16 Aralık 2019 Pazartesi

Hülya Koçyiğit:``Biz Gerçekten Masumduk`

08 Kasım 2013, 09:39
Hülya Koçyiğit:``Biz Gerçekten Masumduk`
 

Hülya Koçyiğit Turgut Özal’la neler konuştu? Kızı ve torunlarının adları neden ‘şah’la bitiyor? Türkan Şoray kanunları onu da bağlıyor muydu? En çok hangi yönetmenden etkilendi? En sevdiği şarkı hangisi? Evliliğinin 40. yılında ne hissediyor?

Hülya Koçyiğit... Sinemamızın en çok filmde başrol oynamış, en çok ödül almış, en çok ağlayan, en masum kadın oyuncusu. Etiler’de bir kafeteryanın bahçesinde buluştuk. Biraz heyecanlandım fakat belli etmedim. Direkt konuya girdim.

Filmlerde çok ağladınız...

Çok... Beni çok ağlattılar (Gülüyor.)

Ağlamak kolay iş değil. Belki dünya sinemasında sizin kadar ağlayanı yoktur.

Olabilir gerçekten de. Ağlamak kolay değil, evet ama insan istediği zaman gülemiyor da. Hayatta keyif alınacak şeylerden ziyade acı var. İnsanlar da yoksul, çaresiz ve bilgisiz.

Ediz Hun Anavatan Partisi’nden siyasete atıldı. Siz de aynı partiden siyasete girmeyi denediniz. Nasıl oldu siyaset maceranız?

Rahmetli Turgut Özal bir gün beni aradı ‘Hülya hanım sizi milletvekili olarak görmek istiyorum’ dedi. ‘Fikirlerinizi, sosyal çalışmalarınız biliyorum, filmlerinizi beğeniyorum, aile hayatınızı, istikrarınızı takdir ediyorum’ dedi. Ben çok şaşırdım.

Ne dediniz Özal’a?

‘Ben siyasetin içinde olamam, siyaseti ancak eleştiririm’ dedim. ‘Fedakarlık ve öncülük yapmanız gerek, bu bir görevdir’ dedi. Çok ikna ediciydi. Anavatan Partisi’nin kazanması epey zor bir bölgeden aday gösterilmiştim. İzmir 4. bölge olarak geçiyordu. Kazanamadım.

KIZIMIN ADI SULTANDAN

Yazar Kerime Nadir ‘Romanlarımdaki kadın başkarakterleri sanki seni hayal ederek yazmışım’ demiş size, doğru mu?

Doğru. Kerime Nadir romanlarını, ortaokuldayken heyecanla okurdum. Sonradan o romanlardan uyarlanan çok sayıda filmde rol alacağım aklımın ucundan geçmezdi tabii. Acı dolu aşklarına ağladığım kızları canlandırdım.

Kızınızın adı Gülşah. Torunlarınız Neslişah, Aslışah. Nedir bu ‘şah’ nakaratı?

Gülşah, babaannemin adıydı. Neslişah’ın adı Neslişah Sultandan (Sultan Vahdettin’in torunu) geliyor. Neslişah Sultanla 30 yıl önce Kuşadası’nda tanıştık. Çok güzel ve saygı duyduğum bir hanımefendi. Sordum, ‘Torunuma adınızı versem ne dersiniz?’ diye. ‘Tabii, sevinirim ama ağır bir isim’ dedi. Aslışah’ın adını da aile içinde oybirliğiyle vermiştik.

Eski filmlerinizi seyrederken ne hissediyorsunuz?

Hüzünleniyorum. Hoşuma da gidiyor. Kendi kendime ‘Yarabbi, bu ne temiz, ne dupduru bir hayat. Biz meğer ne kadar başka bir dünyada yaşıyormuşuz’ diyorum.

1963’te Ses dergisinin sinema konulu yetenek yarışmasına katıldınız, Ajda Pekkan birinci oldu, siz de ikinci...

Hayır, ikinci yoktu. Sadece bir kişi seçildi, o da Ajda Pekkan’dı.

Siz o yarışmada hiçbir şey olmadınız mı?

Hayır, vallahi olmadım!

E n’oldu sonra?

O yarışmada beni tanıyan film yapımcıları bütün anlaşmaları benimle yaptılar. Çünkü ben tiyatro eğitimi alıyordum o sırada.

Babanızı çok erken kaybettiniz...

Babam, 1963’te Susuz Yaz’ı seyretti ve o hafta vefat etti. 39 yaşındaydı.

Ne demişti filmi gördüğünde?

Babam ‘Bana söz ver’ dedi ‘en iyisi olacaksın. Bir şey daha rica ediyorum, soyadını değiştirmeyeceksin. Erkek çocuğum yok, bu benim için çok önemli’ dedi, 45 yıl önce.

2006 yılında Van’da küçük bir kız çocuğu kuş gribinden öldü ve adı da Hülya Koçyiğit’ti, adaşınız.

Gayet iyi hatırlıyorum, çok etkilenmiştim. ‘Hülya Koçyiğit öldü’ ifadesi de, küçük bir kızın hayatını kaybetmiş olması da beni cidden sarsmıştı.

‘Sinema sanatçısı olmasaydım öğretmen olurdum’ demişsiniz.

Dedim. İlkokulda öğretmenime hayrandım. İlkokul yıllarımı hiç unutmadım. Filmlerde öğretmen rolü de oynadım. Eğitim kampanyalarına elimden geldiğince destek olmaya gayret ettim...

EVLİLİK ÇOK ZOR BİR ŞEY

1968’de evlendiniz. Nasıl geçti son 40 yıl?

(Gülüyor.) Büyük bir dayanışma içinde geçti...

Evlilik zor bir şey değil mi yani?

Haklısınız, zor, evlilik çok zor bir şey, çok zor...

40 yıl uzun bir süre, evliliğiniz artık ömür boyu devam eder herhalde...

O belli olmaz. (Gülüyor.) Hiçbir şeyin garantisi yok hayatta.

Ciddi misiniz?

Tabii.

Fakat...

Hiçbir şey için ‘Bu benimdir’ diyemezsiniz, ‘sahibiyim’ diyemezsiniz. ‘Güvenme güzelliğine bir sivilce yeter / Güvenme servetine bir kıvılcım yeter.’

A-ha?

Yaaa. 40 sene sonra da olsa hala birlikteliği taze ve güzel tutabilmek için çaba sarfetmeniz gerekir.

Eskisi kadar yoğun çalışmıyorsunuz...

Son yıllarda yeterince üretemiyoruz. Yaptığımız işler de reyting kaygıları yüzünden izleyiciye ulaşamadan kayboluyor. Çok üzülüyorum. Selim de bana ‘Hülya lütfen artık tamamen bana ait olmanı istiyorum’ diyor. (Gülüyor.)

Tüm büyük yönetmenlerle çalıştınız. Orhan Aksoy, Memduh Ün, Ertem eğilmez, Metin Erksan... En çok hangisi etkiledi sizi?

Hepsinden çok şey öğrendim. Bana ne iş yaptığımı, nasıl bir ülkede yaşadığımı, bu ülkedeki yerimi ve vazifelerimi ilk öğreten kişi ise Lütfi Akad oldu.

HAKKIMI HELAL EDİYORUM

1976 - 1987 arası 11 yıl sahneye çıkıp şarkı söylediniz?

Evet. Türk Sanat Müziği söylüyordum.

Neden albüm yapmadınız?

Yapmadım. Fakat TRT için konser kayıtları çekilmişti.

En sevdiğiniz şarkı hangisi?

Akşam oldu hüzünlendim ben yine.

AK Parti kapatılmadı, ne diyorsunuz?

Ben demokrasiden yanayım. Hükümetlerin seçimle gelmesi ve gitmesi gerekir. AK Parti’nin birçok icraatını takdir ediyorum, bazılarını da tam onaylamadığım olmuştur. Hiçbirimiz aynı değiliz ama ortak yönlerimiz o kadar çok ki, onları sağlamlaştırmalıyız.

Dönüp geçmişe baktığınızda.

Hakkımı, emeklerimi helal ediyorum. Değdi. Çünkü çok çalıştım, Türkiye’nin her yerinde filmler çektik fakat karşılığında da sevgi, saygı, alkış, güler yüz ve sevinç aldık.

Para... Para almadınız mı?

Büyük paralar almadık.

70 milyon seveniniz var ve büyük para kazanmadınız.

Türkiye’nin şartları düşünüldüğünde tuhaf değil. Bir profesöre verilen maaşı düşünün...

Rabia filmini çekerken kör oldum!

Filmlerinizde başınıza çok ilginç şeyler gelmiş olmalı?

Öyle. At mı tepmedi, yılan mı sokmadı, bileğim mi kesilmedi, ohoo neler neler oldu. Rabia isimli filmi çekerken müthiş bir kaza geçirdim. Işıklandırmaların önündeki, ültraviyole ışınlarını filtreleyen cam kırılmış. Biz fark etmeden devam etmişiz çalışmaya. Eve gittiğimde eşim ‘Nerede çalıştınız siz, yüzünün bir tarafı yanmış?’ dedi. Aynaya baktım, hakikaten öyle. Bir müddet sonra gözlerim yanmaya, kaşınmaya ve yaşarmaya başladı. ‘Allah Allah?’ dedim ve gidip uyudum, ertesi sabah erkenden iş var çünkü. Gecenin bir yarısı feryat figan ‘Yanıyorum!’ diye ağlaya ağlaya uyandım. Ve hiçbir şey göremiyordum! Daha doğrusu buzun içinde bulanık, zayıf renkler var, hepsi o. Tıpkı filmlerimizdeki gibi ‘Eyvah kör oldum!’ vaziyetindeyim. 21 yaşındaydım, Gülşah yeni doğmuştu. Ve her şey bitmişti. Paldır küldür çıktık, bir doktor uykusundan uyandırıldı, muayenehane açtırıldı. Doktor muayene etti, gözlerime damlalar damlattı. ‘Korkmayın’ dedi ‘göreceksiniz.’ Yine de endişem tam yatışmadı. Üç gün gözlerimin üzerinde sargılar kaldı. Her gün pansumana gittim. Pansumanlar bittikten sonra yavaş yavaş görmeye başladım. Allah esirgesin hepimizi.

‘Şoray kanunları’ hepimiz içindi

Güzel ve masum kız rolleriyle tanındınız. Güzellik genellikle cinsellikle alakalı bir olgu. Siz ise masumiyetin simgesi oldunuz. Sırrınız neydi?

İnsanın içi neyse dışı da odur. içi dışına yansır insanın. içimdeki o saf, temiz, masum, pırıltılı, güzel...

Hey, kendinizi ne kadar da övdünüz? O masum genç kızları oynarken gerçekte o kadar masum muydunuz?

Herhalde öyleydim ki o derece özdeşleşebiliyordum o rollerle.

BİZ GERÇEKTEN MASUMDUK

1960’larda, 70’lerde masumiyet revaçtaydı sanki.

Haklısınız. O zamanlar insanlar hakikaten romantikti, hassastı, inceydi. Bugün gençler bizim eski filmlerimizi izleyince, numara yaptığımızı, yapay bir hikaye anlatıldığını sanıyorlar. Halbuki o zaman hayat tam ta öyle masumca yaşanıyordu.

963’teki Hülya Koçyiğit’i bugüne ışınlamış olsaydık, ne yapardı?

Hiçbir şey yapamazdı zavallı! 

İleri yaşlarda da güzel olunabileceğinin kanıtı olarak gösteriliyorsunuz.

Bilmiyorum, iltifat ediyormuşsunuz gibi geliyor bana. Hayat izlerini gayet net bir şekilde bırakıyor üstümüzde.

Türkan Şoray kanunları’ vardı; filmlerde öpüşülmez vesaire. Hülya Koçyiğit kanunları yok muydu?

Türkan Şoray kanunları hepimiz için geçerliydi. Onlar aslında o yıllarda sinemamızın kanunlarıydı. O zamanlar sinemada anlatılan hikayeler de gerçeğin ta kendisi olarak algılanıyordu. Rahmetli Erol Taş, gerçek hayatta da kötü sanılıyordu. Biz de kainattaki en iyi insanlar olarak kabul ediliyorduk.

ARAMIZDA REKABET VARDI

Aranızda rekabet yok muydu?

Vardı. Ama bugünkü gibi tartışmalı bir hava ya da saygıda kusur hiç yoktu. Birbirimizin filmini izleyip beğendiğimizde sevinçle arayıp kutlardık.

Görüşüyor musunuz?

Türkan hanımla da, Fatma (Girik) hanımla da, Filiz (Akın) hanımla da görüşüyoruz.

 

Bugün

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    ARŞİV