22 Ekim 2019 Salı

Kurumuş Pınar: Ege! Ve Bir Projem Var: Yeni Ege

24 Temmuz 2018, 10:34
Kurumuş Pınar: Ege! Ve Bir Projem Var: Yeni Ege
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

 


“Burada keçi bile durmaz” demişti birkaç yıl öncece karısı ile birlikte paragat ile balık avına hazırlanan Egeli adam. Şöyle bir bakmıştım etrafa. Haklıydı.  Her yan diken, çalı. Makilik. Güneş kavuruyor, kar düşmüyor, yağmur yağmıyor. Makilikten tarla yapmaya kalksan bir ömür sürer. Su sıkıntısı da cabası. Su, diyelim ki Çeşme’de deniz dolusu olsa da tuzlu su ile tarla sulanmaz. Tatlı sulu koskoca nehirler göller gerek. Doğudaki gibi.

Çeşmeli adam karısı ile birlikte kavun yetiştiriyor, keçi besleyip sütünü de o sütten yaptıkları yoğurtları, peynirleri, paragatla yakaladıkları balıkları satıyor. Kendi emekleri ile var oluyorlar, olmuşlar. Kullandıkları balık yemi mamun yani bir deniz böceği burada çok pahalıymış. O zamanki kilo değerinin yarı parasına İzmir Karşıyaka’dan alıyormuş mamunları. Denk gelirse yazlık bahçesi yapmaya kadar karıkoca evlendi evlenenli birlikte çabalayıp alınlarının teriyle para kazanıp çocuklarını yetiştiriyor, okutuyorlarmış.

Kadın Boşnak, koca Selanik göçmeni Çeşmeli aile, her anlamda Egeli aslında. Ege, tek bu addan ibaret değil şimdilerde salt öyle algılandığı gibi. Güneş de değil, deniz de, turizm de. Ege aslında bir anlayışın, zihniyetin ta kendisi. Hayata bakış, yaklaşım, konuşup dinleyebilme, elindekileri en iyi değerlendirebilmenin eş anlamlısı Ege.

Bu aileyi görünce Ege’nin tam tersi yönde, bin beş yüz kilometre ötesinden belki de, biri geldi aklıma. Gencecikti o kısacık adlı şehrin çocuğu. Otelin resepsiyonunda çalışıyordu. Siz uyandırmazsanız lobideki deri koltuklardan her birine uzanmış diğer otelciler gibi uyanası yoktu. Ona, havası, suyu bambaşka güzel, görkemli bura dağlarında ışgınından çirişine, jağ otuna yetişen otların balından almak istediğimi söyledim. Balcılık öyle aman aman bir iş görülmediğinden pek yapılmazmış orada. Bunca şifa kaynağı ot varken bu dağlarda neden arıcılık yapılmadığını merak edince de “tembeliz biz abla” demişti gülerek. 

Çeşmeli karı koca tembel olsaydı, elli dönüm tarlaları, balık avına çıktıkları kayıkları, keçileri ve sırf bunlardan kazandıkları ile yaptıkları evleri olmayacaktı. Belki yüklerini sırtlanıp taşı toprağı altın bellenmiş bir yerlere doğru yollara düşeceklerdi. O yollar da ya İstanbul’a ya da Ege’ye çıkacaktı. Çıktı da zaten yıllardır. Böylece dünyada benzersiz güzelliğe, mimariye, manzaraya sahip İstanbul da, İzmir de yani Ege de çıkmaza girdi. Gelenler,  burayı geldikleri yerlere benzetmekte gecikmedi. “Köykent” tabirini kazandık böylece. Gelenler zorlanıp kaçtıkları ne varsa buraya taşıyınca Ege zorlanmakta artık.

Şimdi Ege eni konu perişan. Bir Çeşme, Alaçatı gerçeği var ki, Urfa biberi acısı tadında… Alaçatı, bir küçücük yer sonuçta. Ama doğusundan kuzeyinden, güneyine kim varsa Alaçatı’da. Ne kadar yetebilir gerçekte bir köy olan Alaçatı sokakları, yolları İzmir dışındaki her kentten akın akın gelmişlere? Trafik, bir köy trafiğince olmalıyken Ankara, İstanbul ana caddelerinden farksız. Bayram trafiğince. Park yeri imkânsız bir şey. Sokaklardaki tıklım tıkış insanlardan asfalt gözükmüyor.  Gerçek anlamda iğne atılsa yere düşmeyecek haldeki Alaçatı sokakları sırf insan başından oluşmuş gibi. Ne için peki onca kilometre yoldan gelip de üst üste, omuz omuza yürümek? Oysa küçücük yerlerin imkânları belli. Kaç temizlik görevlisi olabilir ki onca insanın çöpünü, pislettiklerini temizleyebilsin… Çevre duyarlılığı konusunda nasıl olduğumuz da belli  maşallah. Ve Alaçatı seviliyorsa, suyundan market kapasitesine kısıtlı bu yerler tüketilerek mi sevilir? 

En önemlisi göçler ille de neden İzmir ve o civara? İş imkanı değil cevabı, bura yerlilerinin işi gücü keçi, kavun yani tarım. İzmir’e göçenlerin ören yerlerine, eski mimariye tutkusundan gelmediği apaçık. Ege otları için de değil elbet. Doğudaki ot çeşitliliği Ege’de bile yok. Ama Egelilerin otları değerlendirdiği gibi doğuda hakkıyla değerlendirme de yok. Oralarda doğa bakir, alanlar geniş ve en azından yazlık gibi yeri göğü kaplayan beton kalabalığı ve onun getirisi kalabalık,  kirlenme yok. O zaman “neden Ege?” sorusunun cevabı apaçık ortada. Ege  zihniyeti!

Bu zaten besbelliydi de demin bahsettiğim adı kısacık kentte konuştuklarımızdan,  işi aranılıp da bulunamayan, maaşı herkesin aklından geçen; ama rüyalarda bile görülemeyen, hali vakti hayli yerinde o kentin gerçek yerlisi birisi “aklım İzmir’de hep, buralarda kafa yapısı değişmez. Kaçmak istiyorum” demişti. İzmir nere, ora nere… Üstelik oralar kar alıyor. Haa, “kar soğuktur, yol kapatır” filan denilebilir. Ama susuz hayat olmaz. Kar, suyun stoklanmış hali olduğuna göre…

Dün, pazarda alışveriş yaptığım iki satıcı ile konuştum. Bu yaz hiç rastlanmadığımız yabancı turistleri sormuştum. Konuşmalar hep sohbete döner ya sonunda, öyle oldu.

İlk konuştuğum satıcı, genç bir kadındı. Her hali, konuşması bir başka. Nasıl oldu bilmiyorum pazarlık sırasında kullandığı terminoloji ile yakaladım onun gerçeğini. Bildik pazarcılardan değildi. Ve konu açıldı.  Buraya İstanbul’dan göçmüşler. Kocası da kendisi de üniversite mezunu. Mühendis ya da ekonomisttiler yanılmıyorsam. İstanbul’da işleri çok iyiymiş. Levent’te oturuyorlarmış, düzenleri yerindeymiş. Gelirleri vazgeçilecek gibi değil. Ama gel gör ki İstanbul’un hele de kendileri ve yanlarındaki çocuklar yetmezmiş gibi bir de her yıl doğurmaktaki son gelenlerle iyice başkalaşması gözlerini korkutmuş.  Çocukları karşı tarafta okul tuttursa kışın hava erken kararınca eve dönerken başlarına ne gelir korkusuna düşmüşler. Gördüklerinden, duyduklarından yılmışlar. İşlerini, evlerini, her şeylerini bırakıp tanıdıkları bir tekstilcinin önerisi ile İzmir çevresi pazarlarında pamuklu satar olmuşlar. Çocuklara dönüşümlü göz kulak oluyorlarmış şimdi. Bitmiş İstanbul’dan bitmek üzere İzmir’e gelişin öyküsü hiç göz ardı edilecek gibi değil. Büyücek bir ülke nüfusuna sahip, her türlü insanın bulunduğu, sapkınların hayvanından, çocuğuna, kadınına her türlü kötülüğü hak gördüğü bir ortamdan kaçışın öyküsü şimdilerdeki gerçeklerimizdendi. İstanbul’dan İzmir’e kaçılıyorsa o zaman artık bu konuyu enikonu düşünme vakti gelmiş de geçiyor değil mi? Hemen oturup  düşünmeli bu sorunu daha vakit kaybetmeden.

Konuştuğum ikinci kişi, sattığından bir lira ya kazanıp ya kazanmayan zayıf, rengi konurlaşmış, dişleri dökülmekte, konuşmaya dermanı kalmadığından sesi zor duyulan, yaşından çok yaşlı gösteren  bir adamdı. Dürüst. Kökten Egeli.

“110 saattir evimden uzağım. Çarşamba günü bir çıktım, yarın akşam saat on ikiden sonra ancak gireceğim evime. İki çocuğum var. Çekirdeğim yok dikili, değil ağacım olsun. Kızım yirmi yaşında oğlum on bir. Ortaya bir çıkarabilsem onları, ah! İş güç sahibi yapıp, evlendirip bir uçurabilsem. Ne maaşım var düzenli ne sağlık sigortam. Kızım çok küçükken çok ciddi bir hastalık geçirdi. Para gerekti tabii. Karşılayamadım. Yeşil karta başvurdum. Kartı veren kişi çok uzaklardan buraya göçmüş. Bizlere önyargılı. Ama kendi hemşerilerinin on küsur çocuğu olsa da hepsine tek tek kart veriyor. “Bu oldu mu şimdi kardeşim?” dedim. “Bak zordayım, kızım ölsün mü?” Bana, “ama sen buralısın, babanın evi vardır” dedi. İçime çok koydu bu. İşte şu kırk yıllık külüstür minibüsün içinde yatıp kalkıyorum, yemeğimi yiyorum. Yumurta filan yani Pazarda bile gözleme on beş lira. Nasıl alayım… Kimsenin malında gözüm yok. Tek derdim, Allah çocuklarımın geleceklerini elde ettiklerini göstersin.” Ah, çektim içimden dinleyince. Diyecek söz bulamadım. Pazarda tanesi üç lira ya da dört buçuğa çorap satan birinin hayatı, pazardan aldığım en değerli şeydi.

Konuşanlardan da besbelli ki İzmir, herkesin özlemini çektiği bir zihniyetin somutlaştığı yer aslında. Önce kendi çabalarına güvenen, olumlu bakışlı, vurdu kırdı değil konuşmayı önemseyen insanlardan oluşan yer. İzmirliler arasında kan davası göremezsiniz mesela. Ya da maraba. Kız çocukları ile erkek çocukların farkı yoktur. İkisi de çocuktur. Te o kaa! Bu  durumda insanlar bunaldıkları her şeyden kaçış noktası olarak görüyorlar İzmir’i. Deee… İzmir’i de İzmirlikten çıkartıyorlar ama. İzmirliler İzmirlerinden olurken onların kaçacak bir yeri yok malum. İzmir’in İzmir’i yok! İzmir, Ege feci bunalmış halde. Gelen giden kirletip çiğneyip geçiyor Ege’yi. Oysa Çeşme’de artık arabanızı park edecek yer bulamıyorsunuz. 

O halde bir yerin adetinden, töresinden, önyargılarından, kadına kıza, çocuğa, hayvana yaklaşımından bunalan buraya kaçsa da,  Ege’yi de bırakıp geldikleri yere benzetmekten kaçamıyorlar ne yazık ki.  Güzellik katmaları beklenilenler, güzelliklere zarar verir olmuşlarsa o zaman bir düşünmeli başımızı ellerimiz arasına alıp, bir şeyler yapmalı. Yaşadıkları kent ve adresleri değişti diye insanlar bir gecede değişip gelişemez malum.

Ne mi yapmalı mesela… Göçüp kaçmak denilince akla gelen Ege ise,  kaçılan yerleri Ege yapmalı o halde. Diyelim ki Urfa’dan, harika bir Yeni Urla olur. Güneş de var, su da. Su denilince deniz değil şart olan. Nehrin, barajın en görkemlileri orada yani Ege’den çoook uzaklarda. Munzur Çayı kenarındaki plajın resimlerini görünce insan anlıyor yeni yeni Egelerin hiç de zor olmadığını. Üstelik rafting de yapılabiliyor o çaylarda, nehirlerde. 

Eğer o uzak kentlerdekiler kaçıp mutlu olacakları yer olarak Ege’yi bellediler ve yaşadıkları yerleri de kendi başlarına Ege yapamıyorlarsa projelerin yardımlarıyla, gönüllü Egeliler ile orada bir şeyler yapılabilir. Çiftlikler kurulabilir. Balıkçılıktan, keçi yetiştirmekten kavunculuğa her işi yapan Çeşmeli insanlar gibi insanlar, okumuş insanlara danışmanlık bile yapabilir  ekmeğini taştan çıkaranların gözüyle oralara bakarak Alaçatı nasıl tanındı, düşünelim? Dizi ile,  falanca ünlü sanatçıların yaz sezonunu açtı tatil haberleri ile, değil mi? O ünlü sanatçılar bir de uzaklara gitsin tatile. Başta da oralı sanatçılar oralarda evler yaptırsın, çiftlikler kursun, ille İzmir’e yerleşeceklerine… Oğulları, kızları ordaki hamak keyiflerini paylaşsın instagramda. Verin oraları Ege zihniyetlilere, görün bakın balından, jağ otu, ışgın, çiriş otuna, baraj balıklarına, toprağı ekip biçmeye ne değişiklikler olacak. Taşı toprağı zaten altınken İstanbul anlamlı altın olacak. Artık oralara göç edilir olacak.

Ege’nin Urlası  hayallerdeki ad, uzakların Urfası hep kaçılan ad  olarak algılandıkça ve insanlar neden Ege diye tutturduklarının samimi gerçek cevabını kendilerine bile vermekten kaçındıkça Ege bitip tükenecek. Tükendi bile hatta. Göz yumulabilir mi buna?  Ama Ege’nin çok uzakları alabildiğine boş, bakir kalırken kaçılabilecek bir Ege de kalmayacak yakınlarda. O zaman dizlerimizi mi döveceğiz? Dünyada tek bura ve Sakız Adası’nda yetişen damla sakızının, dağ çileklerinin, tek burada yetişip havayı en iyi süzen ardıç çamlarının, kantaronların, kekiklerin, daha nice şifalı otların, o çalışkan Çeşmeli  ailenin el ele verip üreten zihniyetinin yok olmasına seyirci mi kalacağız? İşin aslı bize hangi  zihniyet yol aldırabilir? Elinden geleni yılmadan yapan, konuşmayı, dinlemeyi bilen, uzlaşıcı, çalışmaya yönelik zihniyet mi yoksa “biz tembeliz abla” deyip çiçekli vazo tablosunu baş aşağı asıp, kattan yukarıda yapıldığından asansöre kattan üç beş merdivenle  çıkılan ya da inilen zihniyet mi? Eğri oturup doğru konuşma vakti değil mi şimdi, hepimizin iyiliği için? Tam da Ege bitme noktasına gelmişken?  Ege’de incir, nar, zeytin ağacı varsa bunların hepsinden Urfa’da da var oysa. Hatta Urfa’da fıstık ağacı da var fazladan.

Bir projem var, içimi yakan bu gerçekleri gördükten sonra aklımdan çıkmayan. Baştan söyleyeyim, bu benim projem ve izinsiz kullanılamaz.  Madem Ege adı geçerli, göç edenlerin geldiği o uzak bölgelerin adları tutulmuyor, kaçılıyor o adlardan… O halde YEP. Yeni Ege Projesi. Ege’den çok uzaklar için.

Can katan nehirlerin beslediği iç deniz büyüklüğünde en görkemli barajların, güneşin, bomboş gepegeniş ovaların hatta yükseltideki topraklar olan dağların,  otun ikiz gebelikler yaptırtanının,  en şifalısının yetiştiği; dağları karlı yani su sorunu olmayan yerlerde Egelilerin de desteği ile yeni Egeler kurmalı. Ege zihniyeti ile farklılıklar gösterilmeli. Her yer Ege olsun madam Ege, Ege diye tutturduk. Artık oraları Ege yapmalı. Yoksa tükenip çürümekteki Ege, o göçülüp kaçılan yerlerin en yenisi olacak.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 23.07.2018

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV