07 Aralık 2019 Cumartesi

İlk Kadın Vali Oldu Ama Çiller'den Destek Görmedi

08 Kasım 2013, 10:45
İlk Kadın Vali Oldu Ama Çiller'den Destek Görmedi
 Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Çankaya Köşkü’ndeki bir kahvaltı sırasında Semra Hanım’a dönerek “Bir kadın valinin benim dönemimde atanmasını çok istiyorum. Bu, Türkiye’nin siyasi tarihi için çok önemli bir adım olacak. Ancak bu önemli görevi üstlenecek kişiyi seçmek kolay değil. Ne dersin, Semra Hanım?” diye sorar. Semra Hanım da isabetli bir karar olacağını düşünerek Özal’ın bu fikrine destek verir. O sabah kahvaltıda bulunan Özal ailesinin doktoru Cengiz Aslan ve eşi Nilgün Aslan ile Cumhurbaşkanı Danışmanı Can Pulak da oldukça heyecanlanır ve bu makama kimin getirileceği üzerine düşünmeye başlar. Kahvaltı sonrasında Semra Hanım bir kişinin ismini zikreder: “Boğaziçi Üniversitesi öğretim görevlisi Lale Aytaman.” Ve Türkiye’nin ilk kadın vali atamasının tohumları o gün bu sohbet sırasında atılır.

Lale Aytaman, Türkiye’nin ilk ve hâlen tek kadın valisi. 1991’de Muğla Valiliği yapan, bir dönem ANAP milletvekilliğinden sonra siyasete veda eden Aytaman, aynı zamanda eski başbakanlardan Nihat Erim’in yeğeni. Görev yaptığı yılları, ‘İğneli Koltukta Dört Buçuk Yıl’ ismiyle kitaplaştırdı. Görev yaptığı Muğla’dan ve halkından kopmuş değil. Bir süre önce, Muğla’ya bağlı Çomakdağ köyündeki kadınların portrelerinin sergilendiği Ankara’daki fotoğraf sergisini ziyaret ederek vefa borcunu ödemişti. Biz de ilk kadın valimizle siyasi anılarını, ailesini ve neden hâlâ kadın vali atanmadığını konuştuk.

BABASI, ANNESİNE LALE GÖNDERİNCE…

Dr. Abdullah Köseoğlu ve Mukadder Raif Erim çiftinin ilk çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya gelir Lale Köseoğlu. Mukadder Hanım apandisit ameliyatı olduğunda Abdullah Bey’in kendisine gönderdiği laleler, gün gelir çiftin kızlarının ismi olarak kayıtlara geçer. Baba Köseoğlu tıp fakültesini bitirince Ankara’ya taşınır aile. Dört yaşına kadar önce Bahçelievler’de, sonra Kocatepe yakınlarındaki evde otururlar. Baba Abdullah Bey, asistan maaşı az olduğundan ek gelir elde etmek için hem Mülkiye’de hem de futbol maçları sırasında stadyumda doktorluk yapmaktadır. Dayısı Nihat Erim ise o dönemler yıldızı parlayan genç bir siyasetçidir. Sıhhiye Sağlık Sokak’taki evlerine dayısını görmeye giden Lale Hanım o yıllarda tanışır siyasetle. CHP’nin ünlü simalarının, İsmet Paşa’nın, Mevhibe Hanım’ın ismi hafızasına bu sayede yerleşir.

Kısa bir süre sonra babasının tayini dolayısıyla İzmit’e taşınır aile. Baba Abdullah Bey, CHP’nin çeşitli kademelerinde görev alarak politikaya atılır. İlçe, il başkanlığı gibi çeşitli görevlerden sonra Kocaeli senatörü olur. Lale Hanım babasının kendisine daima özgüven veren biri olduğunu, kız-erkek çocuk gözetilmeyen bir ailede büyüdüğü için yolunun baştan açılmış olduğunu anlatıyor: “Dedem Raif Bey, Kandıra’da Millî Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucularından. Eski Dışişleri Bakanı Turan Güneş ise teyzemin eşinin ağabeyiydi. Yani etrafımdaki herkes politikayla ilgilenen, güncel olayları takip eden insanlardı. Dolayısıyla politikanın içinde doğdum. Türkiye’de olan biten evimizde gece gündüz tartışılır, o olayların içinde olan insanlar evimize gelir giderdi.”

-Babanız da, dayınız da siyasetin içindeydi. Siz kendinize kimi örnek aldınız?

İkisi de farklı politikacılardı. Dayım, uluslararası hukuk alanında kendini yetiştirmiş, siyasette deneyimli, daha global politika yapan biriydi. Babam ise insanlarla iç içe, birebir politika yapardı. Babamın tarzını çok severdim. Kendimde ikisini de buluyorum.

-Siz siyaseti düşünmüyor muydunuz?

Düşünmedim. Çünkü tahsil hayatımın çoğu yurtdışında geçti. Sonra eşim (emekli büyükelçi Reha Aytaman) diplomat olduğu için yurtdışında yaşadım. Siyasi alanda ülkemizde üzücü pek çok olay yaşandığı için siyaseti düşünmedim. Ailemizde de sonuçta felaketler yaşandı. Dayım, ülkesini seven demokrat biriydi. Ama öyle bir dönemde başbakanlık yaptı ki kendisinin de arzu etmediği birtakım gelişmeler neticesinde, belki de normal koşullarda imza atmayacağı tedbirlerin alınmasına vesile oldu. Sonunda da vurularak öldürüldü. Böyle bir sona layık değildi. Benim için hem valilik hem siyaset biraz emrivaki oldu.

-Valilik teklifi nasıl geldi?

Yurtdışında Bangkok’a yaptıkları resmî gezileri sırasında Özal ailesiyle tanışmıştık. Kadın vali ataması gündeme gelince ismim zikredilmiş. Bir gün evde otururken telefon çaldı ve İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli aradı: “Uzun incelemelerden sonra sizi Türkiye’nin ilk bayan valisi olarak atamaya karar verdik.” dedi. Biri şaka yapıyor zannettim.

-Neden?

Valilik mertebesine gelecek bir kariyerden gelmiyordum, üniversitede hocaydım. O güne kadar valiliğin Mülkiye mezunu, kaymakamlıktan yetişmiş kişilerin harcı olduğunu düşünüyordum. Bu yüzden, teklif geldiğinde çok şaşırdım. Niye ben diye düşündüm.

KADIN VALİ İÇİN SİYASİ İRADE GEREKLİ

Lale Aytaman’ı 47 yaşında aldığı bu teklif bir hayli şaşırtır. Kalemli, o gün telefonu kapatırken, hükûmet güvenoyu alıp başbakan açıklamayı yapıncaya kadar teklifin eşinden başka kimseyle paylaşılmamasını söyler. Birkaç gün sonra Kalemli’den ikinci bir telefon daha alır Lale Hanım. Kararını verip vermediğini sorar. Lale Hanım, bu tekliften onur duyduğunu söyler ancak kendisinden ayrılmak istemeyen oğlunu ikna edemediğini anlatır. Birkaç gün sonra Kalemli, Aytaman ailesinin evini ziyaret eder: “Oğlumu yanına oturtarak şöyle dedi: Annene milyonda bir kadına nasip olacak bir görev teklif edildi. Annen Türkiye’nin siyasi tarihine geçecek ve senin çocukların, torunların dahi annenin adını kitaplarda okuyup onunla övünecek. Sen rıza göstermezsen annen bu şerefli görevi kabul etmeyecek.” Lale Hanım’ın oğlu bu sözlerden sonra “Annem bunu yapabilir” sözleriyle destek verir ve Lale Hanım valilik teklifini kabul eder. Ancak bir misyon olarak kabul ettiği, devamının geleceğini düşündüğü bu görevden sonra kadın vali atanmaz Türkiye’de.

-Sizden sonra kadın vali yok...

Benimle birlikte açılan yol kapandı. Bu görevi bir örnek oluşturmak için üstlendim. Ömür boyu valilik yapmak gibi bir programım yoktu. Bu işi iyi yaparsam devamı gelecek diye düşündüm; ama olmadı.

-Kadın kaymakam konusunda oldukça şanslıyız; ama 81 ilde kadının hâlâ adı yok. Sadece dört kadın vali yardımcımız var. Onlar adına umutlu musunuz?

İlk kadın kaymakam adayları benim dönemimden itibaren atanmaya başladı. Yani 1991’de, şimdi 2008’teyiz. Hâlâ kadın vali yok! Vali yardımcılığına kadar gelmiş kadınlarımız vali olsunlar isterim; ama çok umutlu değilim. Valilik biraz da politik bir atama, o aşamayı kadınlarımızın geçip geçmeyecekleri siyasi iradeye bağlı. İlk kadın bakan Türkan Akyol da dayımın döneminde atanmıştı. Lafta kadınlara çok değer veriliyor; ama neden kadın, sadece kadından sorumlu devlet bakanı oluyor? Fransa’da ekonomi bir kadının eline verilmiş.

-Türkiye, kadın validen sonra ilk kadın başbakanla, Tansu Çiller’le tanıştı döneminizde. Bunun da devamı gelmedi. Kadınlar siyaseti beceremiyor mu?

Siyasetle kamu görevini karıştırmayalım. Siyasette partiniz arkanızdadır. Ancak kamu görevinde, hele valiyseniz bulunduğunuz yer hata götürmez. Aksi takdirde hemen görevden alırlar, aldırtırlar. Beni atayan hükûmet atanmamdan birkaç ay sonra değişti. Üç hükûmet değişikliği oldu dönemimde. Genelde her siyasi iktidar kendisine yakın olan isimleri vali olarak atar. Halkın desteğiyle dört buçuk yıl o görevde kaldım.

-Erkeğin kadına siyasette bakış açısını az çok kestirebiliyoruz; ama kadının kadına siyaseten bakış açısı nasıl?

Kadın kadına maalesef yeterince destek vermiyor. Kadının elde edebileceği pozisyonlar o kadar az ki... Bir yere gelmişseniz orayı korumaya bakıyorsunuz. Bir koltuk kapma yarışı var, Batı’da bu yok. Ben siyasette hayal kırıklığına uğradım.

-O dönem bir kadının başbakanlık koltuğuna oturması sizi memnun etmiştir. Ama durum çok da beklediğiniz gibi olmamış.

Çiller de bir kadın başbakan olarak zor bir görevi üstlenmişti. Onun öncelikleri arasında kadın sorunları, kadınları destekleme, kadınlarla dayanışma olamadı sanıyorum. Bu anlamda da Tansu Çiller’den destek görmedim. Ben olsam, bir kadın bir yerde tek başına görev yapıyorsa, ona destek olurdum.

-Çekememezlik gibi bir durum mu var?

Çekememezlik abartılı bir söz; ama desteklemiyorlar. Tansu Hanım’la da özel bir diyaloğumuz olmadı. İki kez görüştük. Bodrum Havalimanı’nın temel atma töreninde ve bütün valileri davet ettiği Başbakanlık Konutu’nda. Bulunduğum köşeye doğru yaklaşırken beni fark etmesine rağmen birkaç adım kala sırtını dönerek salona geçti.

Lale Hanım valiliği boyunca Muğla için önemli yatırımlara imza atar. Muğla Üniversitesi’nin kuruluşu, Bodrum Havaalanı’nın yapılması, turizmin gelişmesi, termik santrallerle ilgili sorunlar, kadın istihdamının geliştirilmesi, dokumacılık onun sayesinde gündeme taşınır. Fakat, muhtelif vali kararnamelerinde tayin edilecekler listesinde ve bazı siyasi çekişmelerde isminin zikredilmesi canını sıkar. Yılmaz’ın 1995’te yapılacak seçimlerde ANAP’tan milletvekili olmaya davet etmesi onun hayatında yeni bir sayfanın daha açılacağının sinyalini verir: “Çevremdekiler artık siyasete girme vaktimin geldiğini düşünüyordu. Mehmet Ağar, Ünal Erkan, Hayri Kozakçıoğlu gibi bürokratların istifa haberleri geliyordu. Ben hiçbir girişimde bulunmamıştım. Görevimi severek yerine getiriyordum; ama biliyordum ki artık bu misyonumu tamamlamaktaydım.”

-Milletvekilliği de emrivaki mi oldu?

Evet. Adaylık başvurularının sona erdiği gün Mesut Yılmaz aradı. Ben de siyasilerin benimle uğraşmalarından hayli yorulmuştum. Son dakikada istifa dilekçesini göndererek aday oldum.

-Devam etseydiniz sizden sonra kadın valilerin arkası gelir miydi?

Belki. Kamuoyu buna hazırdı çünkü. Yılmaz bana milletvekilliği teklif ettiğinde, “Ben çekilirsem kadın vali kalmayacak.” dedim. Yılmaz, “Biz iktidar olacağız ve kadın valiler atayacağız.” dedi. O sözü alınca kabul ettim. Sonra iktidar olundu; ama devamı gelmedi. Bu durum siyasi iradenin olmayışı ve kadınların talep etmemesine bağlı.

-Kitabın ismi neden İğneli Koltukta Dört Buçuk Yıl? Valilik iğneli bir koltuk mu?

Kalemli, “İğneli bir koltuğa oturuyorsunuz, umarım başarılı olacaksınız.” demişti. Gerçekten rahat değildi; vatandaşların desteğiyle o koltukta çoğu şeyi başardım.

DAYIMIN ÖLÜMÜ HÂLÂ AYDINLANMADI

-Dayınız Nihat Erim 70’lerde ve muhtıra sonrası başbakanlık yaptı. Sonra öldürüldü?

Bu konuya pek girmek istemiyorum. Dayım memlekette hem asker gölgesi hem de karışıklıkların olduğu bir dönemde başbakanlık yaptı. Vurulduğunda annemlerin yazlığındaydık. Radyodan “Eski başbakanlardan Nihat Erim öldürüldü!” anonsunu duyunca beynimizden vurulmuşa döndük. Böyle bir şey beklemiyorduk. Çünkü aktif siyaset hayatı bitmiş, kabuğuna çekilmişti. Yine de korumaları vardı; ama tesadüf o gün korumaların bazıları yoktu! Hâlâ aydınlığa çıkamamış tarafları var bu olayın.


EVREN YÜZÜNDEN ARABA KULLANMAYI BIRAKTIM

“1978’de Ankara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi’nde Almanca dersleri veriyordum. Dersten sonra otomobille eve dönerken Atatürk Caddesi’nde siren sesleri duymaya başladım. Motosikletli ve otomobilli polisler sonuna kadar açtıkları megafondan sürücüleri kenara çekilmeleri için ikaz ediyorlardı. Siyasi ortam hâlâ gergindi ve ortalığı savaş yerine çeviren bu ses sinirimi bozdu. Acele edip kenara çekileyim derken yokuşun ortasında motor boğuldu. Polisin biri “Delirdin mi kadın! Ne yapıyorsun? Çek arabanı kenara!” diye üzerime gelince yardım etmesini istedim. Söylene söylene bindi, arabayı kenara aldı. Evren Paşa da yanımızdan eskortu ile geçti. Bu olay beni çok etkiledi. Aylar sonra yeni alışmaya başladığım otomobil kullanmayı bu olaydan sonra bıraktım. Bunu daha sonra Evren Paşa’ya da anlattım.” 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    ARŞİV