25 Ocak 2021 Pazartesi

MELEK DEĞİLMİŞİM

11 Ocak 2021, 11:35
MELEK DEĞİLMİŞİM
Ülkü Uslu

Hayat treninde beraber yol aldıklarımız gerçek zenginliğimizmiş bir bakıma. Ana-baba, eş, akraba, komşu, arkadaş; ön koltukta, arka koltukta yahut yanımızdaki koltukta bir bir yolculuğu bırakınca vadesi gelmiş duraklarda ve doldurulamayacak boşluklar gördüğünüzde etrafınızda ancak dank ediyor kafanıza. Özleniyorlar, büyükler özellikle. 

On yıldan fazla yıl önce henüz halden anlamaz hallerimle durumu dert edinip ahkâm kesmişim bazı yazılarımda. Aşağıda birini sunacağım bu yazımın sonunda. Görünüz efendim, insanoğlu nereden nereye. Şimdi ben ilerlemeye başladım ya ömrün o deminde, her şey başka başka görünür oldu gözüme. Tecrübenin terbiye edici etkisindendir haliyle.

Ah babam! İyi ki de bir kaşın havada tembihatın olmuş bize her konuda. Raydan çıkmaya, ayardan şaşmaya engel ve her daim kulağımızda çınlayan, tahammüle ve metanete sebep sözlerin vardı senin. Mesela, “Seviyorum diyen anasını da babasını da sevecek; yok öyle çöpsüz üzüm sevmek,” yuvadan uçana kaçana ettiğin laftı, anlayan anladı.

Şükür anlamış da elimize yüzümüze bulaştırmamışız. Fazlası değilse de gereğini yapmışız. Zira en dibe vuruşlarımda Rabbin elimden tutuşunu beni iyi gelin sanan rahmetli kayınvalidemden aldığım duaya yorarım. Anam-babam kıyamaz, her halükarda edecek…

Şimdilerde aşağıda bahsettiğim yazıdakinden çok çok iyi durumda yaşlılara özel mekânlar. Geçmiştir çünkü hizmette o kalitesiz anlayışlar. Artık resmi ve özelde eğitimli ve bilgili elemanlardan mütevellit tüm ilgili kadrolar. Kim demiş mesela kimsesiz kalınıyor yaşlı evinde? Kuruluşlarda hizmet alana azami ihtimam, o derece de itibar; gereğinde pamuklara sarılıyor yaşlılar. Ne bayramı atlanıyor ne yaş günü kutlaması unutuluyor. Ziyaretine valisi geliyor şehrin, il protokolü beraberinde. Gördüğümü yazıyorum, Allah var! Hal böyleyken evindeki yaşlıyı bile düşünüyor insan: Keşke ona da ailesi bu derece özense… 

Fakat yine de tahammül etse de gençler, sefer etmese bu özenli mekânlara yaşlılar. Eli ayağı tutanı olan bir eve neyi fazla gelir şuncağızın diyesin geliyor. Hizmetine gayret edilsin de otursun lazım köşesinde; hayır dua etsin ki rast gitsin işi ev ahalisinin yaşlının yüzü suyu hürmetine. 

Naçizane tespitim bir arada olmamalı yaşlılık ve yalnızlık. Bu devran herkes için dönecek. Ömrü olana sıra gelecek. O vakit ektiğini biçmekten pişman olmamak gerek. İster kendi evinde ister yanı başımızda koruyup kollanmalı, evladın eli üzerinde olmalı yaşlı ebeveynin. Ana-baba olmanın aşırı feragati ve de yarın ne olacağı temkini ile edilen “Evlattan beklentim yok,” şeklindeki müdanasızlık cümlesinin, evlat kulağına normalmiş gibi küpe olacak halde dile getirilmesini de reva görmüyorum. Var benim evlatlarımdan beklentim. Evladı olanın olmalı. Evladın da kendine gösterilen ihtimam üzere geriye dönük sorumluluğu bulunmalı. Yoksa ne anladık büyüğe, ana-babaya saygı ve hürmet üzere inanca sahip aziz bir milletin mensubu olmaktan? 

Ve merak ederseniz buyurunuz başta bahsettiğim, aklı evvel zamanlarımın gelgitler yaşatan sitemli iyilik halime dair yazımı da sunuyorum okuma zahmetlerinize:
*****
MELEK DEĞİLİM
 
Benim yalnız ve güzel ülkemin tüm vilayetlerindeki yaşlıları koruma derneklerinin bütün şubeleri hey! İzinli izinsiz huzur evlerine dalıp çekim yapan kameramanlar hey! Yürek sızlatan kurgular, senaryolar ile durumu film yapanlar size de hey! Köşesinde, sütununda her fırsatta ilgiye muhtaç mahzun yaşlıları konu eden farkındalık sahibi kalem ve kelam ehline de hey! 
 
Kınalar yakınız efendim… 
 
Hiç öyle titrek ellerini öpülmelik hazırlamış, Darülaceze’de yün şalı omzunda, evlat yolu gözleyen, bastonuna dayanmış, bayramlık bekleşen yaşlı haberlerini gözüme sokmasın kimse artık. Bu saatten sonra da çocuklarının bırakıp gittiği; aç mıdır susuz mudur, üşür müdür düşünmediği; zayıf, zebun nene, dede manzaralarıyla da cız ettiremezsiniz yüreğimi. Zira memleketin hepsi benim mi?  
  
Ve fakat “Çalışan gelinim kime yeteyim,” avuntusuyla sapmalar yaşayan vicdanımı iyice eksenine oturttunuz artık rahat ediniz. Beni bırakıp hatta kendinize yeni hedefler bakınınız. Canınıza değsin diyorum işte, başardınız!  Gençmişim; gezmekmiş, eğlenmekmiş, kendime vakit ayırmakmış hak getire bende artık. Kayınvalidem hayatımın merkezidir, her şey ona göre programlanacaktır bundan böyle; sevinin sizin eserinizdir. Bana kolay gelsin haydi bakalım!
Canı sağ olsun aslında ne diyeyim. Nasibinde varmış, kısmetinde çıkmış gelinin böylesi. Eh bana da çok görmeyin canım hemen… Siz nerden bileceksiniz? Ne çektiysem tevazudandır bildim bileli. İzin verin de azıcık pohpohlayayım kendimi. Başka nereden güç bulayım, okuyup da bir aferin demezsiniz ki… Doğruya doğru, dostlar başına gelinin benim gibisi…  Dedim ama kalsın, kendi kendimi beğenmek de işe yaramadı; bu da züğürt tesellisi. Anacığım da sağ olaydı bari ona da dokunaydı hayrım… Kızı büyüt, yetiştir el sürsün sefasını. Oldu mu şimdi? Oluyormuş.
 
Önce bunları dedi beynimin bir lobunu mesken tutmuş fesatlıktan ibaret bir cüce, fitne peri.  “Heeyy! Artık ahmak olmasan!” diye kafatasıma içerden tık tık etmektir derdi zoru. Susmaz yine. Şu sorulmaması gerekeni sorup durdu: Niye sen? Niye niye niye sen niye? Yok mu başka kimsesi?” Soru sinsi bir sis bulutu gibi yerden yerden yayıldı beynimin bütün kıvrımlarına. Haklıydı da galiba niye ben? Az mıdır başımın derdi? Bir elim yağda bir elim balda boş mu otururum? Yok mu benden münasibi? Kaça bölünüp, kaçla çarpılmalıyım daha? Hep vefa sadece benim derdim mi? Yorulmak bana da hak değil mi? Ne zaman biraz da kendim için yaşayacağım belli mi?
 
Sonra; omzumda zıp zıp tepindi, kulağıma asıla asıla yerine tırmandı başka biri. Gayretten, vicdandan mütevellit, kafamdan atılmış sabrın, sebatın sevimli perisi. “Uyma sen ona!” dedi. Onun işi gücü kötülük, görmedin mi? Ahmaklık dediği nedir ki? Biraz emek, biraz özveri... Ölür müsün? Sen yine ardına bırakma elinden geleni. Niye mi sen? Belli ki sevabını sana nasip etmiş Yaradan… Fırsat bil. Eline yüzüne bulaştırma şimdiye dek ettiğini. Yorgunluk mu? Bir hayır dua ile geçmez mi?

Geçer elbet geçmez mi?
 
Be hey, başta hitap ettiğim tüm üstüne vazife bilirkişiler! Ve henüz damdan düşmemiş olup beni kınayanlar hey! Şimdi siz “Yok yok, etki edememişiz, hala üzerinde çalışmamız gerek. Kötü gelin seni! Vicdan ve gayrette eşleme sorunun var. Tahammül ayarını iyi tutturamamışız. Şefkat desen rayından çıkıyor ara sıra. İyilik ve kötülük çekişip duruyor kafanda. Bir arpa boyu yol alamazsın bu durumda,” diyorsunuz da deyin durun bakalım, sırayla bu haller. Yemem içmem, ben size de bakarım… Yapmakla söylemek bir miymiş görürüz. Siz işinizi yapadurun, benim de işim çok bunları sonra konuşuruz.
 
Ve ey benim gibi halden bilebilecekler! O iş öyle değilmiş, bozuyorum ezberlerinizi. Hani meziyetmişçesine bir şarkı sözü vardı: “Çocuk da yaparım, kariyer de…” yetmez efendim yetmez. Artısı olmalı insanın diyor ve ekliyorum: Çocuk da yaparım kariyer de… Kaynanama da bakarım gerekirse!

Ülkü USLU/Kasım,2010
*****
Bilir bilmez halimle iyi ki de öyle yapmışım. Müsaadenizle artık ben de şu kına yakacaklara dâhil olayım.

Ülkü USLU/Ocak, 2021

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV