19 Nisan 2014 Cumartesi

Elif Çakır Başbakan'a 'Obama geldi, Bush oldu' dedi mi ?

Elif Çakır Başbakan için öyle bir yazı yazmış ki, okuyan inanamıyor.Ama bir problem var, bu yazı 2011 yılında yazılmış. Şimdilerde ise Elif Çakır'ın fikri çok dğişmiş.postmedya.com bu değişimi bakın nasıl yazmış .

21 Ocak 2014 Salı 16:08
Elif Çakır Başbakan'a 'Obama geldi, Bush oldu' dedi mi ?
 ELİF ÇAKIR, BAŞBAKAN'A AĞZINA GELENİ SAYDI
OBAMA GİBİ GELDİ, BUSH OLDU 

Türkiye'nin en büyük yolsuzluk ve rüşvet skandalının ortaya çıkarıldığı 17 Aralık'tan bu yana AKP Medyası'nın Başbakan Tayyip Erdoğan'la paralel olarak yürüttüğü manipülasyon ve hedef saptırma stratejisini analizlerimizde ele alıyoruz. Analizlerimizdeki temel unsur, AKP'yi savunmak adına akla ziyan komplo teorileriyle yolsuzlukların üstünü örtmeye çalışan AKP'li gazetecilerin geçmişi ile günümüzdeki duruşları arasındaki 180 derecelik değişim ve dönüşüm oldu. "İktidar Rüzgarıyla Dönüşenler" olarak tanımladığımız bu gazetecilerin, AKP'nin iktidar olup muktedir olamadığı 12 Eylül Rerferandumu öncesindeki duruşları bir hayli ilginçti. Kapatma davasının açıldığı, 27 Nisan e-muhtırasının verildiği ve 367 garabeti gibi olayların yaşandığı süreçlerde, AKP'ye çok sert eleştiriler yönelten gazetecilerdeki 12 Eylül Referandumu'ndan sonra AKP muktedir olunca başlayan dönüşüm, bugün her türlü insani ve ahlaki değerlerin ayaklar alınarak yapılan partizan gazetecilik boyutuna ulaştı. Söz konusu keskin dönüşüm, Hilal Kaplan ve Yıldıray Oğur'da olduğu gibi en çok eski Taraf yazarları arasında yaşandı. 

İşte o, 'İktidar Rüzgarıyla Dönüşenler'den biri de, AKP Medyası'nda yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından en sivri kalemlerinden biri olarak öne çıkan, Star Gazetesi yazarı Elif Çakır.  

Hayretler içinde okuduğumuz bir yazısını aktaracağız Elif Çakır'ın. Şimdilerde Erdoğan'a sahip çıkan görüntü altında, Cemaati tenkil operasyonunun en ön safında olmak için büyük çaba sarfeden Elif Çakır, Taraf Gazetesi'nde, 11 Kasım 2008 tarihinde yayınlanan  “Abdullah Gül kardeşim” başlıklı yazısında, Başbakan'a öyle sözler söylemiş ki, Cumhurbaşkanı Gül'ün deyimiyle insan bu dönüşüme gerçekten hayret ediyor. 

Yazısına, Tayyip Erdoğan'ın “beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısını çok sevdiğini belirterek başlayan Elif Çakır, "Kendisini yakından tanıma fırsatım hiç olmadı ama icraatlarının izinden takip edebildiğim kadarıyla, “beraber yürüdüğü” kişilere karşı vefalı olarak biliniyor(du)" dedikten sonra, şu eleştiriyi yöneltiyor: "Ama bir özelliği var ki, Hoca’sından aynen ona aksetmiş. Eleştiri (pozitif veya negatif olsun) dinlemeye hiç tahammülü yok. Hemen agresifleşiyor ve gözü kararıyor. Ağzına geleni söylüyor. (Taraf gazetesini de sindirmeye kalkıştı ya, artık bu konuda söyleyecek pek söz yok.)"

Elif Çakır, Erdoğan'ın eleştiriye tahammülü olmadığı, hemen agresifleşip gözünün karardığı ve Taraf'ı da sindirmeye çalıştığı tespitlerini yapmasının ardından sözü bu kez en yakınındaki isimleri tasfiye etmesine getiriyor: "Hani “Başkanın adamları” diye bir tabir vardır. Başkan, kendisiyle birlikte bu adamlarca üretilen “ortak aklın” icraatını yürütür. Tayyip Erdoğan’ın yollarda beraber yürüdüğü “adam”ları bir bir yanından ayrıldı. Bir kısmını da kendi harcadı. (Bakınız: Genel seçimlerde Milli Görüşçü olarak nitelendirilenlerin tasfiyesi.)"

Erdoğan'ın harcayıp tasfiye ettiği yol arkadaşları!

Çakır'ın bu tespitiyle bağlantılı olarak, eğer okumadıysanız, dün yayınladığımız "Başbakan'ın, Tayyip Erdoğan'ın Bitirme Planı" başlıklı analizimi okumanızı öneririz. (http://www.postmedya.com/basbakanin-tayyip-erdogani-bitirme-plani-92482h.htm) 

Başbakan'ın yol arkadaşlarını tasfiye etmesine değindikten sonra, Elif Çakır bu kez Erdoğan'ın medya operasyonlarına değiniyor. "Öte yandan medyada da Tayyip Erdoğan’ın yanında sağlam düşüncelerle destek olanların sayısı da gün geçtikçe azalıyor" diyor ve ardından şunları kaydediyor: "Çünkü Tayyip Erdoğan, medyayı satın almakla, kendine bağlı medyalarda her gün pembe dizi senaryoları yazılmakla her şey halledilebilir zannetti. O medyaların hali de ortada. Satın alınan her gazete ve televizyona sanki bir sihirli el değiyor, her şeyi aynılaştırıyor. Turgut Özal’ın adını sık sık anan Tayyip Bey, onun gibi davranamıyor çünkü. Turgut Özal, düşünceleriyle, icraatlarıyla, olumlu yönlerini destekleyenlerin yanı sıra kendisini sevmeyenlerle bile sağlam ilişkiler temellendirebiliyor, onların birikiminden istifade ediyordu. (Bunların ismini anmaya gerek yok.)"

Çakır'ın  "Erdoğan, medyayı satın almakla, kendine bağlı medyalarda her gün pembe dizi senaryoları yazılmakla her şey halledilebilir zannetti" tespiti, özellikle yolsuzluk operasyonları sonra AKP Medyası'nın yayınları bağlamında ne kadar manidar değil mi? 

Yazısına, "Tayyip Erdoğan’ın bugün medyada düşüncelerinden istifade ettiği kimse var mı acaba?" sorusuyla devam eden Çakır, eleştirileri şu şekilde sürdürüyor: "AKP medyasında en fazla istifade edebileceği kişi Fehmi Koru’ydu, onun da Erdoğan’ın Kürt politikasındaki son çıkışlarından sonra partinin gittiği yere bakarak sabrı taştı. (Ali Bulaç da bir süre önce ekranlara çıkıp AKP’nin gidişatı ve kitlelerin umudunu bu olumsuz çizgide tüketişi üzerinde önemli eleştirilerde bulundu.) “Başkanın adamları” demiştik ya. Bugün Abdullah Gül yanında yok, Abdüllatif Şener yanında yok, Ali Coşkun yok (dolayısıyla Korkut Özal faktörünü de kaybetmiş görünüyor), Bülent Arınç’ı umumi istek üzerine itekledi. Mehmet Aydın flulaştırıldı. Cüneyd Zapsu zaten en önce gemiyi terk etti (ki Zapsu, Tayyip Erdoğan’ı uluslararası platformda da lanse eden, ilişkilerini toparlayan kişiydi). Abdullah Gül de öyle. AKP’nin uluslararası platformdaki ilişkilerinin en önemli koordinatörüydü. (Ali Babacan’ın durumu biraz farklı. Genç yaşta kendini birdenbire uluslararası arenada kurtlar sofrasında bulan Babacan, suhuletle bu işi sürdürüyor. Fakat Ali Babacan’a bir “ofis boy” muamelesi çekildiği izlenimi de kamuoyunda yaygın.)

OBAMA GİBİ GELDİ, BUSH OLDU

Elif Çakır, Erdoğan'ın beraber yola çıktığı arkadaşlarına karşı takındığı tavrı ve kendisine gelen eleştirileri bu şekilde özetledikten sonra, "Peki, ne oldu da, 2002’de beraber yürüyenlerin yolları böyle ayrılmaya yüz tuttu?" sorusunu soruyor ve ekliyor: "Fehmi Koru’nun “Obama gibi geldi, Bush oldu” mealindeki ifadesinin arkasında, büyük bir kırılma mı yaşanıyor?"

Yazısının devamında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Erdoğan arasındaki sorunlara ve konulara yaklaşım farkını anlatıyor Elif Çakır: "Hürriyet’ten Erdal Sağlam’ın aktardığı, Abdullah Gül’ün Türkiye Bankalar Birliği ziyaretindeki konuşmalar dikkat çekici. Cumhurbaşkanı, “böyle bir konjonktürde hükümetin yerel seçimleri düşünerek hareket etmemesi gerektiğini” söylüyor. Tamam, burası tarafsız bir cumhurbaşkanının yapacağı uyarılardan biri. Yerinde bir uyarı. Fakat görüşmenin ikinci önemli kısmı var ki burası daha bir anlamlı. Bankacılardan krizin Türkiye’ye yansımalarını ve yapılması gerekenler hakkındaki görüşlerini dinleyen Cumhurbaşkanı, “Başbakandan randevu alıp bir an önce bunları kendisine anlatın,” diyor. Genel müdürlerden biri de şaka yollu “Efendim, Sayın Başbakan’la yapacağımız görüşmeye siz de gelseniz, daha iyi anlatırdık,” diyor. Abdullah Gül ise bu sözlere gülümsemekle yetiniyor. Cumhurbaşkanı’nın böyle bir söze gülümsemekle yetinmesi manidardır. Haberin medyaya intikali bile ciddi bir yarılma göstergesidir. Bankacılar hükümete laf anlatamıyorlar, Cumhurbaşkanı’ndan himmet istiyorlar. Banka genel müdürlerinden kimin böyle bir söz söylediği önemli değil, bu söz karşısında Cumhurbaşkanı’nın tavrı bence önemlidir ki, haberin yansıması doğru ise, “gülümsemekle yetinmek” başbakanlık makamına yönelik istihzanın kabulü anlamına geliyor."

Elif Çakır, bankacıların Gül'le diyaloğunda Başbakanlık makamı ile ilgili istihza yani alaycı ifadeler kullandığını anlatıp, "Tayyip Erdoğan’ın yalnızlığa terk edilerek sürekli hata yapmaya zorlanması gibi bir atmosfere girmiş bulunuyoruz sanki" tespitini yapıyor. 

Erdoğan’ın yalnızlığa terk edilerek sürekli hata yapmaya zorlanması...

Bu sözlerdeki kanaat size tanıdık geliyor mu? 

Çakır yazısını, Erdoğan'a yönelik şu sert eleştirilerle bitiriyor: "Uluslararası arenadaki ilişkileri zayıflatılan, içerdeki desteği azalan Tayyip Erdoğan’ın, içe kapanması sürecine girdiği bir gerçek. Bu da “Paşasının Başbakanı” manzarası çıkarıyor karşımıza. AKP, yedi yıllık iktidarı süresince çok önemli özelleştirmelere imza atarken, partiyi devletleştirmeye başlaması garip bir gelişmedir. Bu gelişmelerin hayra alamet olup olmadığını önümüzdeki süreçte göreceğiz." 

Başbakan'a Taraf'ın meşhur manşetindeki “Paşasının Başbakanı” sözleriyle seslenen Çakır, Erdoğan'ın partiyi devletleştirdiğini ifade ediyor. 

Birkaç yıl öncesinde, Erdoğan'a yukarıdaki çok sert eleştirileri saydıran Elif Çakır, şimdi tüm yazdıklarını bir kenara bırakıyor; olağanüstü bir çabayla, yolsuzlukları, fişlemeleri, tasfiyeleri, antidemoktatik uygulamaları ve hukukun ayaklar altına alınmasını savunmaya çalışıyor. 

AKP muktedir değilken eleştiriyor, muktedir olup rant dağıtmaya başlayınca, 'kazanımlarını kaybetmemek için' AKP'nin önüne göğsünü siper ediyor. 

İngiliz tarihçi Lord Acton, "Güç (iktidar) yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır" demişti. 

Mutlak güç, iktidarları olduğu gibi iktidarın nimetlerinden alabildiğine nasiplenenleri de yozlaştırıyor. 

Bkz. "İktidar Rüzgarıyla Dönüşen Gazeteciler!"






Anahtar Kelimeler: Elif çakırBaşbakan

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?

    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV