23 Temmuz 2019 Salı

İRAN ÜZERİNDEKİ ALGI OYUNLARI

01 Temmuz 2019, 15:37
İRAN ÜZERİNDEKİ ALGI OYUNLARI
 Av. ALEV SEZEN
                                                                                            M.A. Adli Bilimler Uzmanı
HUKUKUN IŞIĞINDA

                                                                                                                                                                                               av.alevsezen@gmail.com 



Siyonistler arz-ı mevud (vadedilmiş topraklar) emeline ulaşmak için uygulamaya koydukları Büyük İsrail Projesi (BİP) ile bu topraklarda yer alan ülkeleri bir bir karıştırıyorlar. Parçalanmak istenen bu ülkeler dış güçlerin ve içerdeki işbirlikçilerin tehdidi altında. İç savaşlar Müslüman ülkeleri teker teker, içten içe yok ediyor. BİP uyarınca henüz el atamadıkları iki ülke kaldı; Türkiye ve İran…
Türkiye ve İran üzerinde her türlü suçlama, karalama, algı yönetimi had safhada. Türkiye’ye PKK, İran’a PEJAK musallat edilmiş durumda. Ülkemiz üzerinde yürütülen algı operasyonları ortada. İran hakkındaki bilgilerimiz son derece yanlış. Medya sanki tek elden idare ediliyormuşçasına tüm basın dezenformasyonda adeta yarışıyor. Bu yönden yerli ve yabancı medya arasında hiçbir fark yok. İçerideki bu bozuk algı yönetiminde FETÖ’nün de büyük katkısı var. FETÖ kendilerinin de hamisi ve sahibi olan ABD, AB ve diğer ezeli düşmanlarımız gayrimüslim ülkelerin yaptıklarından bahsetmek yerine -“ehl-i kıble tekfir edilmez” inancına da aykırı olarak- sinsi bir şekilde İran’ı düşman olarak gösteren söylentiler yayıyordu. 
İran’ı görmeden önce algı operasyonları sonucu herkes gibi ben de orada sert bir rejim uygulandığını düşünüyordum. Özellikle kadınların giyimi konusunda ahlak polislerinin sert bir şekilde kadınlara müdahale ettiği, kadınların geri planda bırakıldığı, ezildiği, her ortama giremediği algısı yayılıyordu. Ayrıca ambargo sebebi ile İran’da çok fazla mahrumiyetin olduğu, binaların fiziki şartlarının yetersiz olduğu da söyleniyordu. Bu ve benzeri düşüncelerin hepsi İran’a adım attığınız andan itibaren değişiyor...  
KIYAFET
İslam Cumhuriyeti olması hasebiyle kadınlar başlarını hafifçe örtecek bir örtü alarak uçaktan iniyorlar. Sonrasında da hep böyle devam ediyor. Üst kıyafet biraz uzunsa altında dar bir kot bile olsa rahatlıkla her yerde gezebiliyorlar. Sadece türbelerin yer aldığı büyük camilere “çadır” adı verilen bir örtü ile giriliyor.
İran’lı bütün kadınlar siyah çarşaflı, erkekler sarıklı ve cüppeli algısı da tamamen yalan. Bu görüntüye medreselerin olduğu Kum şehrinde o da pek az rastlanabiliyor. Diğer şehirlerde sarık-cüppe giyen çok az insan var. Kum şehrinde bütün kadınlar çadır denen örtüyü giyiyorlar.
 ŞEHİRLEŞME
Geniş yolları %80’i İran tarafından üretilen otomobiller ile dolu, trafikte çok sayıda motosiklet de bulunuyor üstelik olur olmaz korna sesi duyulmuyor. Aralarında İran’ın ürettiği milli otomobilleri (Dena, Samand, Tiba, Runna) de var. Şehir içinde paralı yol yok. Benzinin litresi 0,50 kuruş. Tahran büyük şehir olmasına rağmen şehirleşme çok düzgün, binalarda salkım saçak kablolar ve antenler yok. Yerlere çöp atmıyorlar. Her yerde kilitli sadaka kutuları var, resmi görevliler bunları fakirlere pay ediyor, ülkede dilenci de yok. Her türlü teknolojik ürüne sahipler. Tahran’ın etrafındaki dağlar ve üzerlerinde yazın bile eksik olmayan karlar etkileyici. Tahranın nüfusu 16milyon civarında. İran-Irak savaşından sonra şehir göç almış. Ancak şehirde dikey değil yatay bir genişleme var. Şehrin 360 derece seyredilebildiği Milad Kulesi’nde her şey çok daha net olarak görülebiliyor. İran’da ambargoların uzun vadede dışa bağımlılığı en aza indiren, ülkeleri kendine yeter hale getiren bir süreç olduğuna şahit oluyorsunuz. 
KADINLAR
İran’lı kadınlar çok bakımlı ve eğitimli. Her türlü imkâna sahipler. Hiç dışarıya yansıtıldığı gibi değil. Sokakta yürüyüşlerinden bile kendilerinden ne kadar emin oldukları anlaşılıyor. Kadınları her yerde görmek mümkün. Trafikte kadın şoförler her yerdeler. Kadınlar taksi ve otobüs şoförü, gişelerde ve turistik yerlerde memur olarak çalışıyorlar. İran Meclisindeki 330 milletvekilinin 17’si kadın. Kadın akademisyenler ve onların idaresinde eğitim kurumları var. Kadınların ve erkeklerin plajları ayrı, herkes kendi bölümünde denize giriyor. Parklar ortak ancak arzu edenler için kadınlara mahsus parklar da bulunuyor.  
İran sinemasının dünya sinemasında artık önemli bir yeri var. Yollara asılan film afişlerinde kadın sinema oyuncularının fotoğrafları yer alıyor, reklam panolarında kadın mankenlerin fotoğraflarını görmek mümkün. Müzik gurupları içerisinde kadın şarkıcılar var.
Otobüslerin bir bölümünde erkekler bir bölümünde kadınlar oturuyor. Kimisinde erkekler önde kimisinde ise kadınlar.
Kadınlar ile ilgili en çok merak edilen soruların cevaplarına gelince; 
Şiddet; Eziyet eden kocaya devlet müdahale ediyor, yargılıyor hatta yakın zamanda bir asit saldırısı sanığı idam edilmiş. Kadın oluşumları şiddette dâhil olmak üzere kadınları hakları konusunda bilinçlendirmek için eğitim çalışmaları düzenliyorlar.
Çok eşlilik; Kural olarak birinci eşin rızası varsa ikinci eş alınabiliyor, rızası yoksa ikinci evlilik mümkün olamıyor. 
Boşanma; Erkeğe ait olmakla birlikte kadın nikâh esnasında boşanma hakkı alabiliyor. Ayrıca evlenme defterleri mevcut, karı koca arasındaki ilişkileri düzenleyen temel 13 madde var ve bunlara evlilikle ilgili şartları içeren birçok küçük madde ilave edilebiliyor. Bu maddelere aykırı davranan kocayı kadın aykırılık sebebiyle boşayabiliyor. (Mesela eğitimine devam edeceği şartını koyabiliyor.) 
Muta nikâhı; Mevcut olmakla birlikte hiç hoş karşılanmıyor, bunu yapanlar alt tabaka kişiler olarak kabul ediliyorlar. 
KADIN OLUŞUMLARINA ÖRNEKLER
İran’da Şia’dan sonra ikinci sırada Ehl-i Sünnet mezhebi yer alıyor. 
İran’daki Ehl-i Sünnetin önemli temsilcilerinden birisi Islah ve Davet Cemaati. Hanım Kolları Başkanları Hümeyra Hamidi aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Kadın ve Aileden Sorumlu Yardımcısının Kavimler ve Dinler Kolu Başkanı. Hanım Kolları sosyal, kültürel ve dini faaliyetleri, kadın hakları, aileyi güçlendirme ve sağlık eğitimi konusunda çalışmalar yapıyor. Sempozyumlar düzenliyorlar. 13 şubeleri bulunuyor. STK oluşumları var. Merkezleri Tahranda ancak farklı şehirlerde de faaliyet gösteriyorlar. Cemaat olarak namazların dışında sosyal faaliyetlerini de camilerde yapıyorlar.  
Diğer bir kadın oluşumu ise Kevser İslami İlimler Yüksek Eğitim Merkezi. Başkanları Dr. Hatice Celali, yönetim kurulunda akademisyenler yer alıyor. Hanımlara yönelik lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi veriyorlar. Kadınlarla ilgili birçok çalışmaları var. İlmi, iktisadi, psikolojik, sosyal, kültürel ve dini alanda çalışmalar yürütüyorlar. Yüksek lisans ve doktora öğrencisi hanımlara destek olmak için kreşleri mevcut. Doktora öğrencilerine erkek hocalar da ders veriyor. Enstitünün içerisinde araştırma merkezi, konferans salonu ve eski hat örneklerinin de yer aldığı bir kütüphane var. Doktora öğrencilerinin çalışmalarına ödüller veriliyor. İlmi yarışmaların dışında 5 spor dalında müsabakalar yapılıyor, uluslararası sempozyumlar düzenliyor, danışmanlık hizmeti veriyorlar. Sınıflarının fiziki şartları gayet iyi.
GENEL BİR BAKIŞ
1979’da gerçekleşen devrimin ilk zamanlarında devrimi oturtmak için sıkı uygulanan kurallar zamanla gevşetilmiş. Hatta devrimin ilk yıllarında şah taraftarları giyim de dâhil olmak üzere sıkı kurallar sebebiyle yurt dışına gitmişler. Şimdi artık onlar da ülkeleri ile daha yoğun ilişki içerisindeler.
Çok kanallı devlet televizyonu var, özel kanal yok. Uydu ile Türkiye’de dâhil birçok ülke televizyonu rahatlıkla seyredilebiliyor. Ancak ne yazık ki Türk dizilerinin ve yayınlarının aileleri, ahlakı bozduğu gerçeği burada da ifade ediliyor. 
Birçok radyo kanalı var. Farsça müzik çalarken bir anda Azeri bir şarkıya geçebiliyorlar. 
İnternet kullanıyorlar. Whatsapp, facebook gibi sosyal mecralara bir takım programlar indirerek anında ulaşabiliyorlar. 
Uluslararası fuarlar ve spor müsabakaları düzenliyorlar. Sadece futbol değil diğer spor dallarına da ilgileri var.
Alkol üretimi, dağıtımı, satışı ve kullanımı yasak. 
Hafta sonu tatili Perşembe (yarım gün) ve Cuma günleri. 
Hafta içi işyerlerini erken açıp geç kapatıyorlar. Ancak öğle vakti birkaç saat hem yemek hem istirahat için evlerine gidiyorlar dolayısıyla çoğu işyeri kapalı oluyor. Öğle saatleri daha tenha iken akşam saatlerinde çarşılar, parklar insanlarla dolu.
Taksiciler güler yüzlü ve hoş sohbetler ancak insanın yüreğini ağzına getirecek derecede arabaların arasından milimetrik olarak geçebilme kabiliyetine sahipler.
Türbeler çok ihtişamlıyken mezarlar (mezar taşları da) yer ile aynı hizada ve üstüne basabiliyorlar. Türbelerin içerisine para da atılabiliyor.
Namaz kılarken secde edecekleri yere toprak rengi küçük bir taş koyuyorlar. Alınlarını “Topraktan geldik toprağa gideceğiz”i sembolize eden bu taşa koyarak secde ediyorlar. Bu taş camilerde, otellerde namaz kılınan her yerde mevcut.
Yine söylendiği gibi her yer metrelerce uzunluğunda Humeyni ve Hamaney posterleri ile kaplı değil, arada birkaç tane var. Yer yer şehitlerinin yer aldığı duvar resimlerini de görmek mümkün. Tahran’ın her köşesi, duvarları, alt geçitleri… rengârenk, meydanları da farklı figürlerle süslenmiş. Duvar resimleri çok fazla. Meydanlarda modern tasarımlar da görmek mümkün.  
HUKUK
Nüfusun büyük bölümü (%90-92) Şiilerden oluşuyor Sünniler nüfusun -farklı verilere göre- %7 ila 9’unu oluşturuyor. Aslında Şii ve Sünnilerin birbiriyle evlenmesi gibi sebeplerle bu oranları çok net bir biçimde ortaya koymak mümkün de olmayabiliyor. Nüfus yapısı sebebiyle hukuk sistemi de Şii fıkhına göre belirlenmiş. Genel hukuk ile özel hukuk ayrımı var; aile hukuku, miras hukuku gibi konularda her mezhep kendi fıkhını uyguluyor. Sünni bölgelerde muhatap Şafi ise Şafi fıkhını, Hanefi ise Hanefi fıkhını uyguluyorlar. Hatta dini azınlık olan Hristiyanlar, Yahudiler, Sabiiler veya Zerdüştler de kendi dini uygulamalarına göre  değerlendiriliyorlar. Bu uygulamaların kendi içinde usulleri var. Mesela; o cemaatin  tanıdığı dini âlimin  görüşleri dikkate alınabiliyor. Zaten şehirler de artık belli bir mezhebe bağlı büyümüyor, karma bir yapı var. Şii fıkhına göre belirlenen hukuk sistemi zaman zaman uygulayıcılardan kaynaklanan sebeplerle bir takım sorunlara yol açabiliyor. Uygulayıcıların daha yetkin ve basiretli olması bu sorunları ortadan kaldırıyor.
İran’da ilginç bir husus ise; hapishanelerdeki -müebbette dâhil- bütün mahkûmlar aldıkları ceza ve iyi hal durumlarına bağlı olarak haftada-ayda-iki ayda veya üç ayda bir veya iki defa evlerine çıkabiliyorlar. Bu şekilde hem ailelerinden kopmuyorlar, hem de işlerini devam ettirebiliyorlar. Aileleri de onların yokluklarından muzdarip olmuyorlar. Bunun için ev, para gibi teminat gösteriyorlar. Mahkûmun iyi niyetli davranışlarına, tutumuna göre zamanla bu teminat hafifletiliyor. Sosyal faaliyetlere katılanlara, Kur’an öğrenenlere iyi hal hükümleri uyarınca kolaylıklar, imkânlar sağlanıyor. 
MİLLİYETÇİLİK 
Farklı ırkları barındırmasına rağmen İran’da etnik milliyetçilik yok, kültürel milliyetçilik var. Ülkeyi bütünleştiren zenginlik olarak görülen farklı etnik yapıdaki insanlar kendilerini bağlı olduğu etnik kimlikleri ile tanımlıyorlar "ben Kürdüm", "ben Azeriyim", "ben Belucum", "ben Talişim" gibi etnik kimliklerini söylüyor ve kendi dillerini konuşuyorlar. Birçok şehirde farklı tarihlerde bu etnik çeşitliği gösteren festivaller yapılıyor. Hatta her yıl bir şehirde olmak üzere, üst düzey yetkililerin de katıldığı "Kavimler ve Kültürler" festivali düzenleniyor. Farklı kimliklerdeki kişiler konuşma yapıyor, kendi kültürlerini tanıtan yemekler sunuyor, kendi yerel kıyafetlerini giyip müziklerini icra ediyorlar. Ancak birlik ve beraberliği sağlamak için İranlı olmak kimliği/Fars kültür milliyetçiliği üst kimlik olarak kabul ediliyor. Fars kültür milliyetçiği var, Fars etnik kimlik tanımlaması ya da Fars etnik kimliği üzerinden bir propaganda yok. 
TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER
Yüzölçümü 1.648.000 km2 olan İran’ın nüfusu yaklaşık 83 milyon. Nüfusun %28’i Azeri. Türkler nereye giderse gitsin yabancılık çekmiyor çünkü her yerde Türkçe konuşuluyor. Türkleri çok seviyorlar. Türk olduğunu öğrenince yeni tanıdıkları insanlara bile ikramda bulunup ağırlamak istiyorlar. “Türkiye İran’la birleşse Amerika hiçbir şey yapamaz” diyorlar. Ayrıca İslamofobi gibi Şiafobi’nın oluşturulduğundan bahsediyorlar.
İran’ın Batı tehdidine karşı Rusya ve Çin ile müttefik olması, Türkiye’nin de yüzünü Batıya dönmüş olmak için ABD ve AB ile müttefik olması Enfâl Suresi 73. Ayet-i Kerimeyi bir kere daha hatırlatıyor “Kâfir olanlarsa birbirlerinin dostudur, yardımcısıdır.” Cennet mekân Necmettin Erbakan Hocam 1996’da Başbakan olduğunda ilk yurt dışı ziyaretini İran’a yapmış ve 1997’de içinde İran’ın da yer aldığı D-8’i kurmuştu. Erbakan Hocam zaten yol haritasını ortaya koydu. Artık bir an önce yapılması gereken İslam Birleşmiş Milletleri, İslam Ortak Pazarı, İslam Dinarı ve İslam NATO’sunu kurmak, içi boşaltılmış D-8’i hayata geçirmektir. Müslüman ülkeler olarak gerçek manada bir ve beraber olmak, siyonistlere ve avenelerine karşı ortak refleks geliştirmektir.
GEZİLECEK YERLER 
Kısıtlı zamanımız sebebiyle ancak gidebildiğimiz ve gezilmesini tavsiye edebileceğim, her bir manzarası kartpostal güzelliğinde olan tarihi ve turistik yerlerinin bir kısmı:
Tahran: Gülistan Sarayı, Sadabad Sarayı, İmamzadeh Saleh Camii, Tecriş Pazarı, Milad Kulesi, Borç Azadi Anıtı, Şah Abdulazim Camii ve Türbesi.
Devrimin lideri Ayetullah Humeyni’nin evi de Tahran’da. Evinin olduğu yerde halka seslendiği salon ve devlet başkanlarından Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin evi de bulunuyor. Humeyni Rafsancani’ye suikast düzenlenince kendisini burada yaşaması için davet etmiş. Bu yerler gezilebiliyor. Dikkat çeken belki de en önemli husus Humeyni’nin evinin bir örtü ile ayrılmış sadece iki odadan ibaret olması. 
Qazvin: Çehel Sütun, Hat Sanatı Müzesi, Müzeye çevrilmiş balmumu heykellerin sergilendiği hamam, İran’ın en küçük, dünyanın ise 3. en küçük Ortodoks kilisesi olan Kantur Kilisesi, tarihi evleri, Dört Peygamber Camii, Sadolsaltene Pazarı. 
İsfahan: Her yerde tarihi bina ve eski toprak evler var. İran’ın birçok yerinde olduğu gibi yeni şehri eski şehrin dışına yapmışlar. İsfahan için “dünyanın yarısı” diyorlar. İmam Humeyni Meydanı (eski adı Nakş-ı Cihan Meydanı, meydanın güneyinde Mescid-i İmam, batısında Ali Gapu Sarayı, doğusunda Mescid-i Şıh Lutfullah ve kuzeyinde tarihi çarşı Şah Kervansaray var), Sio Sepol Köprüsü, Chehel Sotun Müzesi, Zerdüştlerin 3000 yıllık tarihi tapınak kalıntıları Atashgah, 400 yıllık müzeye çevrilmiş Ermeni Vank Kilisesi, sallanan minareler Manar Jonban. 
Kashan: İsfahan’a bağlı bir ilçe ancak güzelliği ile ayrıca gidilmeyi hak ediyor. Gülsuyu üretiminin yapıldığı, doğal güzellikleriyle meşhur bir yer. Yol üstünde büyük bir tuz gölü var. Rasathane (Chartagi Niasar), Şelale, İmam Askeri Camii, Borucerdiha Evi, Tac Evi, Fin Hamamı.
Yezd: Emir Çakmak Külliyesi, Cuma Camii, tarihi çarşı, Yezd’e özel Darai ipi ile yapılan eşyalar, Yezd’in özel motifi Termeh’in yer aldığı kumaşlar ile yapılan hediyelikler, Lariha evi, Medrese-i Feyziye, Su müzesi, Devlet Abad Bahçesi, Zerdüşt Müzesi, İskender’in Zindanı, su sarnıcı.  
Karaj: Amir Kebir Barajı, ırmakları, doğal güzellikleri.
Mazenderan: Karaj’dan başlayıp dağların içinden, ırmakların ve şelalelerin yanından Hazar Denizine ve plajlara (Sitra Plajı) giden 170 km.lik yolun yer aldığı doğal güzellikleri ile meşhur bir şehir. Yer yer Şile, yer yer Bolu, yer yer de Karadeniz yollarını andıran doğal güzellikleriyle kendine hayran bırakan bu yolu görmek için bile sırf bu yolculuk yapılır.  
Kum: Kum Gölü, Hz. Masume Camii ve Türbesi, medreseler.
Ayrıca İran’ın halı, bakır, ahşap, çini, seramik gibi geleneksel el sanatları ve gez, sohan, falude, gorme sebze, abguşt, gottab, tehdik, zeytin perverde, giyma, mirza gesemi, naneli ayran, kebap gibi geleneksel lezzetleri de hayli ilginç ve güzel.
İran müziğinin melodileri de bize hiç yabancı değil. Halk müziği hatta pop müzikleri geziler esnasında seyyahlara eşlik edebilir.
İran’da ters kalp motifi şeklindeki (۵) 5 rakamı da çok hoş. 
Türkiye’den yalnız veya gruplar halinde İran’ı gezmeye gelen kadınlar da var. Bunların içinde daha önce gezemedikleri yerleri görmek için tekrar gelenler de bulunuyor. Hepsi de güvenli bir şekilde geziyorlar. Hatta Türkiye’den ailece gelip araba kiralayarak İran’ı gezenler bile var. İran’ın kötü bir yönü derseniz, evet var; Türkiye’ye gelenler gibi bir giden tekrar gidip henüz gezip görmediği yerleri görmek istiyor.














Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV