08 Nisan 2020 Çarşamba

Kadim Dillerden Türkü Bilgeliğine Dipsiz Kuyular

15 Ocak 2019, 11:28
Kadim Dillerden Türkü Bilgeliğine Dipsiz Kuyular
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

 


(Orhan Veli’yi saygı ile anarak…)
Bazen ölü diri her dilden sözlükleri karıştırasım geliyor. Ne çok yakınmaya sebep  anlatamamaya ilaç olacak bir sözcüğe rastlamak için. Hani bizim “can” sözcüğümüz gibi. Başka dillerde yok; ama anlamı, virgül sonrası virgüllerle açıklanır. Can nedir, nelere denilir diye.

Acıyı, mutluluğu, kederi tamı tamına söyleyebilmekte dağarcıklar yetersiz bazen.  “O olsaydı anlatabilirdik” diyebileceğimiz, henüz hecelenmemiş bir sözcük var mıdır? Kaybolmuşundan kaybolmaktaki kadim dillerden şimdiki dillere, ne papirüse, ceylan derisine ne tabletlere yazılıp, kazınmamış. Gönül mü desem, sine mi oradan dökülmemiş daha. Yoksa… Dil aynı zamanda gönül anlamında da malum, öyleyse konuşma dili yetmeyip anlatım tıkandığında  insanlar başka bir dille mi konuşuyor? Sineden sineden. Orhan Veli gibi.

Dev dizelerin şairi Orhan Veli’nin ruhu, yüreği, kalemi bile anlatamadıysa neyse o, ukde midir içte, sızı mı hiç bilşemedik;  geri kalanların elinden ne gelebilir? Bu yüzden olmalı Orhan Veli’nin her ölüm yıldönümünde “Anlatamıyorum”  şiirini hatırlarım. Anlatılamadığı anlatılsa da içeriği söz ile, cümle ile anlatılamamışlar nasıl anlatılacak o halde? Konuşarak, yazarak mümkün olmamışken? Öyle durumlarda insanın kendisi görsel yazı, sözsüz dil oluyor besbelli. Duruş, çökük omuzlar, kederli bakışlar, alındaki çizgiler, yüzdeki kırışıklıklar hepten bir anlatım değil mi zaten? Anlatım olmasına anlatım. “Ama”sı var ama.  Bu dili anlayan  var, anlamazdan gelen var, anlamayan var. Bu dili anlamak  ilkin görme duyusu ile. Sonra hisler ile.

Ayağı yalın, üstü başı perişan  bir çocuğu gördüğünüzde hissettikleriniz ile bakamadığı çocuğu o halde iken her yıl hala yeni yeni çocukları olsun derdindeki ana babası için  hissettikleriniz taban tabana zıt olabilir. Yahut bir kedi sevimlidir dee… Sivri dişleri arasında bir kuş gördüğünüzde o kedi artık gözünüzde avcıdır. Sevimli tekiriniz az önce kafesinden dışarıya çıkmış evin sevimli muhabbet kuşunu yedi ise hadi! Kediyi anlatmak zordur burada.  İşe doğa kanunları girer çünkü.

İşte sırf  anlatamama yakınması yüzünden kadim dillerin hepsini öğrenesim var. Kaç sözcüklük ki o diller zaten! Doğa, yiyecekler, biraz da ondan bundan kavramlara ait kelimelerden ibaretler. Ne teknolojik sözcükler var, ne moda, ne de iklim değişikliği gibi türedi konulara ilişkin  kavramlara sahipler. Nasıl anlatılmış o dillerde sevinçler, hüzünler bir baksam… Varsa eğer anlatılamayanları anlatacak bir söz, kadim uygarlıklardan birinin bir kitabında mı saklıdır?  Yoksa yakılan onca kütüphaneden birinde kül mü olmuştur, tarihin kızıl alevli bir eski çağında? Endülüs’te mesela. 

Yahut müzik mi dil olmuştur anlatamama çıkmaz sokağından bir çıkış olarak. Diyelim ki türküler ile. Türküler dediysem epeyce bir eskileri andım. Kaya başında iç yanarken yakılanları elbette. Türküler, çıkmazda kalanların o çıkmaz sokaktan çıkışı olmuş hep. Yani derdinden sevincine her şeyin dörtlüğü, gazeli, uzun havası onlar. Sazın teli, gönlün bam teli. İçimizdeki bir dokununca bin ah edecek ses kaynağı. Demişiz ki çaresiz kalınınca türküler ile;
“El çek tabip, el çek yaremden. Sen benim derdimi bilebilemezsin.” Tabiplerin bilemediği dertleri hangi sözcük bilip de anlatabilir? Buyurun bakalım, üstüne çaresizliği anlatacak söz var mı bu Tokat türküsünün? 

Kimileyin anlatamama, bir anlatış biçimi olarak kabullenilmiş besbelli. Anlatamamak da anlatmak bellenir olmuş. Buna nice sevinsek yeridir. Çünkü  her şey anlatılabilmiş olsa idi şiirler, türküler ince dert olmaktan çıkıp içtekini döken olmuş aşamasına gelmeyeceklerdi. Ancak bir bakıyoruz bambaşka şeyler de anlatılamıyor. Diyelim ki büyüğünden küçüğüne, delikanlı vurgunluğu yaşayandan kocamışlara tuttukları takımı anlatırken dedikleri bir şey var; “o, anlatılamaz, yaşanır”. Gel de anla bu hali! Herhalde bazen anlatılmaz kalsın isteniyor  bazı şeyler.   

Duyumsayıp da anlatamamanın en derinini lise öğrencisi iken yaşamıştım. Bir huzurevine girmiştik meraktan. Yaşlıların  görüntüsü, yalnızlık tablosu idi. Gözler hep kapıda, pencere dışında. Hep bekliyorlar. Ama gelen yok. Kimi yapayalnız. Kimsesi kalmamış hayatta. Kimisinin de yakınlarının kendisine bakacak halleri kalmamış. Çocuklar da vardı orada. Öksüzler, yetimler. Kapıdan her girene hatta daha lise öğrencilerine bile “annnee” diye koşup bacaklarına sarılıyorlardı.  O vakit anlıyorsunuz ki yetimhanedeki bir çocuğun sözcük dağarcığı tek kelimeden, kavramdan oluşuyor; “anne”. Huzurevindeki bir yaşlı için anne uzak bir geçmişken bugün gerçeğinin tek sözcüğü “yalnızlık”. Oradakilerin dağarcığı şimdilerde gereksiz bulunan diğer tüm sözcüklerden yetim, hepsinden öksüz, hepsinden garip.

Huzurevindeki üç yaşından onlu yaşlara her çocuğun anne sözcüğü ile anlattıkları, onları kucaklamak için açılmış kollardı. Orada gördüklerinizi anlatmak sözcüklerle olamıyor. Gözlerden akan yaşlar ile mümkün tek. Ziyarete giden ve bu tabloyu gören herkes ağlıyordu. Sözcüklerden, yazıdan, duruştan başka bir dil daha var anlatılamayanları anlatmak için. Gözyaşı.

Anlatabilmek hele de çetin konuları anlatmak, dipsiz kuyuların sularına yansıması düşmüş yıldızları tek tek toplayıp çıkarmak zorluğunda. Çıkarabilen de pek yok galiba. O kuyulara düşen de çok, düşmemek için dilin, her olgunun kolayca formüle edilip ortaya koyulamayacak  türden bir matematik olduğunu kabullenenler de çok. 

Her şeyin üstesinden gelecek bir anlatım yolu var aslında. Ne sözcüklerle ne bakışlarla bu dil. Ne de ağlayıp sızlayarak.  Ne şiirle ne öfkeyle. Lodosun kara değmesince. Yani suskunlukla. Susmak, büyük söz aslında.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 21.11.2018 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    ARŞİV