14 Kasım 2018 Çarşamba

KIRILMA NOKTASINDA

06 Eylül 2018, 11:48
KIRILMA NOKTASINDA
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

 


İyisi mi kötü mü olsam! İyilik, kötülüğün mayası olduğuna göre… İyilik edenlerin kaderi, besle kargayı oysun gözünü rotasından şaşmıyor madem. 
Bunları düşünmek bile olmayacak şeylerdi benim için. Nereden aklıma geldi o zaman iyiliği irdelemek?  Geldi mi; getirildi mi? Benim aklım ermez ki kötülüğe; durduk yerde  gelsin bu düşünce. Getirildi! Hem de ısrarla. Ben görmezden geldikçe  yeni adımlar, hamleler eklene eklene getirildi aklıma iyiliğin insanlara yaramadığı. Kötüler, iyiliğin miyopluğundan o kadar eminler ki. Ben de bir miyobum sonuçta, ilkokuldan beridir.
“Burnunun ucunu bile net göremez o gözlüksüzken” demişlerdir. Anlaşılan son hamlelerini yaptıklarında gözlüklüydüm ki miyopluğum daha fazla işlerine yaramadı. Zamanlamada şaşmışlar belli ki. Ben de şaştım tanık olduklarıma. Bu nasıl tamahkârlık! Bu nasıl içteki asıl  ile dıştaki suretin örtüşmemesi! Bu nasıl çirkinlik! Cazılık! Kargalık!
Ben mi kırılma noktasındayım, karşımdaki o yemyeşil manzara tablosu mu? Tablo kırıldı aslında. Tuvalin arkasındaki cadılarla, cazılarla, kargalarla  dolu asıl resim de ortaya çıkmış oldu böylece. Bunu gördüm ya,  ben de kırılma noktasındayım belli ki. İyi mi; kötü mü olmak ikilemindeyim  yani?
Her şey benim tercihimde şimdi. Tercihim ne söylemeden önce…  Normalde doğuştan değil sonradan kötü olduğumuza bakınca kimilerinin neden kötü olduklarını anladım. Bebekler kötü değildir; ama her kötü, vaktinde bebekti ille de.
Bebekliklerinde teninden kokusuna bambaşka olan insanlar ne oluyor da sonradan bebeklere bile kötülük yapacak kadar kötüleşebiliyor? İyilik ki ne iyilik yapılmış insanlar, beslenmiş karga kesiliveriyorlar. Göz oymaya kalkıyorlar. Hakları olmayana el uzatabiliyorlar? Eksen sapmasına uğruyorlar; eksenindeymiş kılıfı altında. İnsanı bunca kötü yapabilecek şeyler neler o halde? Rengârenk çiçekler, kırlar, bahar esintisi, ormanlar mı? Cıvıl cıvıl kuşlar mı? Denizin şarkı gibi dalga sesi mi? Ağaç gölgesinde akan nehirler mi? Değdiği yere bereket saçan yağmurlar mı; uğur böcekleri mi? Değil tabii. Bunların hepsi insanın dünyasını güzelleştirmekten başka bir şey yapmaz. İnsanı kötü eden tek şey var o zaman;  diğer insanlar… 
Hep verici, hiç istemeyen her istenilene koşan; hiç el açmayan, hep açılan ellere bir şeyler bırakan; gün görmemek pahasına gün gördürten insanlar vardır. Sonunda günlerini görürler… Hem de gün gördürttükleri tarafından! Belki de bu yazı tam da sizi anlatmaktadır.
Kendinizi unuturcasına başkalarını düşünüp onlara koştururken onlar sizi belki de hep kendilerini düşünen bir makine olarak görmeye başlıyor. Makineler yorulmaz; tıkır tıkır üretir; metaldendir; canları yanmaz. İşte bu yaklaşım,  iyi insanlara yapılabilecek ve sonrasında belki de onları en acımazsızlara dönüştürebilecek kötülüğün ilk mayası aslında. Oysa insanlar makine gibi çalışabilir, her şeye yetişebilirler; ama gerçek bir makine olamazlar.  
İyilik öyle kolay pes edecek bir kavram değil. Ancak  dalgaların vura vura aşındırmadığı kaya var mıdır? Uzun zaman da alsa her kaya dalganın kendisini dövmesinin sonucunu yaşayacaktır. Ufaraktan ufaktan kuma dönüşerek. O zaman kötülük dalgasının vurduğu iyilik sahillerinin kayaları ne yapacak? Kendi kendinin dalgakıranı mı olacak  yoksa kuma dönüşüp yok mu olacak?
Bir ömür boyu, üç yıl, çeyrek asır değil, yarım asır belki iyilik edilenlerin bunu karşılıksız çek olarak görüp her defasında hesaplarına okkalı iyilikler yattığını, okutulup, ceplerine harçlıklar koyulup anası babası yanaşmazken iyilerce evlendirildiklerini yetmedi  boşanmalarında bile imdada iyinin yetiştiğini, ikinci kez evlenirken o iyinin belki cebinde beş kuruşu yokken ona babasının yapmadıklarını bir kez daha yaptığını hatta çocuğunun doğum masrafına kadar karşıladığını, mutfak ihtiyaçlarının çoğunu gidermesini, giydirmesini   iyilik olarak değil görev olarak gördüklerinde iyiler için artık iyiliğin kime iyilik kime kötülük olduğunu irdeleme vakti gelmiştir. Ama henüz saat on ikiyi çalmamıştır. İyilik etmek o halde kendine kötülük etmek anlamına mı gelmekte kimileyin? 
Ol git beslenilmiş gürbüz kargalar misali insanlar, sömürmeye alışınca bir anda sülük kesilirler. Kan emici yarasa oluverirler koşullara göre. Kâh güve. Kâh sivrisinek. Oysa pencereye konan mini mini bir kuş çocuk şarkısının mini mini kuşu gibi gözükmek için yırtınırlar. Ne haşerelik varsa geliyor ellerinden böylesi suretleri tuvalin ön yüzüne değil arkasına çizilmiş olanların.  İyilik gördükleri kapıya,  cami avlusuna siyenlerden hesabı oluveriyorlar. 
Bazı kötülükler en güvenilenlerden, aileden, arkadaşlardan geliyor. Birçok olay dinleriz, okuruz arkadaş kurbanları hakkında. Hatta bizim öğrencilik yıllarımızda fena haldeki insanların nasıl olup da o durumlara düşürüldüklerinin içyüzünü gösteren programlar vardı. İzlerken tüyleriniz diken diken olurdu. Kadınların ne hallere düşürüldükleri, gözyaşlarına kimselerin bakmadığı gibi bazı alışkanlıklar edindirerek bu hayatı sürdürmelerinin sağlandığını izlerken bu dünya tuvalinin arkasında da başka bir dünya resmi çizildiğini fark ediyordunuz.
Doğuştan kötü olup da fırsatını ne zaman bulursa kötü yanları o zaman ortaya çıkanlara gelince… O maya onlardayken kimsenin onları kötü yapmasına ihtiyaçları yoktur. Cıvık maya  bir yerde ekşiyor sonunda. 
Hep o manzarayı göreceğinizi sanarak baktığınız tablolar kırıldıkça insanlara bakışınız değişiyor. Dünyanın sırf iyilik üzere değil içinde kötülüğün her tonunu  barındırarak  dönmekte olduğunu acı bir şekilde görüyorsunuz. Burada konu, tercih, tuvalin önünde görülen resimler gibi yeşillik, güllük gülistanlık olmayı mı yeğlemek yoksa tuvalin arkasındaki kendini gizleyen kapkara  resimlere imrenip cadı, cazı, fazlaca beslendiğinden sıra göz oymaya gelmiş karga mı kesilmek!
Dünyanın bile batacağını  hiç unutmayan ve bu gerçeğin  karşısında insan olarak yaratıldığını akıl edebilen sağduyu sahibi herkes, ettiği iyiliklere karşı kötülük görse bile bunu olgunlaşmada, başka anlamlı adımlar kat etmede bir  değil birkaç basamak tırmanmak olarak değerlendirecektir kuşkusuz.  Sonuçta, kötüler kendi kötülüklerinden sorumludur. İyilik, iyi, güzel ve doğru olandır. Ha, bu kavramlar kişiye göre, topluma göre değişse de yine de iyi denilince göz oymak gelmez akla. Kötü denilince de meleklerle bir tutulmaz. Güzel de diken değil güldür. 
İyiliğin karşılığı ne olursa olsun, kargaların, sülüklerin, cazıların arasında hala iyi kalabilmek insan olabilmenin ta kendisidir. Ancak tabloların kırılması karşısında görülenlerden sonra da aptallığa dönüşmemesine dikkat edilecek bir konu olduğu da kesin.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), ‎1 ‎Haziran ‎2018 ‎

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    seks hikaye sex izle porno izle
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV