17 Ekim 2017 Salı

Suya iz bırakan ermiş kadınlar

Kadından evliya olur mu? Kadın evliyaların özellikleri bu kitapta... Gülenay Pınarbaşı, 3 yılda 49 şehri dolaştı. Gencinden yaşlısına herkesle konuşarak 69 ermiş kadının hikâyesini günümüze taşıdı. Kimiyle yıkık dökük bir mezarda kimiyle de bir evin bahçesinde karşılaştı.

10 Ağustos 2017 Perşembe 15:32
Suya iz bırakan ermiş kadınlar
 ‘Her hayat yeryüzünde iz bırakmak için mi yaşanır? Gönül insanıysan, ikmalin sevgiyse neden olmasın? O kadınlar öyle bir hayat yaşadılar ki iz bıraktılar ama suya…” diyor “Anadolu’nun Ermiş Kadınları” isimli kitabın yazarı Gülenay Pınarbaşı. İzler suya bırakıldığı için Gülenay Hanım düşmüş yollara. Acılarıyla, kederleriyle, verdikleri savaşlarla yaşadıkları dönemde kendilerinden hayli söz ettiren ermiş kadınları 49 şehri dolaşarak tek tek araştırıp bulmuş. Bazen yıkık dökük bir mezarda, bazen kapanmış bir türbede, bazen de sıradan bir evin bahçesinde. Kiminden çok etkilenmiş, kimini anlamak için günlerce kafa yormuş. Asla yılmamış. Kilometrelerce yol katederek ermiş kadınlarla bizi buluşturmayı da başarmış. Coğrafyaları, evleri, aileleri, dertleri, sevinçleri farklılık gösterse de yolculuklarının hep aynı olduğunu anlatmış önce bize. Sitti, Toğgacı, Hoşebe, Sabır Kız, Kadıncık Ana, Karyağdı Hatun gibi Anadolu’nun unutulan 69 kadını üzerinden hem kadınlık hâllerinin hiç değişmediğini hem de suya yazılan hikâyelerin bile Allah dilerse gün yüzüne çıkabileceğini göstermek istemiş...

Kitabın hikâyesi, İstanbul Üniversitesi İslam Sanatları ve Tarihi Bölümü’nde yazarın yaptığı master çalışmasıyla başlar. Önce tekkelerdeki kadın dervişlere bakar ‘Var mı acaba?’ diyerek. Ama yaşayan yoktur. Vefat edenler de master tezini kotaracak sayıda değildir. “Peki, kadın ermiş, evliya olur mu?” sorusunun peşine düşer. İlk tanıştığı Hacı Bektaş Külliyesi’ndeki Kadıncık Ana olur. Onun hayatını araştırırken başka ermiş kadınlara da rastlar. Türk edebiyatındaki menkıbeler, ninniler üzerinden de bir yıl kadar tarama yapar. Yerel veya bölgesel tez çalışmalarını üniversitelerden alıp geceleri otelde inceler, ertesi gün yollara düşer. Köylere, şehir merkezlerine gidip yaşlılarla, halkla konuşup bildiklerini anlatmalarını ister. Mezarlara gidip fotoğraflar çeker. Bu yoğunluk 3 sene kadar devam eder. Pınarbaşı’nın edindiği her yeni bilgi, ufkunu biraz daha açar, doğru yolda ilerlediğinden emindir artık: “Dinî emirler bütün kadın ve erkeklere gönderiliyor. Ama manevi makamlara kadınların gelemeyeceğine dair ön yargı var. Hâlbuki ermiş, eren, evliya olabilirler. Bunun en büyük delili Hz. Meryem. Anadolu’nun ilmî sınıfı kadın ermişleri umursamamış. Ama halk onları sahiplenmiş, dilden dile dolaşan gerçek hikâyeleriyle yaşatmış. Bu önemli değerlerin ortaya çıkmasını, kafalardaki ön yargıların bu vesileyle yıkılmasını çok istedim. Çalışmanın en önemli amacı bu.”

Kitapta 69 kadının hikâyesi anlatılıyor. Bunların 12’si tarihî şahsiyet. Geri kalanlar mahalli veli, daha çok kendi yöresinde tanınan kişiler. Bunların 20-25’i ise tamamen hayalî. Ama anlatılan hikâyelerden çıkarılacak mesajlar en az gerçekleri kadar etkileyici. Mesela, Karyağdı Hatun kara aşerer. Ama kimse onun bu isteğini önemsemez, ‘Yaz gününde sana nereden kar bulacağız?’ diyerek geçiştirirler. Geceleri rüyasında kardan helvalar yediğini görür. En sonunda canına tak eder ve ellerini açıp duaya durur: “Her şey senin elinde. Sen ol dersen gökyüzünden nur da yağar, kar da. Ver Allah’ım! Lapa lapa kar ver, avuç avuç kar yiyeyim, içimin şu bitmez yangını sönsün!” der. O an hacet kapıları açılır, gökyüzünden ağustos sıcağında lapa lapa kar yağmaya başlar. Gelin sabaha kadar kar yer. Sabah saatlerinde Ankara’nın her yeri bembeyazdır. Ama duası kabul edilen gelin akabinde üşütüp hastalanır, vefat eder. Ankara Opera Meydanı’ndaki türbesinde türbedarlık yapan nineye göre Karyağdı Hatun’un mucizesi hâlâ devam ediyor: “Türbenin üstüne her gece, cümlenin derin uykulara vardığı saatlerde bir şey yağar; nur mu yağar bilmem. Yere düşmeden kaybolur gider.” Gülenay Hanım burada kadınlık hâllerine dair önemli ipuçların verildiği kanaatinde: “Gelin aşermeye sabretmiş ve ermiş. Sırrı ortaya çıkınca da vefat etmiş. Kadınların aşermesi doğal karşılanmalı, ayıplanmamalı, yakınları yardım etmeli.”

Pınarbaşı, en çok Kadıncık Ana’nın hayat hikâyesinden etkilendiğini anlatıyor. O tam bir gönül insanıymış. Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin hayat arkadaşıymış. İyiliksever, kalbi kötülüklerden arınmış, inançlı biriymiş. Hacı Bektaş ona Kadıncık, Fatma Ana diye hitap edermiş. Başkaları da ona Erenler Anası Fatma Bacı dermiş. Çok zengin bir hanımmış. Eşi vefat ettikten sonra da malını mülkünü Anadolu’da İslam dininin yayılması için harcamaya devam etmiş. Kıtlık zamanlarında yemekler yapıp, savaşa gidenlere, dinimizi anlatan dervişlere dağıtırmış. Eşi hayattayken gözde bir kadınken kocası öldükten sonra iftiraya uğramış. Halk çok üzüldüğüne, Hacı Bektaş Külliyesi’nin yakınındaki bir evin ocağından sır olup kaybolduğuna inanıyor. Gülenay Hanım bu çileli ermiş kadının mezarının dahi bulunmadığını hatırlatıyor: “Kadıncık Ana uğradığı iftiraya dayanamadı ve kimseye haber vermeden, yaşadığı yerden uzaklaşıp gitti. Gittiği yerde de hayatını kaybetti. Dünya ermiş kadınlar için de rahat bir yer değil.”

Şerife Nine’nin Gemlik’in Selçukgazi köyündeki türbesi de Pınarbaşı’nı çok etkilemiş. Oradaki atmosferi hatırladığında dahi içinin ürperdiğini söylüyor. Onun hakkında mezarından çıkıp Rumlarla savaştığı, Kıbrıs Savaşı’nda askerlere taktikler verdiği anlatılsa da 1952’deki önemli bir olaya dikkat çekmek istiyor: “Mezarının yakınlarına gittik. Şerife Nine’yi soruyoruz herkese. Burada yok; ama radarın orada başka bir mezar var dediler. Sonra öğrendik asıl meseleyi. 1952’de radar kurmak istiyorlar tepelik bir yere. Fakat yol yok, uzun bir süre Türk işçilerle Amerikalı mühendisler açmaya çalışıyor. Bir gün boyunca dozer kazı yapamıyor. Sonra işçiler elle kazmaya başlayınca neredeyse 9 aylık hamile bir kadının hiç bozulmamış cesediyle karşılaşılıyor. Hemen ninenin türbesini yaptırıp oraya defnediyorlar. Bize o günü yaşayan birçok kişi anlattı. Şerife Nine’ye köylülerin büyük bir saygısı var.”

Yazar, Anadolu’daki ermiş kadınları araştırmakla kalmamış, o dönemde yaşayan kadın tipleri, kıyafetleri ve yaşam tarzlarıyla da alakalı belli kanaatler edinmiş. Buna göre; gelin konumundaki kadınlarda hep bir çile, değer görmeme durumu var. Hele de öz değil, yabansa (yabancı)... Çocuğu olmayanlar da yine ikinci sınıf insan muamelesi görüyor. Kadın ermişlerin hikâyeleri o dönemde çocuğu olmayan kadınlar için de âdeta bir umut kapısı. Gülenay Hanım’a göre Anadolu’da ermiş kadınlara bu kadar sahip çıkılmasının altında da hayata bakan yönlerinin olması var: “Rahatlatma, sıkıntı giderme aracı olarak kadın ermişlerden hanımlar hep güç almış. Onlar hayatın tam ortasındaymış. Savaş, eş vefatı, göç, hastalık hâlinde bütün erkek vazifelerini üzerine alır, avcılık, bakılıkçılık, inşaat ustalığına kadar hepsini yaparlarmış. İnsan ümitle yaşar. O yoksa hayat çekilmez olur. İşte kadın ermişlerin hikâyeleri halka hem güç hem de ümit aşılamış.”

Yazar, ermiş kadın hikâyelerinin büyük çoğunluğunu gittiği şehir, ilçe ve köylerde yaşayan insanların anlattıklarından derlemiş. Bu esnada önemli bir ayrıntı da dikkatini çekmiş. Meğer 50 yaş ve civarındakiler kendi illerindeki, ilçelerindeki ermiş kadınları tanımıyor, hatta “Ne yapacaksın ermiş kadını? Bizim tanıdığımız bir hoca var, ona git.” diyormuş. Bu duruma hayli içerlemiş Pınarbaşı: “Yeni nesil bilmiyor, ilgilenmiyor. Bunun sebebi bence Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son yıllara kadar yürüttüğü din politikası. Hurafe var, kabul. Ama sırf bu yüzden bu mübarek insanlar unutturulmuş, türbeler kapanmış yahut bakımsızlıktan kullanılamaz hâle gelmiş. Hâlbuki bunlar büyük bir kültür, gelenek taşıyıcısı. Alevi, Bektaşi yöreleri bu açıdan çok canlı.”

2 çocuk annesi Gülenay Hanım araştırmaları esnasında eşinden büyük destek görmüş, tüm illeri birlikte dolaşmışlar. Yalnız tez konusunu paylaştığı herkes “Boşa kürek çekme!” demiş: “Ermiş kadınların bereketi üzerimizdeydi sanki. İşlerimiz hep rast gitti. Ama şimdi ‘Nasıl o kadar yol gittik?’ diye düşünmeden kendimi alamıyorum.” 3 yıl içinde Gülenay Hanım’ın hayatı da oldukça değişmiş. Dil ve konuşma bozukluğu uzmanıyken birden kendini gezi gruplarına kadın ermişleri anlatırken bulmuş.

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV