18 Kasım 2017 Cumartesi

BARIŞÇIL BİR DAHİ: AŞIK VEYSEL- Gülenay Pınarbaşı yazdı

Aşık Veysel Şatıroğlu, insanlığı, “eşitlik”, “kardeşlik”, “özgürlük”, “sevgi” ve “birlik” değerlerine mensubu olduğu tasavvufi kültür ve aşıklık geleneği formunda davet etmiş, 20. yy’a damgasını vuran bir sanat bırakarak dünya yolculuğunu tamamlamıştır.

25 Ekim 2017 Çarşamba 12:52
 BARIŞÇIL BİR DAHİ: AŞIK VEYSEL- Gülenay Pınarbaşı yazdı
 EDEBİYAT MÜZİK

BARIŞÇIL BİR DAHİ: AŞIK VEYSEL

Aşık Veysel Şatıroğlu, insanlığı, “eşitlik”, “kardeşlik”, “özgürlük”, “sevgi” ve “birlik” değerlerine mensubu olduğu tasavvufi kültür ve aşıklık geleneği formunda davet etmiş, 20. yy’a damgasını vuran bir sanat bırakarak dünya yolculuğunu tamamlamıştır.

Aşık Veysel, bugün Türkiye’nin hatta dünyanın birçok yerinden sayısız hayranına rastlayacağınız ender kalıcılığa sahip bir aşıktır. Göçebeden devlet adamına çok geniş bir çerçevede hayran kitlesine sahiptir. Köylülüğünden, ümmiliğine, yetişme şartlarına kadar aşıklık geleneğinin hemen hemen bütün özelliklerini taşıyan Veysel’i yüzlerce yüzyıla dayanan gelenekte ve sınırları çok geniş coğrafyada bu kadar şöhretli yapan özellikler nelerdi?

Büyük bir şair, irfan dolu bir filozof ve bestekar-icracı. Anadolu toprakları bilinmeyen tarihinden bugünlere pek çok insan sevgisi ile dolu zor zamanlarda söyleyen çıkardı ama böylesi bu şartlarda yetişeni pek az. Bir yönden değil birçok yönden başarılı olması, şöhret bulması akıl sır erdirilecek gibi değil. İçinden geldiği tasavvufi kültür-aşık-tekke edebiyatı geleneği göz ardı edilemez tabii. Bir çok edebiyat araştırmacısı Yunus Emre’yi ve

Âsık Veysel’i “iki zirve” olarak nitelemektedir. Hakikaten, Yunus Emre’nin şu

Beytini:

Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan

Ser’in evliyasıysa hakıykatte âsidir

 

Aşık Veysel’in şu beyitlerine

 

Aynı vardan var olmuşuz

Sen gümüşsün ben saç mıyım

Ne var(ı)sa sende bende

Aynı varlık her bedende

Yarın mezara girende

Sen toksun da ben aç mıyım

Kur’an’a bak İncil’e bak

Dört kitabın dördü de Hak

Hakir görüp ırk ayırmak

Hakikatte yüz karası

eklediğimizde, her iki sairin de birleştiği “insanlığın birliği” fikri çok net görülmektedir.

Asıl adı Veysel Şatıroglu oğlu olan büyük şair, 1894 yılında Sivas Sivrialan’da doğdu. Anadolu’nun kültürel manada en zengin yöresi Emlek Vadisi’nin bir parçası olan köy zengin kültür akışının zemini oldu Veysel için. Coşkun bir nehir gibi akan Anadolu kültürünün içinden onlarca geçen aşık-sanatçı olmasına karşın Prof. Dr. Şeyma Güngör’ün belirttiği gibi Veysel’deki deha, bu kültürü sünger gibi emmesinin vesilesi olmuştu. Kırk yaşlarında meşhur olmaya başlayan şair dehasıyla devrinin yeniliklerine ayak uydurmaktan çekinmedi. Hızla modernleşen Türkiye’yi ve sıkıntılarını tüm şiirlerinde işledi, plak doldurdu hatta kendi hayatını anlatan bir filmde bizzat rol aldı.

1973 yılında öldüğünde artık o bir üstattı. Ehli beytin derin irfanından etkilenen eserleriyle meydana getirdiği eserleriyle bir ekol halini almıştı. Onu takip eden aşıklar yetişiyordu.

Türkiye’nin baskılı değişim yıllarında kıyafetinden dolayı Kızılay’a sokulmayan Veysel’i, Âşık Veysel yapan dehasının yanında bir önemli gerçek daha vardı ki zor zamanların edebiyat yaratımlarındaki mucizevi etkisidir. Aşık Veysel, hem gözleri görmemesi hem ilk eşi tarafından terk edilmesi bakımından şahsi hayatında büyük zorluklar hatta garibanlık yaşamıştır. Bununla birlikte XX. yüzyıl baslarında, savaş, işgal, ekonomik zorluklar gibi felaketler olmuş insanlar özellikle taşrada ayakta kalma mücadelesine girmiştir. İşte Veysel’in bu şahsi zorluklarına ülkenin değişim ve gelişim sorunları eklenince Aşık Veysel mensup olduğu irfani ekole sarılmış, içinde yetiştiği aşıklık geleneği aracılığıyla bir anlamda “dermanı olan derdi” için söylemeye başlamıştır.

Tam bu noktada Aşık Veysel’in Mustafa Baydar tarafından aktarılan sözleri dikkat çekicidir. Veysel şöyle demektedir:

Farzedin ki içinde cevher olan bir dağ var. Dağın cevherini meydana çıkarmak için onu kazmak, yaralamak lazım. Aynışekilde insan da büyük ıstıraplar ve yaralara maruz kalırsa aynı şekilde, o da ‘eğer varsa’ cevherini meydana çıkarır.

 

Birinci dünya savasının çıkmasıyla, Veysel’in akranları dahil Sivrialan’daki erkekler askere gider. Gözleri görmeyen Veysel askere alınmaz. Köyde yaşlı erkekler ve kadınlarla kalan Veysel, saz çalmayı ilerletmiş, çevre köyleri dolaşarak usta malı eserleri söylemeye başlamış kırklı yaşlarında yakaladığı şöhreti ile kendi eserleriyle var olmaya çalışmıştır.

 

Kırklı yaşlarında şöhret olması tesadüfü değildir belki de içinde bulunduğu sorunlara ontolojik çözümler bulmaya başlamış, dünyanın gelip geçiciliğini idrak etmiş konar-göçerliği felsefi plana taşımıştır.

 

Benden ayrılınca kin ve buğuzum

Herkese güzellik gösterir yüzüm

Topraktır cesedim güneştir özüm

Hava yağmur uyandırır hislerim

Bu dünya fânidir konar göçerler

Veysel der ki gel barışak küslerim”

İkiliğe düşmek-paylaşamamak-düşmanlık en sevmediği-yerdiği olaylar olmuştu.

“Kim okurdu kim yazardı

Bu düğümü kim çözerdi

Koyun kurt ile gezerdi

Fikir başka başka olmasa”

 

En meşhur şiiri “Güzelliğin On Para Etmez” dizelerinde söylediği gibi “aşk” düşmanlığın-ikiliğin karşısında dimdik duran varlıklar üstü insana çok yakışan bir duygudur. Aşkı her şeyin mayasıdır. Dünya devranı aşkla dönmektedir. Katre ummanlara aşk ile karışmaktadır, dünya aşkla durulmaktadır, bulut aşkla ağlamıştır, barış fikrin en güzelidir, yalanı, çirkinliği aşk ile dünyasından kovmuştur:

Fikir geldi düzenledi o sarı

Döge döge barıştırdı onları

Kahretti yalanı kovdu dışarı

Pişmemişti yalan daha çığ idi

Savaşılacak tek şey sevdadır.

 

“Âşık olan sevda ile savaşır

Güzel olan eda, cilve, naz taşır

Âşık maşukunu bulur koklaşır

Sevip sevişmeyi yâr uyandırır”

 

Aşık Veysel’in ustalık döneminde peşinde olduğu bir hakikat de öteden beri beşerin temel sorunlarından biri olan insanı tanımak-kamil insanın özelliklerini eserleriyle ortaya koymaktır. “İnsanın ne olması gerektiği” sorusuna cevap aramıştır. Kamil insanın vasıflarını dile getirmiştir.

Doğa insanı tamamlayan insanı insan yapan insanın aşkın olanla ilişkisini sağlayan bir varlıktır aşığın gönlünde. Dağ, çiçek, yağmur vb. adeta “insanı aşan

Yüce Varlık”tan haber vermek için kullanmaktadır. İnsanı bir ağacın

yapraklarına benzetir. Ağacın yaprakları ağaçtan ayrı bir varlık değildir. Fakat yapraklar geçicidir ve dökülürler, yani ölürler. Buna rağmen ağaç var olmaya devam eder. Dolayısıyla asıl varlık ağaçtır. Hatta ağacın meyvesi ve çekirdeğinde dahi “Allah”ın varlığı gizlidir. Çekirdek, ağacın devamını da sağlayacak olan özdür. Doğa ile insan ayrılmaz bir bütündür. Veysel’in fikrinde İnsan gökyüzünden yeryüzüne inen bir yağmur damlası olarak nitelenir. İnsan doğduğunda bir yağmur damlası gibi temiz ve renksizdir. Yere düsen yağmur damlası, sele karışır boz renge bürünür; ırmağa kavuşur gökyüzünün, ağaçların, bir başka deyişle doğanın yedi rengini yansıtır.

Dahi seviyesinde bir zekası ve irfanı olan Veysel ilerleyen yıllarında ülkenin iç çatışmalardan zarar gördüğünü ve dünyanın bilim ve fenin ışığında ilerlediğini fark etmiştir. Şiirlerinde insan sevgisini, birliği ve barışı hep vurgulayan şair, artık gençlere bir vizyon ve hedef koyması gerektiğinin de farkındadır. Bunun için “Bu Nasıl Kavgalar Çirkin Dövüşler” şiirini yazmış şu meşhur dizelere imza atmıştır:

Hedef alıp dövüştüğün kardaşın

Seni yaralıyor attığın taşın

Topluma zararlı yersiz savaşın

Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız

 

Herkes ilim deryasında yüzüyor

Çıkmış ayın çevresinde geziyor

Yazık bize yollarımız uzuyor

Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız”

Yukarıda birçok yerde vurgulandığı gibi Veysel insanlığın birliği fikrini somutlaştırmış asıl felaketin ikilikten geçtiğini sık sık vurgulamıştır. İnsanların Hz. Adem’den geldiğini dolayısıyla barışın kardeşliğin esası olduğunu sık sık işlemiştir:

“Kürt’ü Türk’üyle Çerkez’i

Hep Âdem’in oğlu kızı

Beraberce şehit gazi

Yanlış var mı ve neresi

Bu dünya görünmez böyle bir hayal

Bu imiş âdemi aldatan her hâl

Hesapsız yası var Âdem’den evvel

Ben kocadım dahi dünya gelin mi”

 

Özetle, Aşık Veysel Şatıroğlu, insanlığı, “eşitlik”, “kardeşlik”, “özgürlük”, “sevgi” ve “birlik” değerlerine mensubu olduğu tasavvufi kültür ve aşıklık geleneği formunda davet etmiş, 20. yy’a damgasını vuran bir sanat bırakarak dünya yolculuğunu tamamlamıştır.

 

Halk edebiyatı uzmanı Gülenay Pınarbaşı

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    ARŞİV