26 Kasım 2020 Perşembe

İşsiz Gençler Nasıl Kurtulur?

19 Ekim 2020, 13:05
İşsiz Gençler Nasıl Kurtulur?
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

 İşveren doğa, patron toprak olduğunda…

İşsiz Gençler Nasıl Kurtulur? 

“Memleket isterim” demiş şair ilk. Sonra dize dize dizmiş yaşamak istediği memleketin kıyısını köşesini, güneşini bulutunu, çocuğunu kuşunu. Birisi, hatta birileri de “Imagine a world / bir dünya hayal et” demiş, yaşanabilecek bir dünya için. Hayal etmişler ve hayallerini şiir ile, şarkı ile, konuşmaları ile anlatmışlar, taa kaç seneler öncesinden.

Daha geçen gün, sokaktaki bir gence hayalini sorduklarında “hayalim yok” demiş.  O daha on altı, on yedisinde ama hale bakın ki tek bir hayali yok! Gençlik demek, düşlenen yarınlar demek oysa. Bir düşü yoksa bir gencin, genç gözüken o ruhen geçkinin gençliği yok; öyleyse öyle biri de yok aslında.

Her çocuğun sıradan hayali büyümeyi düşlemektir. Yetişkin olunca her şey yapılabilir sanılır zira çocuklukta. Oysa yetişkinlikte her kalıba bürünülebilse de bir daha çocuk olunamaz. Yetişkinlerin düşü çoklukla çocukluğuna geri gidebilmekken çocukluktaki en bildik hayal, “ben büyüyünce ……..” diye başlayanlardır. Çünkü büyümek, çocukken göze koskocaman gözüken tüm sıkıntılardan kurtulmaktır. Boyu yetişmediğinden açamadığı içi çerez, çikolata dolu dolap kapağını artık elini uzatıp açabilmektir büyümüş olmak. Kendi başına sokağa çıkabilmek, yolculuk edebilmek, başının çaresine bakabilmektir. Başın çaresine bakabilmenin  bir önceliği büyümek ise onun kadar gerekli bir başka önceliği de para sahibi olabilmektir. Çocukluk işte o yüzden güzeldir, güzeldi. Büyüyünce cepler kendiliğinden para dolar sanıldığından. Büyümek demek, iş sahibi de olmak demekti çünkü, büyümezden önce.

Büyümek, sorumlulukların da büyümesi bir yerde. Sıradan koşullar içinde yetişen bir çocuğun  anne babasının ondan ilk beklentisi okuması, bir diploma sahibi olmasıdır. Bunu da  muhtemelen tek çocuğa sağlayabileceklerdir. İkinci bir çocuğu hayal edemezler,  çocuklarına bir kardeş düşünemezler koşulları el vermediğinden. Zira kıt kanaat imkanlar demek,  dişten tırnaktan arttırılanların bir çocuğa dahi sırası gelip yetememesi anlamındadır. On beş günde bir, ola ola üç pirzola alabiliyorlarsa, pirzolaları birer birer bölüşüp yemek yerine üçünü de çocuklarının tabağına koymak demektir.

Belki her şeyden kısıp özel okulda okuturlar çocuklarını. Bir mantoyu en az on, on beş yıl giyip. Diyelim ki normal okula gönderdiler, o zaman çocuklarına kurs aldırtırlar ille. En azından üniversiteye hazırlık kursuna gönderirler çocuklarını ki sonraki kapıları açacak ilk kapı olan fakülte kapısından içeri girebilsin gözbebekleri.

Kira olmasa bile orta halli dahi olmayan küçük evlerinin daha kaç yıl kredi borcunu ödeyecek anne babaların ileride emekliliklerinden başka bir gelirleri olmayacağından çocuklarına verebilecekleri geleceğin anahtarının adı diplomadır. Diploma, bel bağlanan tek dayanaktır. Diploma demek, onca emek, kucak kucak para demek. Orta eğitimden sonra girilmiş üniversite kapısından çıkarken tek tek diğer kapıları açacak anahtarı elde tutmak demektir.

Peki, nedir o diğer kapılar? Barınmasından beslenmeye, giyim kuşama, ulaşıma, tatile, eğlenceye, kültürel etkinliklere, sağlık giderlerine, faturalara kadar birinin, birilerine muhtaç olmadan hayatını sürdürülebilmesini sağlayacak maddiyat için öncelikle bir iş sahibi olunmalıdır. İş demek, işlerin yolunda gitmesi, hayatın akarsular gibi kendi yatağında akabilmesi demektir. Yalnızca işe girip para kazandıktan sonra araba alınabilir. Evlenilebilir. 

Oysa birden daha çok, iki hatta üç diploma ile üniversite kapılarından çıkılsa dahi şimdilerde, bu bile hayatın gerçek anlamda başlayacağı ev bark, çoluk çocuk sahibi olup sosyal ortamlarda yer almayı sağlayacak iş kapısını açamıyor. Kaç on yıldır süren bu durumun sonucunda gençler, gençliklerinden pişman, gelecekten korkar, belki de beş parasız evde pineklerken hayata tutunacak dal bulamıyorlar. Tutunacak dal bulamayanlar bazen öyle üzücü haberler duymamıza neden oluyor ki! Giderek büyüyen umutsuzlukları onları yaşamdan koparabiliyor bile!  Kendine kıymış atanmayı bekleyen öğretmeninden mühendisine işsiz gençlerden kimisinin cebinden altı lira çıkıyor, kimisinin cepleri “yen delik, cepken delik” misali, Orhan Veli’nin anlatımıyla.

Sokakta rastladığımız gençlerin çoğu ömürlerinin neredeyse dörtte birine yakın bir zaman dilimini diploma sahibi olsunlar ki önce iş sahibi ardından da her birey gibi ev bark, aile sahibi olabilsinler diye okul sıralarında geçirmişler. Okuldan sonrası mı? Boşluk. Yani okul, onları kaçınılmaz durak olan, çoğu için bir uçurumun kenarına kadar getiren tren olmuş. Düze çıkmak için uçurumu aşmaları gerek. Ancak, uçurumdan inilemez. Bir yol da bulamıyorlar zaten, düze çıkacak. Bir yol yapabilmek de ne mümkün kendi başına kalmışken!

İster diplomalı ister diplomasız, işsiz kaldığından her konudan umudunu kesmiş, kimi yirmisinde bile değil, kimi kırkını çoktan geçmişlerin on beş, yirmi yıl sonrasını düşünmek iç acıtıyor. Tek bir kuruş geliri olmaksızın belki dükkânını kapamak zorunda kalmış küçük esnaf babasının karşılayamadığı giderler için aldığı öğrenci kredisi ile günü bir simit ile geçirmiş, şimdi de o krediyi ödemesi gerekirken elde yok avuçta yok üniversite mezunlarının ana babaları bu dünyadan göçünce o işsiz ve artık kimsesiz insanların halleri ne olacak? Acı haberler mi duyacağız aç kalmışlardan, açıkta kalmışlardan? Bunlar düşünülmeli… Düşünmek de ürpertici.

Madem bunca insanımız en verimli çağlarında işsiz; madem bunca toprağımız da işlenmeyi beklemekte… Madem bunca ister göç nedeniyle ister ol git öyle olsunlar boş kalmış ovalarımız ekilmeyi, yaylalar koyunundan keçisine, ineğinden mandasına, kazından tavuğuna sürüleri beklemekte… Madem binlerce türden çiçek, dağ eteklerinde kendi kendine açıp solmaktayken ve arı oğulları bal yapmak için kovan aramaktayken...  Ormanlar, içindeki canlıları, kuluçkadaki kuşları, kaplumbağaları, ağaçları ile koskoca çeşitlilikte tek bir can yumağı olmuş halde kendilerini yangınlardan koruyacak  orman kulelerinden gözetlemeler yapacak genç gözlere muhtaçken…  Yani un var, yağ var, şeker varken… Helva neden yok o zaman? Kaç milyon genç ya da gençliği iş aramakla solmuş geçkin gençler neden işsiz kalsın o halde? 

İşsiz; ama diplomasında işi yazan gençlerin kimi ziraat, orman, gıda mühendisi. Kimyacı. İşletmeci. Ya da değil. Kooperatif mantıklı yeni tür oluşumlar sayesinde hepsi bir araya getirilebilirler. Toprak yapısına uygun ürünlerle yeni üretme çiftlikleri kurulabilir. Gençler doğrudan ortak olabilirler kazanca. Yani hem çalışan hem de patron olabilirler. Öyle ki miras ile sonraki kuşaklarına aktaracakları bir  ortaklık bile olabilir gerekirse. Belki toprağın belli bir yüzdesine de ortak olabilirler. Neler üretilemez ki o zaman? Hayvanından mantarına,  sebzesine, meyvesine, lavantasına, çiçeğine, balına. Meyve demişken ayvasından tropikaline üretilir iklimli  bir toprak bizimkisi. Bulunur cinsten değil öyle her yerde.

Zeytin, zeytinyağı denilince akla nedense sanki cezalıymış  da o yüzden ilk onun adı anıldığından  tükenmekteki Ege gelir. Oysa Ülkemizde en kaliteli zeytin de, zeytinyağı da güneydoğu bölgemizde. Dünya’nın çok az bölgesindeki bulunmaz, şifalı nimet olan zeytin çok yaygın aslında ülkemizde. Tüm güneyde, güneydoğuda, Adıyaman, Urfa’da var. Antep fıstığına kadar var bu ülkede. Karadeniz vaktinde zeytinlikler ile kaplıymış. Çay bitkisi yetiştirileceği için kesilmiş oradaki zeytin ağaçları. Kesilmeden kalıp bugüne erişmiş zeytinler hala meyvelerini vermekte. Hatta bir köyün adı Zeytinli, Doğu Karadeniz’de. Sırası gelmişken zeytinlerin ahından olduğunu hiç sanmıyorum; ama zeytinler kesilip yerlerine dikilen çaylar da kivi dikilsin diye sökülüyormuş şimdilerde.

Tarım, süt ürünleri, bahçecilik, ziraat araç gereçleri, kimya, gıda üzerine eğitilmiş ya da değil,  “iş olsun da her şeyi yapacağını, yeter ki beli bükük babasına, yüzüne baktıkça içinin parçalandığı anasına yük olmasın da, kendi masrafını karşılasın, eve de üç beş kuruş katkısı olsun tek, her işi yapacağını” başları dik söyleyen gençler, onca ekili dikili olmayan, verimli topraklara can verirken kendi hayatları da can bulabilir.  Tüketici de üretimden doğrudan satış merkezlerine gelip satılacak ürünleri arada aracılar olmadığından belki de şimdiki bedellerinin onda biri fiyata alabilir. Belki de hayatlarının yarısı işsiz, haliyle kazançsız, ana baba eline bakarak geçmiş iken şimdi kendi işlerinin başında olanlar işlerine dört elle sarılacaklarından verim de hava uygun oldukça çok yüksek olacaktır mutlaka. Artık umutsuz, hayata küskün, hayali olmayan işsiz biri değil, herkesten biri olacak yirmisinden ellisine gençler de. Yani işi gücü, evi barkı, ailesi, çocukları, arabası olacak. Hafta sonu planları yapacak. Ve o da yeni gençler yetiştirme telaşına düşecek pek kısa zamanda. Gelir sahibi olunca ilk adımları aile sahibi olmak olacak kuşkusuz.

İlle yeni köy kurmak yerine, terk edilmiş, tarlaları, verimli ovaları atıl kalmış köylerden başlanmalı belki de ilkten.  Kurulacak çiftliklerde barınacak evler de olacak elbette. Okulu, bankası, postanesi, pazarı da olacak. Yani böylece yeni köylerimiz olacak. Köylerimize, köylülerimize kavuşacağız yeniden. Belki metropol canavarından kaçıp birer köylü olmak için can atacağız o zaman. 

Evet, bir yukardan güneşin sıcak sıcak suladığı, yerden özellikle doğudaki çağıl çağıl suların cömertçe suladığı, bire bin verecekken ekilip dikilmeyen, tarımdan uzak  topraklarımız var. Öte yanda da çoğu diplomalısından  milyonlarca  işsiz gencimiz var. O halde?

Gençlerimize geç kalmayalım artık.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 18.10.2020

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 1 yorum mevcut

    • Kemal avcı 1 ay önce yorumlandı

      Çiftçi işi bırakmışsa herşey bitmiştir.gençler hayal kurmuyorsa,toplum tüketen olmaya mahkumdur.

    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    ARŞİV