05 Haziran 2020 Cuma

İkircikli Damlalar

04 Kasım 2014, 17:10
İkircikli Damlalar
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)
İlk algı, için için ikirciklendirmez mi içi ya yanlışsa diye? İkirciklendirmezse eğer, nasıl gözüküyorsa öyle kabul edilmez mi, göründüğü gibi olmasa da ya da olduğu gibi görünmese de o şey? İlk algılanan, hangi yansımanın duyumsanışıdır? Özün mü yoksa dışın mı? Cilanmış dışlar, saklıdaki özlerin sözleri olabilir mi? İlkten hüküm, peşin hüküm sayılmaz mı daha yeni tanınmış bir şey, bir kişi karşısında? İçini bilmediğimizin dışı ne kadar rehber olur doğru yargıya? Doğrusu, yaftayı ilkten mi basmaktır, biraz ölçüp tarttıktan sonra mı? Doğrusunu yapıyor muyuz içimiz rahat peşin peşin hüküm verirken? 

Bizdeki eğilim ne mi birini, bir şeyi yaftalarken? Gözü kapalı ve aceleci. Düşünüp taşınmadan. Eğrisini doğrusunu ölçüp tartmadan. İlkten hep. İlk duyumsanan bizce hep en doğruyken “Ya öyle değilse” olasılığı hiç akla gelmez.  Hem kendi doğamızdan hem de yeşerdiğimiz ortamımızın doğasından mı böyledir acaba aceleye gelmiş kanılarımız? Akdeniz sıcaklığında, Akdeniz kanıyla mı vardık evecen kanılarımıza? 

“İyi bir kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur” denmemiş mi, bu sözün  başka anlatmak istediklerinin yanı sıra ilk algının son yargı olamayacağına ilişkin? İyi kıyafetin içinde hep iyi kişilikler, iyi kalpler, iyi niyetler, iyi insanlar mı dolaşır? Yoksa dolaşık, karmakarışık, dolambaçlı huylar iyi kıyafetler ardına mı saklanır? İyi kıyafetli insanlar, çoklukla çoook iyi görünen yerlerde bulunur, oralarda gezer. Sersefil gözüken bağrı yanıklardan daha mı iyidir bağrında taşıdıkları? Kıyafet iyiyse, kılıksız bilgeden daha mı yeğdir kara cahil?

Daha en ilkten kestirip atılabilir mi birinin nasıl bir kişi olduğu? Birinin nasıl bir insan olduğunu anlatmaya nasıl yeter birkaç saniye, birkaç dakika, birkaç saat, birkaç gün ya da ay? Hatta yıl? İyi iyi konuşulmaz mı ortada ortak dağarcıklar, çıkarlar yokken birileriyle? İyi iyi bakmaz mı gözler, kendi kalbine, kesesine, ruhuna dikenimsi bir şey değmedikçe? Pıtraklara rastlamadıkça… Düz yolda. Düz yolda, düz gider yolcular…

Ya sarp yollarda nasıl bakar düzlerde iyi bakan gözler? İyi konuşan diller neler söyler dikenler çıkınca yola? Yollarına gül dökülmeye alışmışsa bir de. Ya da en azından beyaz papatyalarla dolu olmasını isteyip durmuşsa  geçtiği yerlerin.

En baştan söylemek nasıl mümkün olur iyi mi değil mi bilinmedik birine, “İyi” ya da “kötü” diye? Yanılmak çokça başa gelirken hem. Yanlışların önderliğinde gidilir yanılgılara. Yanılgılar, yakıcıdır. Yaka bağır yırttırır doğru bellenmişler,  ne menem yanlış oldukları anlaşıldıklarında.

En ilkten yalanı yanlışı bilebilip de yanlıştan ırak olmak olgunluğu öyle kolay değildir. Yanıltan ilk algının üstüne ne algılar edinmeli ki maskelerin gerçek yüzler değil maske oldukları anında anlaşılsın? İyi kıyafetlerin içinin sadece iyilerce doldurulmadıkları unutulmasın? Işıltılı, parıltılı salonlarda yaldızlı kanepelere oturmanın yaldızlı ruhlar olmaya yetmediği özümsensin? Aslı, içte saklıdır özün. İçine girilsin o halde birinin, bir olgunun cilası, çerçevesi olan dış görünüşten asıl öze doğru. Girilebildiğince elbet. Görüntüyle aslın aynı olup olmadığı duvarlar aşılabildiğince, kapalı kapılar aralanabildiğince, mesafeler kapatılabildikçe anlaşılmaz mı?  Gerçi soğuk maskelerle koyulan mesafeler, saklanmak için en iyi korunaklardan biridir kalkan edasıyla; eğer maskeli hayatlar, hayatın anlamıysa birileri için. Böyle hayatlarda maske, yüzdür; asıl yüz ise maskenin önüne hiç çıkmaz, o biri kendi kendine kalmadıkça.

Ne kadar isabetli okuruz daha ilk görüşte bir bakıştaki pırıltıyı? O pırıltının düştüğü yere yangın saçacak bir kıvılcım olup olmadığını kaçımız anlayabilir? Ya da öfkeli, bezgin, yorgunluk gözlerinin altına torba torba oturmuş bir bakıştaki yılgınlığın ne anlama geldiğini nasıl çözeriz? Hadi sevgi dilenen bir bakışsa o öfkenin ardındaki. Ve biz sadece öfke görebiliyorsak o  hiç kendisine uzanan el görmediğinden her şeye kızgın gözlerde, sözlerde, hallerde? Kimde arayacağız o zaman hatayı?

Kendi dünyasından öte dünyalara aklı ermeyenlerce başka dünyaları anlamak ne kadar mümkündür? İlk bakışta bir de üstelik? İlk bakıştan sonraki bilmem kaçıncı bakışta hatta? Dünyayı anlayabilecekler mi böyleleri, iklimiyle, ötesiyle berisiyle? Kendi hatalarını, noksanlarını, kusurlarını, ya peki? O kusurlardan, hatalardan kaynaklanan kayıplara yol açacak kararlarını, tutumlarını nasıl değerlendirilecekler hatırlı sığlıklarıyla? Sığ olduklarını bilmeksizin denizlerin en derinlerine kafa tutarken başlarına neler geleceğinden çok başlara neler getirebileceklerini nasıl kavrayabilecek sığlıktan başka derinlik bilmeyenler? Dahası nasıl anlatılabilecek o kendi dünyalarının içindeki her değerin en doğru uç olduğunu kabul edip, burunları doğrultusunda gidenlere sığlıkları. Derinlik nedir hiç görmemişken, derinlere hiç dalmamışlarken onlar?

Kendi dünyalarını dünyanın ta kendisi sanırken herkesin bir dünyası olduğunu ve o herkesin de tek bir dünyada yaşadığını anlamak için ömürleri yetmeyenlere boyutlar, renkler, sonsuzluk nasıl anlatılabilecek? Ne bellediyse şimdiye dek doğrusu o, ne yaparsa en iyisi o sananlara onlarca beynin beyin fırtınası sonucunda bir karar alabildiklerini anlatmaya kalkmak, güneşi elle tutmak gibi değil midir?

İlkten yanılmak, sonralarda yine yine hep yanılmak… Yaka yaka yanılmak. Ne yanan ne ateşlere düşen olmadan yanılmak… Yanmanın sonu küldür. Kül, artık ne ağaçtır ne orman. 

İlk yanılgı, son yanılgı olduğunda o ilk yanılgı en hasından  erdem olur. İlk yanılgı, uydurulan sebeplerle hep geçiştirilirse  yakıcı olur. 

İlk bakışta ya da sonra, yanılmak neden olmasın bizler için? Yanılmak da insanca. İnsan doğasında. Yanılgıya düşenin hatasını, aldandığını ve bu yüzden de istemeden aldatan durumuna düştüğünü bilebilmesi, erdemin ta kendisi. İnsan olmanın, davranışlara atılan imzasıdır kendini bilmek. Ruhun olgunluğunun tek ve kesin göstergesidir. Arınmışlığın, kendisiyle de her şeyle de barışıklığın ta kendisidir. Hatayı kabul etmek, tamirin başlangıcı demek. Amma velakin kusurun kendinde olduğunu kabul edebilmek olgunluğuna erişmek öyle ha deyince olunan bir şey mi? Değil elbet. Kabahatler, samur kürk de olsa giyilmezmiş… 

İlk bakışta, göze çarpan ilk şeyle bir insanı, bir olguyu değerlendirmek, değersizdir. Dış görüntüyle, salınışla, ahkam kesişle, atıp tutuşla kültürel derinliğin hangi kıyılara kadar vurabildiğiyle, heybedeki birikimle değil de keyfe göre, istediğince, işine geldiğince tutumlardan şaşmayanlar karşısında doğrulardan şaşmak, aldanmacaların en iflah olmazıdır. Aldanmak ne kelime, kendini aldatmaktır alasından. Her aldanma, bir gün anlaşılır. O anlayış, güller içinde, çayır çimen arasında olmaz.

Maskeli olabileceği varsayılmadan birinin, bir sözün, bir yaklaşımın, bir olgunun sırf uyandırdığı seher yeli gibi tatlı esen  izlenime aldanıp peşin hüküm vermektense, hüküm vermek için biraz  sabırlı olup ikircikte kalmak yeğdir o halde. Seher yeli, kasırganın ilk adımıyken tatlı eser, de maskesi çıkınca seher yelliği kalmaz. 

Gelgitli dalgalanmalarla ikilemlere düşmek, bazen iyidir aldanmaktansa. Hayatın her anında, her olayda değil belki; ama ilk bakışta izlenim edinmek yatkınlığında olduğumuzda ikircikli dalgalanmalar  bizim için de iyidir, çevremiz için de iyidir. Dalgalar, doğru kıyıları bulup vurana kadar.
 (Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 28.10.2014
Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 1 yorum mevcut

    • usu 6 yıl önce yorumlandı

      bence de.. düşünmek böyle de doğal birşey... hayret edilecek bir durum hiç değil.. insanız nihayette, başka işimiz ne? fikrinize sağlık...

    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK OKUNANLAR
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    ARŞİV