19 Ekim 2017 Perşembe

KORUK SUYU HELVADIR ARTIK

06 Eylül 2017, 09:22
KORUK SUYU HELVADIR ARTIK
Ülkü Uslu
       Yazma serüvenim 2010 yılı baharında “XL Gençlik” başlıklı bir yazı ile başlamıştı. Tam da burada! Alıntılarla birazdan sizi bu yazıya tekraren maruz bırakacağım müsaadenizle. Esasen bir yazı bile değildi önce. O zamanlar bu köşede güzel yazılar yazan çok sevgili bir arkadaşımla “Ne olacak bu gençliğin hali?” babında e-posta ile halleşmemdi aslında. Onun, “Bunu herkes okumalı,” deyip editöre göndermesiyle benim ilk yazım oldu ve bilahare burada vakit buldukça söylenmeye devam eder oldum böylelikle.
        O vakitler üniversite gençliğinin mekanları arasında seyreden güzergahımda onlara nispeten Hanya’yı Konya’yı gören gözümle, sıkça rastladığım çarpıklıklardan bir kaçını gidişattan kaygılanarak dilime dolamışım o yazıda. 
        Bir pazar günü kızlarıma acele bir kahvaltı hazırlayıp işe gitmek için evden çıktığımdan bahisle girmişim konuya. Üniversite sınavının ilk basamağı olan YGS günüymüş o gün. Durakta otobüsün gelmesini beklerken kampus kapısındaki telaşı izlerken sıkılmadığımdan söz etmişim. “Başörtülü kızlar tedbiren girişte düzenlenmiş bir barakaya yönlendiriliyorlardı önce, örtülerinden sıyrılmak için. Zira sınav mühim, başları üzerinde birşey kalmasın beynin çalışmasına engel, kafalarına bir çengel takılmış olmasın. Baraka önündeki kuyruğun uzunluğuna bakıp hüzünle ‘cık cık’ etmekten başka çare yok şimdilik. Amma yakındır, kimbilir belki de bu tedbir son, not düşelim tarihe yıl 2010...” demişim. Eh, duamız kabul olmuş; şükretme vaktidir şimdi, yıl 2017...
        Üniversiteye girme telaşında olanlardan başka, halihazırda üniversiteli gençler de varmış durakta. Asıl, bu üniversite giriş heyecanını atlatıp birbirlerine sokulmuş ve başka heyecanlara yelken açmış bekleşenleri almışım kadrajıma. Bir rahat vermemiş kenafir gözüm sonrasında. Böyle biribirinden ayrılamaz gezenlerin birazdan binecekleri otobüste boş buldukları koltukları tapulayarak hastaneye giden yaşlıları bile görmezden gelip yer vermediklerini müzevirlemişim yazının devamında. “Marifet erken gelip oturmaktır otobüste. Yaşlılara yer vermek çocukluk hikayelerinde kalmıştır. Memleketimin geleceği  "L" gençliktir artık onlar. Fakat biz yaptık. Bebekliklerinden beri rahatlıkları için pervane olduğumuz, birer prens ya da prenses misali büyüttüğümüz nesil, kavanoz çocukları...” diye de büyükleri olarak kendimize batırmışım iğneyi ama ne çare...
        Ben böyle genellemeyle uğraşırken binmişiz gelen otobüse. Göz hapsimdeki üniversiteli genç çift, yan tarafımdaki birbirine bakan koltuklara oturmuş ve tozlu botlarını da pat diye karşılarındaki koltuğa uzatıvermişler birlikte. Tövbe tövbe...  “Teşhisde eksik var fazla yok. L değil XL imiş bizim gençler, çok rahatlar çok,” diye sitem edip eklemişim: “Birkaç kinayeli uyarı cümlesi geçiyor kafamdan hızlıca. Ama eleştirinin de yapıcı olanı yakışır, sabırla kazanmak gerek gençleri. Gülümseyen bir yüz ve ağırbaşlı tavır ile size yakıştıramadım kıvamında düşünmeye sevk edecek bir eleştiri cümlesi olmalı söyleyeceğim. ‘Birazdan başkalarının binip oturacağını, otobüsün dolacağını belirterek, bütün koltuklara ihtiyaç olabilir değil mi?’ diye bir cümle sarf ediyorum bu hoşgörü ile. Delikanlı mahcup bir şekilde: ‘Nasıl? Ha, evet’ diyerek indiriyor ayaklarını. Genç kız da anlamamış ama ona uyar bir refleksle aynı şekilde hareket ediyor. Fakat bu şekilde uyarılmaktan hoşnut olmuyor belli ki hemen koltuğa geri uzatıyor ayaklarını. İnatçı! Diğeri kalır mı, o da ona tabi.” Fesubhanallah! Bende kabahat; ne karışırsın gençlere, belli ki babalarının otobüsü... 
         “İşte, sınır tanımayan özgür gençlik budur, rahatlık her koşulda mümkündür. Büyüklerin yanında uzun oturulmaz, tuvalete girilmiş ayakkabılar ile oturulacak yerlere basılmaz diye kurallar bizim nesile has imiş. Koli basilinin, beta hemolitik streptokokların da garezi hep bizim nesile imiş...”  diyerek ben size dertlenmişim ancak. Yanlarında boşuna ötüp morarmış teyzeleri olarak gençlerin, botları da koltuklarda, yola devam etmişiz öylece. 
        Sonra haşır huşur paketten, döke saça cips yiyecek olmuşlar. Ağızlarındaki cikletleri ne yapacaklarına takmışım bu kez kafayı, izliyormuşum yine. Ben düşünürken onlar gülüşürek koltukların altına yapıştırıvermişler bile. Pratik çözümcü gençler... Onlar rahat, ben takıntılı yola devam ederken gelen durakta tıka basa dolmuş otobüs. Pırıl pırıl giyimli ana-kız hanımefendiler de tam ayak basılmış koltuklara oturacakmış ki çantamdan çıkardığım ıslak mendili yetiştirip uzatmışım. Lafı da yetiştirmeyecek değilmişim fırsatını bulmuşken: “Biraz önce çoluk çocuk ayakları ile tepindi de...” şeklinde. Görmüş geçirmiş hanımefendi de beklentimin üstünde konuşmamış mı: Millette düşünce mi kaldı kardeşim, oturmasını kalkmasını bilmez oldu zamane,” diyerek  sürtmüş mendili oturacakları koltuklara. Görgülü bir eda ile elindeki çöpü de çantasından çıkardığı bir küçük poşete hapsetmiş gençlerin mahcup bakışları altında. 
        Artık benim rengim eflatuna dönerken, cici gençlerinki mosmora çalmış bunlar üzerine. Gençlerim sus pus olmuş, cikletlerine değil bakışlarına yer bulamaz olmuşlar bu kez. Pek keyiflenmişim... Ben rahatlayıp "XL" olmuşum da onlar daralıp "S" olmuşlar hatta. Fakat kıyamamışım, ümit kesmemişim yine de: “Seviyoruz her halükarda, yarınımız bizim onlar. Birgün zannettikleri kadar büyüyecekler. Bizden de iyi olacaklar. Bizden çok bilecekler, bizi aratmayacaklar. ‘Koruk suyu helva, dut yaprağı atlas’ demişler zamanla. Her şey sabırla, umutla, sevgiyle ve inançla...” diyerek bitirmişim yazıyı.
       Güzergah dedim de aynı yerlerde geziyor, üniversite gençliğini gözlemliyorum hala. Fakat o günlere nazaran çok farklılıklarıyla. İnanç ile fersah fersah kat edilmiş yollarda, şimdi daha memnun ve daha da umutla bakıyorum manzaraya. Ne olduysa olmuş geçen zamanda, bu gördüğüm gençlik artık öylesi değil. Belli ki yalnız değilmişim ve gençlik üzerinde aynı kaygılara, belki de daha iyi tespitlerle düşmüş birileri. Düşmekle kalınmamış gereği de yapılmış belli... Şimdilerde daha duyarlı halleriyle izliyorum onları. Kimliğinin daha farkında, cümlenin derdi umurunda ve daha sahip değerlerine; insanına, vatanına ve kutsalına...
       Yeniden dizaynların sözkonusu olduğu günümüz dünya konjonktüründe devletimizin genci belli ki kıymetli. Devlet ki sağlam değerler üzere yetişen gençlik ile baki... O vakit, yabana atılmaz, feda edilemez ve şansa bırakılmaz derecede kıymetli. Bu bilincin eseridir ki bir kaç yıldır, sadece üniversite dersliklerinde değil, devletin bu değer veren anlayışı ile inşaa edilmiş konforlu yurtlarında da eğitimleri desteklenmekte gençliğin. Değerlerinin farkında olarak, kimliklerine sahip çıkarak ve türlü donanım ile yarınlara hazırlanmaktalar. Bizi kaygılara düşüren, yedi yıl öncesinin koltuk tepelerinde botuyla gezip, yaşlısına sırtını dönen gençlik, şimdilerde sosyal duyarlılıklar etrafında bir araya gelerek güzel tablolar oluşturma fırsatlarını buluyor yurtlarında. 
        Planlanmış çok çeşitli programlar ile gruplar halinde kâh memleket içre keyifli bir yolculukla tarihini keşfe çıkıyor kâh sınır ötesinde ecdadının izini sürüyor bazen. Yahut marifetli elleriyle unutulmaya yüz tutmuş bir el sanatına yeniden hayat veriyor barındığı yurdun atölyesinde. Diğergamlık mı idi derdimiz? Aştılar onu da... Birkaçı bir oluyor da emeklerini ve harçlıklarını birleştirip kâh ücrada bakımsız kalmış bir ilkokula el atıp mise çeviriyor kâh bir yoksul hanenin kapısını çalıyor kucaklarında erzak paketleriyle. Dahası pamuk saçlı, ak yaşmaklı kırışık yüzlerde tebessümler oluşturmak için geçiriyor gününü bir huzurevinde. Yetmez deyip rüzgarlı havada uçurtma salıyor semaya, fazla kromozomun kocaman gülümsettiği kardeşleriyle. Onları da unutmuyorlar. Böylesi bir gençliği şimdi gel de tepindir bakalım kamunun malı otobüsün koltuk tepelerinde. Ya da sıkı mı kendisi otursun da bir emekli amcası ayakta beklesin başında... Öyle şeyler yapmaz onlar artık, kıyamazlar...
        Böyle gözümün önünde görmekten sebeple önceki zamanlara dair kaygılarımdan azade, diyebilirim ki “Maşaallah, koruk suyu enikonu helvadır artık ve az kalmıştır dut yaprağı atlas olmaya...” Haydi inşaallah!
        Ülkü USLU/Eylül 2017






Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV