22 Eylül 2018 Cumartesi

Karlı günde kanlı Keklik

27 Ekim 2013, 12:49
Karlı günde kanlı Keklik
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

Şiddete maruz kalmış ve şiddet sonucu hayatını kaybetmiş tüm kadınlara ithaftır.

Yaz demeden kış demeden babasıyla keklik avına çıkardı çocukluğunda. Diz boyu karın içinde  dere tepe gezip, keklik aradıkları ilk avından hiç hoşlanmamıştı.  Ta ki karların üstünde taştan yaptıkları eğreti ocakta kekliği pişirip, etinin  tadına bakana kadar. Sonrasında varsa yoksa keklik avlamak oldu hayat Sait  için.
Okulu filan bitiremedi Sait. Ne aklı derse yetti ne de okumaya yattı. Elinde tüfek; her mevsim keklik, tavşan, tilki, ördek avına çıktı.
Bir baltaya sap olamayacağını anlayınca iyiden iyiye kendini ava verdi Sait. Ne bulursa avlıyordu. Yine de gözü ille de keklik arardı. Bilirdi kekliklerin otların arasında yayıldığını, kayabaşlarında sektiğini.
Keklik, “çantada keklik” dedirtmemiş kendisine boşuna. Bir öttü mü bir tepenin başından, öte tepeden duyulur sesi, belli oluverir yeri. Sait de yılışırdı pis pis ne zaman keklik sesi duysa. Hemen yönünü o yana çevirir, usulca  yaklaşırdı keklik sesine doğru. Bazen önce kekliklerin oynaşmasını seyreder, kendinden geçerdi. Keklikler dans edercesine sekmeyi bitirir bitirmez de tüfeğini ateşlerdi.
İşi gücü olmayan Sait’e kimseler kız vermedi askerden dönüp gelince.  Kapılarından dünürcü dahi sokmadılar Sait’in anasıyla babasını. Sait, yaşıtı kızların babalarına çok kızdı bu yüzden. Issızda karşılaştığında kızların kardeşlerini bir güzel patakladı; dudaklarını patlatıp, gözlerini morartana kadar dövdü. Samanlıklarını, kavaklarını yaktı. Hep bildiler bunların Sait’ten olduğunu kız babaları; ama deliyle deli olmadı köylüler.
Sait, askerden döndükten sonra  hiç bir işe yanaşmadı. Eli bir iş tutmadı. Tüfeği duvarda asılı duran babası da kocamıştı. Sait, ava çıkmaya başladı babasının tüfeğiyle. Dağ bayır dolanıyordu keklik avı için. Keklik bulamadığında ne kadar güvercin görürse havada uçan, yere konmuş vuruyordu hırsından.
Keklik avını en çok kışın severdi Sait. Karda yürüyemezdi keklikler. Kışın koyusunda kolayca yem bulamadıkları için aç kalırlar, öyle uzun uzadıya da uçamazlardı. Soğuk havada yem bulamamaktan aç kalan keklikler ürkünce olduğu yerden kalkar, bir iki kanat çırptıktan sonra iyice halsiz düşer, hemen en yakın dala konardı. Sait kekliği o daldan da uçurtur, yorardı. Oynardı keklikle eni konu. Kedi gibi. Avlamazdı hemence. Önce oynar, kekliği iyice yorduktan sonra   avlardı Sait.
Halsiz düşürüp sonunda dala bile konamayacak kadar yorduğu, olduğu yerden kalkamayan keklikleri elleriyle yakaladığı çok olurdu karla kaplı kış günlerinde.  Hiç fişek atmadan yakaladığı kekliklerle çok övünürdü Sait. O, kekliği en kolay yakalamanın yolunu bulmuştu kendince.
Köyün yeni serpilen en güzel kızlarından Keklik, öğretmenlerinin gözbebeğiydi. Keklik de öğretmen olmak istiyordu. Hem de kendi köyünde. Okuyacak, öğretmen olacak sonra da köyündeki çocukları eğitecekti. Pek akıllıydı babasız Keklik. Güzelliği de artık saklanamaz olmuştu. Bir de bakıştığı bir oğlan vardı sınıftan.  Hele bir üniversiteye gitsinler o zaman ortaya çıkacaklardı. Kavilleri öyleydi.
Lise son sınıftaydı Keklik. Üniversite sınavına gireceği günü iple çekiyordu. Hayallerinin gerçekleşeceği günü. O kış günü de buz gibi evlerinde bu hayallerle ısınırken ateşler içindeki annesi yatak döşek yatıyordu. Taş ocağında çalışan babasını daha küçükken göçükte kaybetmiş Keklik, köyün biraz dışında kalan yıkık dökük evlerinde odun bitince hasta annesinin titremesine dayanamayıp odun kesmeye gitti. Hemen köye bitişik ormanın kıyısındaki çamların alt dallarını kesmeye koyuldu. Köpeklerden ve köye inecek kurtlardan ödü koptuğundan onların seslerini duyar duymaz kolayca eve kaçabilsin diye ormanın içine girmedi.
Ava gitmekte olan Sait, kendi halinde odun kesen Keklik’i gördü. Bu kız da nasıl güzelleşmişti bir iki yıldır. Nasıl boylanmış serpilmişti. Hep gözü kayıyordu gördüğü yerde babasız kıza. Adı Keklik’ti kızın.
Keklik avına giden Sait, Keklik’i bulmuştu. Adımlarını hızlandırıp ormana daldı.
Epeyce odun kesmiş Keklik, odunları üst üste yığıp, iple bağladı. Bir de sırtlayabilirse  doğruca eve gidecek ve geçmekte olan sobayı harlandıracaktı. Odunları sırtına doğru kaldırdı.
Sırtına bir şeyin güm diye indiğini duydu. Keklik’in gözü yanı başına düşen odun destesine ilişti. Nefesini kesercesine sırtına değen  şeyin kestiği odunlar olmadığını hemen anladı.
Arkasına döndüğünde tüfeğinin dipçiğine bakarak  pis pis yılışan Sait’in  iğrenç bakışlarıyla karşılaştı.
Keklik, adamın hiç de iyi niyetli olmadığını hemen anlayıp, eve doğru seğirtti. Sait, desteden çektiği bir odunu kekliğin ayağına fırlattı. Kız yere düştü. Acıyla inledi. Sait, karlara kapaklanmış Keklik’e doğru yürüyüp, ayaklarının ucunda durdu.  Keklik zorla doğrulup, yerden  kaktı. Eve doğru koşmaya çabalarken Sait önüne geçti. Kızın gözü etrafta gezindi. Yoldan gelen geçen yoktu. Bu karda kışta kıyamette herkes evindeydi. Üstelik Keklik ile annesinin yıkık dökük evleri de köyün diğer evlerinden hayli uzaktaydı,  köyün oldukça kıyısında kalıyordu. Bağırdı olanca gücüyle.
Sait çok sinirlendi Keklik bağırınca. Öfkeyle kızı ormanın içine sürüklemeye başladı.
Sait’in yapıştığı hırkası bir ara kolundan çıkınca Keklik öbür kolunu da kurtarıp kaçtı. Sait yine pis pis yılıştı.
Keklik kaçtı, Sait onu düşürdü. Keklik kalktı, Sait onu koşturdu. Sait,  Keklik’i karların üzerinde dondururcasına yordu. Keklik avında yaptıklarını bu kez öğretmen olmak isteyen lise son sınıf öğrencisi Keklik’e yaptı. Kızcağızın sesi bile çıkamaz oldu soğuktan, yorgunluktan. Düştüğü karların üzerinde elleri morarıp, gözleri kapanırken hayal meyal Sait’in kendisine doğru ilerlediğini görebildi.
Onca bağırtıyı duyan; ama kalkıp kızının yardımına koşamayan Keklik’in yatalak annesi, o akşam  içine indirip öldü. Annesinin ölümünün  kırkıncı gününün ardından Keklik, gözü yaşlı, bağrı yaslı halde Sait ile evlendi. Evleneli dokuz aya hayli varken de  anne oldu.
Keklik, hiç sevmediği kocasının aksine bebeğini çok sevdi. Çocuğu biraz yüzünü güldürse de daha evlendiği günden bugüne her gün birkaç kez yediği dayaklardan tanınmaz hale gelmişti. Hamile haliyle bile kocası ona bir vuruyor, o kalkıp kaçıyor, sonra adam Keklik’i yakalayıp tekrar vuruyor, onun yere düşüşünü zevkle izliyor, Keklik kendine gelip, düştüğü yerden kalkar kalmaz bayıltıncaya kadar yeniden dövüyordu. Yolunmaktan başında saç kalmamıştı Keklik’in.
Keklik çok geçmeden, kocasının kendisini de avladığı keklikler gibi gördüğünü anlamıştı.
Evleneli iki yılı geçmişti. Keklik, yediği dayaktan kaçmak için gecenin zifiri karanlığında, herkes evinde uyurken kendini yalınayak dışarı attı. Kışın ayazında çıplak ayakları kara gömülü kaldı. Üstündeki entarisi hemen buz tutmaya başladı. Komşulardan birine sığınmak için birkaç adım atmıştı ki  gücü tükendi. Yere yığıldı.
Kocası Sait nice sonra Keklik’in artık eve girmesine razı olduğunda  Keklik çoktan donarak ölmüştü. Karların üstünde patlamış dudağı, morarmış gözüyle gülümseyerek uyuyordu.
Defnedileli iki gün olmuş Keklik’in mezarına sabah gün doğarken bir ziyaretçi geldi. Gelen ziyaretçi, Keklik’in  liseden sevdiğiydi. Delikanlı mezar taşına acele ile bir şeyler çiziktirdi.
Gün ağarınca mezarlığa gelenler, Keklik’in mezarı taşına çizilmiş boynu bükük, gözünden yaş akan, geride bıraktıklarına bakar gibi başı arkaya çevrili bir keklik resmi gördüler.
Ziyaretçiler Keklik’in mezarındaki keklik resminde öğretmen olmak isterken liseyi bile bitiremeden istemeye istemeye evlenip, dayakla geçen iki yılın ardından donarak ölmüş Keklik’i görürken Sait, köyün bir diğer güzel kızı, hemşire olmak isteyen Sülün’ü gözüne kestirmişti.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 18.10.2012, Ankara
acemidemirci@gmail.com

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 1 yorum mevcut

    • tuna hadzic 5 yıl önce yorumlandı

      Son paragrafınız: Ziyaretçiler Keklik’in mezarındaki keklik resminde öğretmen olmak isterken liseyi bile bitiremeden istemeye istemeye evlenip, dayakla geçen iki yılın ardından donarak ölmüş Keklik’i görürken Sait, köyün bir diğer güzel kızı, hemşire olmak isteyen Sülün’ü gözüne kestirmişti.
      Öyle vurucuki. çok etkileyici öykü çok güzel. Zaten hep çok üzer şiddet gören kadın haberleri bizi. Öykünüzü sanki gerçekmiş gibi okuduk. Ellerinize sağlık böyle bir öykü yazdığınız için. keşke herkes okusa bu öyküyü babalar kocalar okusa en başta.

    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV