenin adını taşır; Tunalı Hilmi Caddesi. Kitabın seksenlerin başında çıktığını biliyorum. Bir erkek yazar tarafından yazıldığını hatırlasam da yazarın adını anımsayamadım. Kitap, sınıf atlamak isteyenlerin Tunalı Hilmi Caddesi’ni basamak olarak kullandığını anlatıyormuş. Çocukluğu o caddede geçmiş, orada büyümüşbiri olarak farkında değildim böyle bir şeyin.Dışarıdan bakınca böyle durumlara da rastlanabiliyormuş demek…Şimdilerde  yeni kurulmuş, ölçüsüz biçimde genişlerken adı da gözde aynı ölçüde büyütülmekteki bazı semtlere taşınanlarda bu eğilim öyle ayan beyan ki!Hazımsızlık bu çağın ciddi bir sorunu.

Bugünlerin komşuluğu,adreste geçen aynı apartman numarasının getirisi olan mecburi komşuluk çoğu kez. Kimin gürültüsünün dinlendiğinin komşuluğu.  

Komşuluk güzeldi. Bir apartmanın oturma ruhsatı alındığı tarihten başlayarak altlı üstlü oturulan konsol çekmeceleri gibi hanelerde değil,bahçeli evlerde yedi göbektir temel komşuluk olarak sürüyor olsa idi eğer. Komşuluk artık nostaljik bir kavram. Özlemli…

Komşuluk güzeldi. Vaktinde kendi üst katlarındakinden çekmişler, şimdi üst kattakiyseler kendilerine çektirenlere benzemeselerdi güzel. Ne oldum delisi olmak şaşkınlığından mı acaba, eskilerin hıncını alırcasına ya da komplekslerini yere yatırıp üzerinde zıplarcasına tepinişlerin gürültüsünü alt kattakiler olarak dinler olmak berbat bir durum olsa da yine de bir güzelliği var bu berbat durumun; o insanlar gibi olmadığınıza, onlara benzemediğinize  binlerce şükretmek anlamına gelebiliyor yani artık komşuluk.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 02.10.2017, 10:53
Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV