17 Ağustos 2018 Cuma

HEY HEY! "ler

01 Ağustos 2018, 10:30
HEY HEY!
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)
Hey hey de hey, hey! Heeeyy!

Sevinince, geçmişi yad edince, uzaklara baka baka bağırırken, haykırışımızı duyurmak istediğimizde, duyulmak için, naralanıp bir de heyi heyytt’e çevirip küçük dağları ben yarattım havalarına bürününce  şarkı desen değil, merhaba desen değil, sitem hiç değil bir sesleniş hey. 

Bir de güzel sesleniş ki bakarsın türküler bile öyle başlar. Geçmişe dalıp gözler buğulandığında “hey gidi günler, hey!” demek, heylerin en dokunaklısı gibi gelir bana hep. En yamanı da insan  kulağının kartal çığlıklarından, rüzgardan başka ses duyamayacağı ıssızlıktaki yüksek bir dağın doruğundan karşı doruklara hey diye içten bir selam vermek olmalı.  Gökyüzünü, doğayı  kucaklarcasına açılmış kollarla, oksijen dolu ciğerlerden kopan yankılar yapacak bir “heyyyy”! Bu selama dağlar asla kayıtsız kalmaz. Onlar da yankıdan sesleriyle cevaplarlar, selamlarlar. Yankı, dilsiz dağların dilidir.  Yeter ki seslenin.

Bazen kimisi esip tozutur, bildiğiniz heyheylenir. “Heyheyleri tutmuş” denilir öylelerine. Aslında herkesin hey heyi tutmuyor mu bugünlerde, biraz biraz?  Hey heyli türküler tutturmadan hem de. Surat asarak; belki esip gürleyerek. Öyle yağmasan da gürle tonunda da değil elbet… Kırıp dökerek…

“Şey” sözcüğü kadar kullanılmasa da “hey” sözcüğü de kelimeler içinde anahtardır bir anlamda. Şey gibi olur olmadık her şey yerine kullanılmaz hey, çünkü nesneleşemez. Sesleniştir. Hem de ne sesleniş! Sesin tınısından kah gönül okşayanı kah  gönül kıranı oluveren kestirmeden bir anlatımdır. “Hey, bana bak!” diyen biri, “sağım solum belli olmaz, sabrım fazlasıyla taştı” demek istemektedir.

Hey heylenmek, seslisinden  sessizine  hep var, dilimizde olmasa da  halimizde tavrımızda. Tabii ki duyabilen olmak var bunu, anlayabilen olmak var. 

Bir günaydına,  bir günaydını çok görenin hey heyleri tutmuş olabilir o sabah. Kimisi de selama sabaha öylesine bir karşılık verir, güya. Somurtkan mı somurtkan, buz kesmiş bir yüzle milimetrik nicelik içinde hafifçe başını eğerek.  Gülseniz mi bu selamlayışa yoksa üzülseniz mi onun  haline, size kalmış. Saplantılara batmış kimisi de çıkar uzak bulduğu birine selam verenlere “ona niye selam verdin?” diye hey heylenir. Zaten doğası öyledir onların, tutaraklı… Çünkü saplantıları doğrultusunda tek onun selamladığına  selam verilmeli, üstünü kırmızı kalemle çizdiği herkes görmezden gelinmelidir. Ama konuşurken hey heyleri tatile çıkar. Bir insancıl kesilirler, bir insancıl. Ta ki nasırına basana dek. Nasıra basmak, gelin olunca kokusunu kırk gün saklayan sarımsağın, sarımsaklığını hatırladığı kırkıncı güne eşdeğerdir.  

Öyle heyler duyulabilir ki anlamı “savulun, yolumdan çekilin” olabilir.  Heylere anlam katan,  anlamlarını pekiştiren bakışlardır, sesin tonudur. Hatta yürüyüş. Eller kollar sağa sola savrulup, omuzlar da adımlarla birlikte bir öne bir geriye gidiyorsa korkun o heyden. Gözler parlayarak, gülümseyerek söylenen heyler, küçük de olsa müjdedir. Ya da akla gelen bir şeyin o an sevinçle ifadesidir.

Bir de heyamola var. Gemici dilinde. Biraz daha çetrefilli, alengirli bir hey, bu hey. Çektikleri şeyler için bir ağızdan gemicilerin “hadi, bir gayret” anlamlı nidaları. Hey, ortamına göre değişebilen, yorumlanabilen bir sözcük bu durumda. Yani doruklarda haykırırken hey, üç harflik kısacık bir sözcük.  Yüce dağlara kafa tutuyormuş gibi olmamak için sanırım. Ufka sınır sulara, enginlere bakarak söylenirken deryalaşıp heyamola oluveriyor. Bıçkın yürüyüşlü, çarpık gülüşlü, bitirim edalıların ağzında daha bir farklılaşıyor,  heyt bu defa…

Türkülerin sözcüğü hey. Kimi türküde burcu gül kokularına bürünen, kimilerinde de  turnalarla anılan  sesleniş hey. En iç yakanı, yürek dağlayanı 15’liler için söylenmiş olanı. Bir türkü var ki… “Hey 15’li” diye başlarken daha, dağlarda yankılanan  heylere benzemez o hey. Yürek dağlar bu  sesleniş. Tokat’ın 15’lik kınalı kuzuları cephelere gönderilirken  yükselen bu türkü, öyküsü bilinmeyenlerce oyun havasına bile dönüştürülmüş, gün olmuş. 15’lilerin türküsü, İç Anadolu’dan  kopup  gelirken “hey gidinin efesi” diye başlayan Yörük türküsü, Ege’de çığrılır. Yörük Ali’yi anar dağları geçip, soğuk suları içerek.

Tüm heylere bir “hey” demeli o zaman. Sevincin, öfkenin, “du bi, bak ne söyleyeceğim”in kısaltması, 15’inde askere gidenlerden gemicilerin “ha gayret”ine dek sesleniş olan heylere. Yankı bulsun isteyerek. 

Hey hey de, hey! 
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 31.07.2018

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV