24 Eylül 2018 Pazartesi

KÂMİL’İN MASASI ve ALİKSAN

12 Temmuz 2018, 10:21
KÂMİL’İN MASASI ve ALİKSAN
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

Herkesin adını kısaltıp Aliksan dediği Ali İhsan, işsiz güçsüz, parasız pulsuz bir gençti. Ne iş bulursa onu yapardı. Eline geçen para ile günde ancak bir kez sofra kurulurdu evlerinde.   Şu sıralar herkesin dilinde dolaşan Aliksan’ın dünürcülüğü, Kâmil’in pek ilgisini çekmişti. 

Bin dokuz yüz elli iki senesinde, Ankara Kalesi’ne pek yakın Çıkrıkçılar Yokuşu esnaflarından hali vakti hayli iyi Kâmil, bütün gün dükkânında oturup müşteriler ile aynı konuşmaları yapmaktan sıkıldığında sohbete düşkün yanı depreşirdi. O zaman kendisini eğlendirip güldürecek şeyler anlatacakları toplardı başına. Aliksan da onlardan biriydi. Hem  çağrıldığında çarçabuk gelirdi. Kimi gün açlığını giderecek bir tas çorba bulamayan Aliksan, Kâmil onu çağırır çağırmaz masasında bitiverirdi o yüzden. Pek zengin kurulmuş sofrada yer içer, karnı doyarken anlattıklarıyla da Kamil’in ruhu gülmeye doyardı.

Akşam yediği iki lokma kuru ekmeğin içini tutmadığı Aliksan daha öğlen bile olmadan geldi Kâmil’in dükkânına, çağrılır çağrılmaz. Çok açtı. Bir an önce sofraya kurulmak istiyordu. Kâmil de Aliksan gelse de şu dünürcülük işinin aslını bir öğrense istediğinden erken de gelse Aliksan’ı görünce sevindi. Çıraklara hazırlatıp pişirilmek üzere yakındaki fırına gönderdiği Ankara tavanın pişip olmasına daha vardı. Aliksan’ın açlığını bildiğinden  o an dükkânın tel dolabında ne bulduysa kuruyemiş, sabahki kahvaltıdan kalmış simit, meyve hepsini masaya koydu. Aliksan hemen yemeğe koyuldu.
-Münci Bey’in kızına talip olmuşun, öyle mi Aliksan?
Aliksan, yanaklarını doldurmuş lokmasını çiğnemeyi bir an unuttu. Yüzü allak bullak oldu. Sonra birden yeniden çiğnemeye koyulup lokmasını yuttu. Bu kez eli kuruyemişe gitti. Ağzına üç beş sarı üzüm attıktan sonra,
-Münci Bey zengin adam. Mahallenin ileri geleni. Anamla bani hayrına yemek yedirmek üzere evine davet etti. Etmiş, tereyağıymış geç onları… Bizim eve doğru dürüst ekmek girmediğini herkes bilir. O da  mahalledeki herkesin halinden anlar  ya...
-Münci Bey sizi yemeğe çağırdı yani. Eee, sonra?
-Sonra gittik biz de. Bir masa donatmış kiii. Kuş sütü eksik. Dolmasından, böreğinden, etinden, hoşafından tatlısına kadar.
-Hıımmm.
-Ye ye bitmiyor. Ama ne olurdu sanki mideler hemencecik dolmasa. İki günlük yemek yedim. Sonra tıkandım.
-Hımmm. Sonra?
-Karnımız doyup masadan kalkınca Münci Bey bizi yolcu etti haliyle. 
-Bu kadar mı?
-Tam kapıdan çıkmadan önce Münci Bey’in elini öperken geldi aklıma. Hani Münci Bey’in çok güzel bir kızı var ya. Bekâr. Miyase. Yemekte bizim yanımıza hiç çıkmadı; ama ben görürdüm onu manifaturacıya, sinemaya giderken. “Tam sırası oğlum Aliksan” dedim.
-Bak sen, ne dedin?
-Elini öpüyorum madem, kız da aklıma gelmişken karşısına dikildim Münci Bey’in. “Yedik içtik sayende. Verdiğin yemekle doyduk. Miyase’yi de verin mi bana?” dedim.
-Bak seennn… Ne dedi Münci Bey peki?
-Parladı. Ama ne parlayış… Beni bir kovaladı… Yediğim her şeyi yaktım koşarken nerdeyse. Hala evlerinin önünden geçemiyorum.

Bu arada Ankara tava gelmiş, masada mis gibi kokular saçıyordu. Kâmil bir yandan gülüyor bir yandan da Aliksan’ın tabağını etle dolduruşunu seyrediyordu. Aliksan rahatça karnını doyursun diye o yerken soru sorup konuşturmadı.  Komşu esnafın Aliksan’ın Münci Bey’in önünden kaçışını anlatmaları aklına geldikçe de arkaya geçip göstermeden gülüyordu. 

Aliksan, tabağındakileri silip süpürdü. Ne yapıp edip kendini tekrar çağırtmalıydı yeniden masaya oturup, yine böyle tıka basa doymak  için. 

İki hafta sonra Aliksan Kâmil’e uğrayıp annesinin Kâmil ve ailesini hindi yemeye davet ettiğini söyledi. Kâmil şaşıp kaldı. Hindiyi nereden bulmuş olabilirdi ki Aliksan? Gidince öğrenirdi artık. 

Kâmil, yardım etsin diye karısını erkenden  bir oda bir holden oluşan Aliksanlar’ın evlerine gönderdi. Kamil’in karısı, Aliksan’ın annesine kestilerse hindiyi yolmalarını, yoldularsa pişirmelerini, akşama kadar ancak pişeceğini söylese de kadıncağız hiç oralı olmuyordu. 

Kâmil’in karısı birkaç kez sordu kadına; ama kadın bir şey demediği gibi artık misafiri o soruyu sormasın diye konudan konuya atlar olmuştu. Kâmil’in karısı, evde hindi mindi olmadığını anlayınca daha üstelemedi. Evde ne varsa onu pişirmek üzere tel dolabı açtı. Tel dolapta iki patlıcanla biraz bulgur vardı. Patlıcanları közledi, bulgurdan pilav hazırladı kocasının geliş saatine yakın.

Elleri kolları meyvesinden baklavasına, çerezine dolu gelmiş Kâmil masaya oturduğunda hindi yerine bulgur pilavıyla patlıcan salatasını görünce,
-Aliksan, kesilmekten kurtulmak için hindi uçtu galiba? diye sordu.
-Hindiyi nerden bulacaz biz Kâmil abim. Bizim evde de bir kap bulgur yemiş ol. Çorbaya çağırsam gelmezdin. Bak hindi deyince nasıl geldin, deyince Kâmil kahkahasını patlattı.

Yemek bitmiş, Kâmil ve karısı Aliksan ile annesinin evlerinden ayrılıyorlardı. Kâmil teşekkür edip iyi geceler dilemişti ki arkasını bile dönmeye fırsat bulamadan Aliksan’ın sesini duydu.
-Kâmil abim, size tavaya  bi daha buyurak mı?
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 29.02.2016

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV