Yunanistan’ın eski Dışişleri Bakanları’ndan Teodoros Pangalos ülkemize karşı ahmakça ve düşmanca tutumu ile Türkiye’de “Dangalos” olarak tanınmıştı. Dangalos’un marifetlerinden bazıları şunlardı;
- Türkiye’yi “ırz düşmanı, hırsız ve kanlı çizmeleriyle Avrupa yolunda ilerlemek isteyen bir ülke” olarak tarif etmişti,
- Kardak krizinde Türkiye’ye karşı çok sert bir tavır sergilemiş, çözüm için Lahey Adalet Divanını teklif etmişti.
- İnsan hakları konusundaki Türk politikalarını “Hitler’in politikalarına” benzetmişti,
- Öcalan krizinde önemli rol üstlenmiş ve Atina’ya gizlice giren terörist başını kurtarmak için Kenya’ya gönderip Nairobi’deki Yunanistan Büyükelçiliği ikametgâhında 12 gün saklamıştı,
Şimdilerde Dangalos’un İsrailli kardeşi Danny Ayalon ile karşı karşıyayız. O da şimdiden “Avalon” diye tanınmaya başladı.
Avalon, Türk TV dizilerindeki bir kısım İsrail aleyhtarı sahnelere sebep, İsrail Büyükelçimizi aşağılamaya çalışır iken bunu yüzüne gözüne bulaştırdı. Bir yandan Türkiye korkusu ile resmen özür diler iken diğer yandan yine Türkiye aleyhinde homurdanmaya devam ediyor.
Burada asıl sorgulanması gereken, büyükelçinin bu olay karşısındaki tavrıdır. Büyük bir temsil zafiyeti olduğu görülüyor. Bütün aşağılamalara rağmen hala sırıtan -tebessüm değil- bir büyükelçi Türkiye’yi nasıl temsil edebilir? Bu sırıtma öyle dikkat çekici idi ki Avalon bile gazetecilere “biz gülmüyoruz” derken eli ile büyükelçimizi gösteriyordu. Büyükelçi kapıda bekletildiğinin, kendisi ile tokalaşılmadığının, karşısındakilerin suratlarının asık olduğunun ve alçakta oturtulduğunun farkına varmadı mı? Beden dilinden hiç mi anlamıyor? Bütün bunlara rağmen neden sürekli sırıtıyordu? Niçin Dışişleri Bakanlığı ile istişare etmeksizin, kendisinin nezdinde Türkiye’yi aşağılayanların istediği şekilde davranıp söz konusu diziyi kınamıştır? Büyükelçi kendisini savunmak için, Avalon’un tokalaşmayacağını söylediği cümleleri İngilizce söylese idi gereken tepkiyi vereceğini söylüyor. İyi ki İngilizce söylememiş! Yoksa halleri nice olurdu? İsrail’e büyük geçmiş olsun!
Büyükelçi ve kendisini oraya tayin eden Dışişleri Bakanlığımız başarısız olmuştur. Hiçbir bahane arkasına saklanamazlar. Olay, daha orada büyümeden, Büyükelçinin dirayeti ile hallolabilirdi. Nasıl olurdu, ne yapılabilirdi denildiğinde tarihteki örneklerin incelenmesi yeterlidir.
Tarihimiz pek kıymetli devlet adamları ve onların hatıraları ile doludur. Nice elçilerimiz hükümdarlara bile gereken cevapları vermiş, devletin ve milletin onuruna dokundurmamıştır.
Dışişleri Bakanlığı maalesef hala monşer anlayışının hâkim olduğu, bürokratların hükümranlığını sürdürdüğü bir bakanlık. Milli ve manevi değerlere bağlılığı ile bilinen, tarihi de iyi bilen Dışişleri Bakanımız özellik ile büyükelçiler başta olmak üzere monşer zihniyetli bürokratları bir kenara almalı ve Türkiye’nin değerlerini, şahsiyetini koruyabilecek, cesur, kıvrak zekâlı kadrolar ile yoluna devam etmelidir.