22 Kasım 2017 Çarşamba

KADIN VE İDARE

01 Mayıs 2017, 09:06
KADIN VE İDARE
Ülkü Uslu
 
Eski zamanlarda bu köşeden, turşusunu da  reçelini de  yapan, kaynanasına da bakan, çocukları eteğine yapışan, ne yardan ne serden geçen, evine de işine de yeten haller üzre yazılar yazardım. Kimileri ne macera anlatacağımı merakla beklerken, eleştiri de alırdım çokca; mutfaktan çıkamayan yazanlar babında... Olsun, pişman değilim. Yine olsa yine yazarım. Zira tecrübenin her türlüsü hepimize lazım. Şimdiki kafayla yazacaklarım da... Bunu söylerken aynı gerekçeyi savunuyorum hala: Masa masa gibi, kedi kedi gibi, insan insan gibi ve nihayet kadın da kadın gibi... Bugün bana olan yarın size kim bilir?
O dem geçti fakat; olamaz şimdi öyle yazmalarım, şimdi sadece iş. İş, iş, iş!.. Mesele artık ziyadesiyle memleket meselesi. Unuttum mutfakta ocağın, fırının yerini. Dışarıda çalışan her kadının, fıtratının gereğine fırsat bulamadığı böyle bir devri olur belki. Fıtrat deyince, şükür ki yaptığım iş beni bundan fazla da uzaklaştırmıyor aslında. Bir anaç tavır ve şefkat yaklaşımı olmadan olmaz bizim iş. Ülkemin geleceğine kucak açmış, çatı örtmüş cefakar, özverili ve güzide bir kurumun neferiyim zira. Hale şükür...
Pek yapamadığım üzre başlığı başta tespit edip yazıyorum bu yazıyı.  Kadın ve İdare... Sıkıntı yok! Her yiğidin yoğurt yiyişinin farkı mesele olabilir sadece. Erkeğe de yakışanı budur ya, kadınsanız mahiyetinize zarafeten muamele ve naif bir duruş, doğal olarak üstünüze yapışıyor galiba. Şahsi  sorunum ise aradaki geçişlerde maskelerimi değiştirebilme hızımdadır belki. Hak etmeyene bile zarafeten muameleye devam etmekle. Bir kadın idareci ile erkek idarecinin farkı da bu olsa gerek. Höt zöt makamına geçişteki manevra kabiliyeti. Eyvallah! Dedik ya, fıtrattan bizimki de, prolaktin (annelik) hormonu etkisi... Sadece bu değil prolaktinin biz kadınlara ettiği. İş, iş, iş derken öyle bir kaptırmışım ki kendimi; sanmışım aynı evim gibi, nizamım ve intizamım, derli toplu hallerim kurtaracaktır beni.  Mekanıma, icraatıma bakan, şıp diye verecek notumu... Tıpkı evdeki gibi, pilavımı yiyen anlayacak marifetimi. Öyle değilmiş o iş. Atlamışım reklama çıkmayı, piyasa yapmayı ihmal etmişim. Üçü beş, beşi sekiz göstermeleri ve ‘merhametten maraz doğar’ diye bir atasözünü de  unutmuşum hengamede. Meydan kalmış sair zevata. Emeğimden fırsatçılar payelenmiş.
Eşik üstünde durma derdi annem, iftiraya uğrarsın. Hurafe deyip inadına dururdum o vakitler. Şimdi de ‘öyleymiş’ diyecek değilim. Amma dibinizdeki hadsiz ışkınların icabına vaktinde bakmazsanız, iftiraya uğrarsınız diyebilirim size rahatlıkla. Zira fındıkta bile ana dalın verimini düşürmemek için şımarmış dip filizleri yılda iki defa budamayı salık verir ziraat. Filizlerin şirinliğine rağmen hem de... 
Hiciv şairi Nefi’nin şu meşhur dörtlüğünü bilirsiniz:
Müftü efendi bize kafir demiş/Tutalım ben ona diyem müselman/Lakin varıldıktan sonra ruz-ı mahşere/İkimiz de çıkarız orda yalan”
O misal, efendinin biri de buna benzer bir şeyi bana demiş. Belli ki bu kafa ile asla gelemeyeceği bir adalet düzeyinde oluşumu anlayamamış. Böyle görünüyor ama bu galiba şöyle şöyle demiş. Zira şunlara geçit veriyor da buncağızları pışpışlamıyor demiş benim için. Bunlarla da iyi anlaşıyor, onlar da onu seviyor  demiş. Mış mış mış da mış mış mış...  Be hey mübarek, bilmeden hakkımda ne de iyi etmiş! Öyle böyle dedikodumu etmekle, bencileyin fakiri, Hz. Peygamber ahlakından nasiplendirmiş. O ki “Müslüman, elinden ve dilinden başkalarına zarar gelmeyen kimsedir” değil midir? O ki adalet, şu tarafta olsun, bu tarafta olsun herkes için eşit uygulanması lazım değil midir? Hele ki idareci iseniz, işini düzgün yapan ve hainlik içinde bulunmayana sizin gibi düşünemiyor diye makam gücünüzle sinsice zulüm evla mıdır? Şu, şu kolum tarafında; bu, bu kolum tarafındadır deyip, durduk yerde kıyım mübah mıdır? Ne demişti Rasulullah Üsame'ye: “Kalbini yarıp baktın mı?” Değildir efendi, asla mübah değildir. O senin dediğin kara düzendir. Din güvenmektir diyorduk hani... Güven toplumunu oluşturabilmek için de gücü adaletten almak gerektir. O senin bildiğini okumaların, vatandaşın gözünde devletinin itibarını düşürmeye sebeptir. Hele ki böyle bir zamanda çok da cahilcedir ışkın efendi! 
Daha iyi bilirsin ki “Müslüman, diğer müslümanların, elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Mü’min ise insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kimsedir (Tirmizi, İman, 12.)“ diyor hadis. ‘insanların’ diyor; demiyor şu kolum tarafındaki yahut bu kolum tarafındakini... Diyor ki insanların hepsini! Gayri müslimlerin bile kendisini emin bildiği değil miydi Hz. Muhammed. O vakit doğru yoldayım efendi. Belki türümün iyi bir örneği olmaktır da derdim; benden olmayanı da kendime özendirmek ve safıma çekmek sebebinedir gayretim. Zulm ile bezdirip, benim gibi görünenin alayını düşman belletmek, ağır vebaldir bilakis. 
Ve dahası; husumet sırasında haktan sapmak değil midir asıl münafıklık? Ki Rabbimiz bizim suretlerimize değil, kalplerimize ve amellerimize bakar, biliriz. Biliriz de, niçin bildiğimizi  işlemeyiz? Daha neler var çok bildiğimiz... Suizandan sakınacaktık ve sözleri taşımayacaktık hani? Nur Suresi’nde geçerdi de din kardeşimizle ilgili bir iftira duyduğumuzda, bunu konuşup yaymak bize yakışmaz diyecektik hani? Ah şu körolasıca nefsimiz!.. Fırsat bu fırsat; bir tarafta iblis kulağımıza üfleyip gezer değil mi: “Niye sen değilsin ki şunun yerinde, sana çok yaraşır?” Can gariplik bilmezmiş zahar. Sen değilsin, niye mi? Çünkü nasip! İki cihan çarpışsa, nasipten öteye iş olmaz çünkü. Çünkü gayret! Gayret amma kendi  işince gayret. Yalanla dolanla başkasının kuyusunu kazmakta değil marifet. Nedamet getir efendi, nedamet! Yoksa gün olur sormazlar mı adama: Acep neredendir bu yatkınlık, böyle kumpas işlerine bunca kabiliyet? Gerçi baştan ayağa akıllandık ama “Allah, Kur’an” dendi mi bize, yine de elimizde değil diyene iyi niyet beslememek... 
Sözde bunca laf ile tecrübe paylaşacaktım. Daldım veryansın etmeye de sizi unuttum bu yazıyı okuyan sevgili kadın idareciler... Aman ha! Nezaketten taviz vermeyeceğim deyip, anaç tavır ile şefkat ve merhameti bol bulamaç ederek etrafınızdaki bebek yüzlü fırsatçıları payelendirmeyin sakın. Sonra ne mi oluyor? Dibinizdeki bu sevimli ışkınlar enerjinizi emerek veriminizden çalıyor. Sizi çürütmeye, bertaraf etmeye çalışıyorlar bir taraftan. Had bilmezleri erken fark etmek de lütuf ama aman ha! Allah muhafaza...


Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK OKUNANLAR
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV