22 Kasım 2017 Çarşamba

Kişisel Gelişim yazarı İzzet Memi ile tadına doyulmaz bir sohbet

29 Temmuz 2016, 13:48
Kişisel Gelişim yazarı İzzet Memi ile tadına doyulmaz bir sohbet
Neslihan
Yine satırlarımızda büyük bir yolculuğa çağırıyoruz sizleri. Ancak bu yolculukta ruhunuzu bir ameliyat masasına yatırmanız gerekecek. Neşteri nasıl tutacağımızı, nerelere dokunacağımızı bize yazar İzzet Memi gösterecek. AÇIK RUH AMELİYATI kitabıyla büyük bir başarıya imza atan Memi bizi kırmayarak sorularımızı içtenlikle yanıtladı. “Bu kez rehberimiz “Farkındalık çok göreceli bir kavram. Ve farkında insan tabiri de bana göre ulaşılmaz olan kurgulardan biri. Evet, kendimizi, dünyayı fark ediyoruz ve tecrübe ediniyoruz; ancak hala bu dünyadaysak eğer, o zaman sürecimiz devam ediyor demektir. Ve devam eden bir süreçte ‘’farkında olmak’’ tamamlanmış olabilir mi?” diye soruyor Memi onun bu girizgahından cesaretlenerek biz de ona sorularımızı yöneltiyoruz. Sonrasında tadına doyulmaz bir sohbet çıkıyor.
Yine satırlarımızda büyük bir yolculuğa çağırıyoruz sizleri. Ancak bu yolculukta ruhunuzu bir ameliyat masasına yatırmanız gerekecek. Neşteri nasıl tutacağımızı, nerelere dokunacağımızı bize yazar İzzet Memigösterecek. AÇIK RUH AMELİYATI kitabıyla büyük bir başarıya imza atan Memi bizi kırmayarak sorularımızı içtenlikle yanıtladı. “Bu kez rehberimiz “Farkındalık çok göreceli bir kavram. Ve farkında insan tabiri de bana göre ulaşılmaz olan kurgulardan biri. Evet, kendimizi, dünyayı fark ediyoruz ve tecrübe ediniyoruz; ancak hala bu dünyadaysak eğer, o zaman sürecimiz devam ediyor demektir. Ve devam eden bir süreçte ‘’farkında olmak’’ tamamlanmış olabilir mi?” diye soruyor Memi onun bu girizgahından cesaretlenerek biz de ona sorularımızı yöneltiyoruz. Sonrasında tadına doyulmaz bir sohbet çıkıyor.
Röp. Neslihan Sultan PALA
NSP- Kitabınızı yazma sürecinizi anlatırken aslında böyle bir niyetiniz olmadığını zaman içinde böyle bir kurguyla paylaşımlarınızı kitaplaştırdığınızı biliyoruz. Bir de kitabınızı, iki yıl kendisine dokunmadığınız bir hikayenizle birleştirdiğinizi belirtiyorsunuz. Bize o hikayeyi anlatır mısınız? O hikâye neden onca yıl kıyıda kaldı ama aklınızdan çıkmadı ve nasıl böyle bir kitapta hayat buldu?
İzzet MEMİ: O hikaye aslında sadece bu kitabın sadece alt yapısını oluşturuyordu. O hikayeyi yazarken de bir amacım yoktu. Sadece hissettim ve yazdım. Hikaye farklı bir hikayeden oluşmuyor. Yine kendimle olan sohbetlerimi ve yüzleşmemi anlatıyor. Kıyıda kaldı demek pek doğru bir tanımlama olmayabilir. Zamanını beklemiş diyebilirim.
NSP- Açık ruh ameliyatı kitabına teşhisle başlıyorsunuz. “Çünkü ben insanım. İyi ki beni bütünleyen eksiklikleri beni dengeleyen simsiyah yanlarım var.” diyorsunuz. Bu siyahlıklar ne zaman insan ruhunda tehlike arz eder?
İzzet MEMİ: Bu siyahlıklar onları kabul etmediğimiz zaman tehlike arz eder. Onları kabul etmediğimiz hergün aslında onlara karşı içimizde bir direnç geliştirip onları büyütmüş oluyoruz. Ve onlar büyüdükçe bize hakim olmaya başlıyorlar.
NSP- Siz “Kişisel gelişim” tanımlamasını sevmiyorsunuz. Bu bağlamda “Kişisel gelişime ihtiyaç duyan, kendini gelişmemiş olarak nitelendiren bedenler kişisel gelişimi ancak bir kaçış olarak kullanır. Kişisel gelişme değil, farkındalıkların gelişimine heyecanım.” diyorsunuz. Aradaki fark nedir peki?
İzzet MEMİ: Bu yolculukta yaşanılan her farkındalıkta kişi yenilenir. Ve yolculuğa başka biri olarak devam eder. Yeniliğin olduğu bir yerde aynı olgunun gelişiminden bahsetmek pek mümkün olmaz. O nedenle ben sadece farkındalığa inanıyorum. Bir başka durum da aslında yaşanılan tüm farkındalıkların bizim özümüzü hatarlamamızla sonuçlanması. Zaten sizde olan birşeyi hatırlamak kişisel gelişimle değil ancak farkındalıkla açıklanabilir.

NSP- Açık ruh ameliyatı bedinin içinde var olan ruhun kendisiyle yüzleşmesini konu alıyor. Beyinden başlayıp kalbe oradan mideye ve en nihayet ayaklara kadar uzanan bu derin yolculukta en çok hangi bölümden heyecanlandınız?
İzzet MEMİ: Tüm bölümlerin bende çok özel bir yeri var. Çünkü sembolik de olsa, bu yolculuğun hepsi bir bütün. Mutlaka seçmem gerekirse ayakları seçerim. Çünkü adım atmadan hiçbir şey olmuyor. Ve bizi biz yapan düşüncelerimiz veya hissettiklerimiz değil, bunları aktarabildiğimiz hareketlerimiz olduğu düşünülürse, hareketlerimizin sembol yeri ayaklar tüm kitabın en kritik yerlerinden birini oluşturuyor.
NSP- Evet daha önce de en çok ayaklar bölümünü yazarken zorlandığınızı belirtmiştiniz. Harekete geçmek neden bu kadar zorlayıcıdır. Ve teoriyi pratiğe dökme noktasında kişinin en büyük motivasyon kaynağı ve iç katalizörü ne olmalıdır?
İzzet MEMİ: Harekete geçmek zor. Bunca yıl bizde işlenmiş kalıpları kırmak zor. Kolay olmuyor. Bir başka durum da bazen insanın bildiğini sanıp tuzaklara düşmesi. Bildiğini sanıp onu hayatında uyguladığını sanması.
Ben de bu durumu şöyle ifade etmeye çalıştım: İlk önce oldum diye yazdım sandım, sonra yazdım diye oldum sandım. Ben kitabı bitirdikten sonra bu yolculuğu bitirdim sanıdm. Ancak ben aslında sadece teoride tıkalı kalmıştım. Yazabiliyorum diye bu düşünceleri hayata aktarabildiğimi sanmıştım. Hemen olmayacağını yeni yeni anlıyorum.
NSP- Anlıyorum belki de bu yüzden kitabınızın yazılış amacını kendinizle yüzleşme olarak nitelendiriyorsunuz. Peki bu yüzleşmede alt amaç; acaba hataları affetme miydi, kendinizi ve başkalarını. Çünkü kitap hakkındaki açıklamalarınızın birinde bu yüzleşmenin sizi özgürleştirdiğinden ve ön yargılarınızdan uzaklaştırdığını ifade ediyorsunuz.
İzzet MEMİ: Bu yüzleşmede tek amaç var; o da insanın kendini sevebilmesi, insanın kendini hiçbir gerekçeye ihtiyacı olmadan, her şekliyle kabul edip kendini sevmeyi tercih etmesi.
Tabi ki kabul etmek kısmı buradaki en zorlayıcı kısım diyebiliriz. Aynaya baktığınızda gördüğünüz kişiyi olduğu gibi sevebilmek zama isteyen bir durum. Ancak bir kere aynada gördüğünüz kişiye teslim olup onu kabul edebilirseniz, işte o zaman burada sevgi tercihi başlar. Ve bu tercih insanı tutsak olduğu herşeyden özgürleştirir.
NSP- Bir de bağlantılı olarak şunu sormak istiyorum. İnsanı içten içe kanatan pişmanlıklar nasıl ve hangi noktada tecrübeye çevrilir, tecrübe kitabınızda da değindiğiniz gibi nasıl dinginliğe dönüşür?
İzzet MEMİ: İnsan eğer yaşadığı pişmanlıkları, kendisini daha iyiye taşıyabilecek birer hediye olarak görürse, işte o zaman bu pişmanlıklar tecrübeye çevrilmiş olur. Bir başka durum da, kişinin, bu pişmanlıklarla kendisini kurban rolüne sokmaktan vazgeçmesi gerekmektedir. “Ben bunu nasıl yaptım? O, bana bunu nasıl yapar?” gibi söylemler kişiye hiçbir şey kazandırmaz, aksine bunların hepsi aslında zaman kaybına yol açar. Ben bundan sonra ne yapabilirim gibi bir yaklaşım, bu yaşananların tecrübeye, bu tecrübelerin de dinginliğe dönüşmesine yardımcı olur.
NSP- “Farkın farkındalığında…” Bu cümle kitabın ana cümlesi gibi. Kişinin farkı farkında olmaktan mı geçiyor yoksa kişi farklı olanını farkına mı varmalı? Kitabı okuyanların konuyla ilgili az çok bir düşüncesi oluşuyor peki yazarı bu soruyu kısa ve öz nasıl açıklar bize?
İzzet MEMİ: Bu söz aslında sadece kitapla sınırlı bir söz. Yazarın yoluna devam etmesi için gerekli bir motivasyon. Yazar yolculukta o kadar özgüvensiz o kadar kafası karışık ilerliyordu ki, bu cümleyi duymaya ihtiyacı vardı.
Farkındalık çok göreceli bir kavram. Ve farkında insan tabiri de bana göre ulaşılmaz olan kurgulardan biri. Evet, kendimizi, dünyayı fark ediyoruz ve tecrübe ediniyoruz; ancak hala bu dünyadaysak eğer, o zaman sürecimiz devam ediyor demektir. Ve devam eden bir süreçte ‘’farkında olmak’’ tamamlanmış olabilir mi? Kitapta geçen başka bir sözle bitirmeye çalışıyim cevabımı ‘’Farkında olsak, burada olmazdık’’.
NSP- Tutsaklıktan özgürlüğe giden yolda farkındalık köprüsünü kullanmamız gerektiğini vurguluyorsunuz eserinizde. Kabul ne zaman ve nasıl özgürlüğün ilk adımı olabiliyor, bu zor bir seçim değil mi?
İzzet MEMİ: Bu seçim zor değil, tek çözüm yolu. Başka bir seçenek yok... Kendini kabul etmeyen kişi, hem kendine hem de hayata en büyük haksızlığı yapar. Kendimizi seçemiyoruz, ancak kabul edip yolumuza devam etmek bizim elimizde. Kendimizi, tutsaklıklarımızı, korkularımızı, kaygılarımızı kabul etmediğimiz sürece, kendimizle olan savaşta yara alan taraf hep biz olacağız. Kulağa tezat gelse de, bu saydıklarıma teslim olmak bizi her zaman onlardan özgürleştirecektir.
NSP- Hayatımızda bizi üzen insanları diskalifiye etmemiz gerektiğine inananlardanım. Birçok insan neden insanları kaybetmekten bu kadar çok korkuyor?
İzzet MEMİ: Çünkü insanlar kendine yetemiyor. En çok da sevgi ve ilgi açlığımız var maalesef. İnsan kendini sevgisiyle beslemedikçe, başkasından gelen sevgiye muhtaç olacaktır. Diskalifiye konusuna katılmıyorum. O insanların da bizlere aslından birşeyler göstermek için orada olduklarını bilmemiz gerekir. Onların da aslında birer hediye olduğunu farkına varmamız gerekir. Ve bunun farkına varmadıkça bu insanlar sembol olarak başka şekilde hayatımızda var olacaklardır. Onları diskalifiye etmek asla bir çözüm olmayacaktır. Bir başka durum da aslına bizi üzen insanların yaptığı birşey olmadığı. Verdiğimiz tepkilerden biz sorumluyuz. Bu durumda kendimizi de hayattan diskalifiye edemiyeceğimiz için, bu tecrübelerden kaçarak değil yüzleşerek ancak verim alabiliriz.
NSP- Gerçeklik ilüzyonu ve düşlerin insan hayatındaki yerine de kitabınızda sık sık değiniyorsunuz. Size göre “Gerçek algımız kadar.” Bu algı kişiye göre değişiyorsa (bunun içinde ırk, kültür, eğitim, cinsiyet, yaşanmışlıklar hatta ekonomi de giriyor) tek bir gerçeklik yok hayatta. Peki birçok doğrunun ya da gerçekliğin olduğu ve gerçeğin değişken olduğu bu dünyada kişi nasıl kendi gerçeğini yaşayabilir, bu bir kaos oluşturmaz mı?
İzzet MEMİ: Gerçek diye birşey yok. Bu durum doğru ve yanlışın da var olmamasına neden oluyor. Buradaki tek belirleyici vicdan olabilir. Eğer insan vicdanına kulak verirse o zaman koas oluşma riski ortadan kalkar. Kişi kendi gerçekliğini ilk önce kendi varlığını kabul ederek sonra da onu çok severek yaşayabilir. Zaten bunu yapmadığı hergün vicdanının çığlıkları kişinin kulaklarında çınlayacaktır.
NSP- Toplum baskısı insanı kendine yabancılaştırıyor mu? Bağlantılı bir soru hayata dair hangi önyargılar sizi kendinize tutsak kılmıştı?
İzzet MEMİ: Toplumun ayıp diye tanımladığı herşey. Toplum, düzenini bozan herkesi kendi sınırlarının dışında bırakır. Bu nedenle de birçok kural kişi tarafından sorgulanmaz. İyi, kötü, güzel, çirkin kavramlarının hepsi toplum tarafından belirlenir. Size özel olarak şu durum diyemem, ancak kavramların yaratmış olduğu her önyargıyı içimde taşıyordum.
NSP- Kitabınızda anlamakta en zorlandığım bölüm kader ile ilgili görüşleriniz yer aldığı sayfalardan oluştu. “Bu tahtayı sen doldurmadın. Bu nedenle de sen temizleyemezsin. Sen sadece bu senaryoda oyuncuydun. Kendi hayat senaryonda… Hikaye sana hazır olarak verildi ve sen de rolünün gereğini yapıp sadece oynadın bu zamana kadar…” bu yaklaşımı bize biraz açabilir misiniz. İnsan iradesi külli irade karşısında bu kadar mı çaresiz o halde cüzi iradenin anlamı nedir ve neden insan yaptıklarından dolayı hesaba çekilir?
İzzet MEMİ: Burada paylaşmak istediğim aslında kaderle bağlantılı değil. Burada paylaşmak istediğim, toplumun bizi bizden önce yönlendirmesi ve tüm kalıpları beynimize işlemesi yönündeydi. Birçok insan kendi hayat hikayesini yazamıyor. Ve hayatlarında yardımcı oyuncu haline geliyor.
Kaderi şöyle açıklayabilirim dilerseniz:
Hayat bir bilgisayar oyunu. Başı belli, sonu belli... Oyunun oynacağı platform belli...
Ancak oyuncunun performansı belli değil. Oyuncu bu oyunu standart şekilde bitirebilir, veya tüm gizli odalara girip, tüm engelleri aşıp çok daha başarılı şekilde bitirebilir. Bu tercih tamamen oyuncuya kalmış bir durum.
NSP- Özel bir soru aşk nedir ve insan aşk acısını nasıl yenebilir, nasıl üstesinden gelir?
İzzet MEMİ: Aşk imkansız olandır. Aşkta insan kendi olmaktan çıkar. Ve aşkta her zaman bir doyumsuzluk hakimdir. Zaten bu nedenle aşk imkansız olandır. İnsan aşk acısını yenebilir mi? Veya yenmeli midir? Bence iki sorunun da cevabı hayır... Dediğim gibi aşk imkansız olandır, yaşanması da yenmesi de...
NSP- İzzet Memi kimdir, nerelidir, kaç yaşındadır, eğitim durumu, asıl mesleği, medeni durumu, çocukları var mı, kısaca bize yazarımızı kendi ağzından tanıtır mısınız?
İzzet MEMİ: İzzet Memi’nin kim olduğunun çok önemi var mı bilemiyorum. Umarım bu cevabımı ukalalık olarak almazsınız. İzzet Memi sadece farkındalık yolunda bir yolcudur... Aynı herkes gibi...
Biz doyamadık bu sohbete yeni bir kitapta yeni bir yolculuğa, yeni bir kitapla buluşma ümidiyle son veriyoruz sohbetimize. 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK OKUNANLAR
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV