24 Ağustos 2019 Cumartesi

Gümüşçün Böceği

11 Şubat 2019, 12:57
Gümüşçün Böceği
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)


Adım, temizlik hastasına çıkmış. Öyleyim, ne yapalım… Titizim ben. Bakmayın beş gündür elimde toz bezi yok. Gribe yakalandım çünkü. Tüm gün evde olunca dayanamıyorum kire. Haa, evim iş yerimdir ayrıca. Kuzeye bakan odanın bir köşesindeki bilgisayarımdan yapıyorum işlerimi.  Broker olmanın iyi yanı bu. İkizler biraz ortaya çıkıp anaokuluna gidene kadar böyle çalışacağım, sonrasında ofis tutmayı düşünüyorum.  

Gözüme batan her kiri, tozu anında silerim. Soluyamam ben kirli hava. Ben böyleyim. Lavaboların, mutfağın temizliği önceliklidir. Döküntü de sevmem; ama diyelim ki bir yerde unuttuğum bir bardak gözüme çok batmaz da temizlikle eş anlamlı su akan mutfakmış, banyoymuş ille pırıl pırıl olmalı. 

Bugün daha iyiyim. Beş gündür elimin değmediği ortalık ne haldedir kim bilir. Her yan toz tutmuştur. Hemen temizliğe koyulmalıyım, hazır ilacımın etkisi geçmeden.

El yüz yıkarken sıçrayan su damlacıklarının lavabo aynasında bıraktığı kireç tortulu izlere sinir oluyorum. İstediğin kadar sil, eller yıkandıkça su sıçrayacak ve ayna yağmur düşmüş cam gibi beneklenecek. Hele de benim gibi “oraya dokundum, hemen  elimi yıkamalıyım” diyen birisinin aynasına su sıçramaması imkânsız. Temizlik nasıl nankör bir şey. İnsanlar kadar nankör! 

Bir odayı temizleyip ötekine geçtiğin anda daha, henüz silinmiş sehpalar, masalar, her yan toz tutmaya başlıyor. Ne kadar titiz olursam olayım benden beter komşularım da var. Odaları temizleyip kapısını kapatıyorlar. O odaların kapıları temizlikten temizliğe açılıyor.  Gözlerden ırak, ayak basılmayan köşeler olarak kullanılmadan  tefriş salonu gibi kalıyorlar. Olur mu canım öyle şey? İnsan evinin her yanına her gün ayak basmazsa evin anlamı kalır mı? 

Banyolardan başlayayım temizliğe. Ooo, toz kokuyor  burası. Grip bana göz açtırmazken ev toza boğulmuş. İyi ki  alev gibi yanan gözlerimin bunları görecek hali yoktu. Ortalığı tozak götürürken, biraz da ayaklanmışken grip  filan dinlemem; bu tozlar yok olmalı! 

Yerde ne kıpırdıyor? Rüzgâr mı esiyor bir yerlerden de yerdeki tozları dalgalanır gibi savurtuyor?  Kıvrılırcasına  mı hareket eder tozlar rüzgârda? Toz değil sanki… Sanki bir şey var tozların içinde. Nasıl da kıvrak,  hızlı hareket eden bu şey  bir böcek olmasın! Ayyy, bir böcek. Iııyykkk. Bir grip oldum, böcek mi bastı evimi? Benim evimde böcek nasıl olur? Olamaz. Gripten de beteri varmış. Neler geldi başıma Allahım! 
 
Daha önce hiç görmediğim bir böcek bu. Bildiğim böceklere hiç bezemiyor. Hamam böceği, kulağa kaçan, örümcek, kırkayak, rutubet böceği değil. Yoksa şu gemilerle filan yurt dışından gelenlerden olmasın? Ne ilginç bir rengi var üstelik. Parlıyor. Sedefi andırıyor. Gümüş gibi. Sanki böcek değil mücevher. 

Pembemsi sedef gibi şuradaki. Biri de grimsi, gümüşi. Uğur böceği, ateş böceği, yusufçuk, kelebek olmadıkça kimse böcekleri sevmez. Ben de sevmem; ama bu sedefli gümüş görünümlü böcek, gördüğüm en güzel renkli böcek. Şimdi nasıl yok edeceğim bunları! Offf, birini yok etsem diğerleri çıkacak. Yok!  Böyle başa çıkılamaz böcekler ile.  Bunların  sevmeyip kaçtığı şeyler vardır mutlak. Hani karıncalar talk pudrasından kaçarlar ya. Kayınvalidem Gümüşhane’deki ahşap evinin pencerelerine, kapısına hep talk pudrası döker. Karınca da gelmez hiç gerçekten, pudra kokusundan kaçarlarmış. Akrebe karşı da maviye boyarlar kapı, pencereleri. Adını bilseydim bu böceğin,  evden nasıl savılır internetten arar bulurdum. Adı ne ki?

Hııımm, şöyle arayayım; “tozlar içinde, hızlı hareket eden, gümüş renkli,  bir santim kadar  böcek.” Ne çok sonuç çıktı.

Aaa, adı rengine pek uygunmuş. Gümüşçün böceğiymiş. Gümüş balığı diyormuş yabancılar bu böcüye. Yüzen balık gibi hareket ettiği için. Adları kendisine pek uygun gerçekten. İkizler uyanmasalar da  iyice okusam bu böceğin ıdısını vıdısını.

Gümüşçün karanlık, güneş görmez yerleri, kitaplıkları severmiş. Kıtır kıtır ses çıkararak duvar kâğıdına kadar yermiş. Toz tutarlarsa çocuklarım astım olabilir diye tek bir kitap bırakmadım evde Allah’tan. Ara sıra ev dekor dergileri alırım, onu da okur okumaz  kapı önüne bırakırım; kapıcı, kilo ile kağıt alanlara satsın diye. Duvarlar kâğıt kaplama değil, şükür. 

Bak sen, sekiz yıl yaşarmış gümüşçün cazıları. Şeker severlermiş. İkiz oğullarım için şekerli şeyler var mutfağımda, sakın istila etmeye kalkmasalar orayı. Aman canım, korktuğum şeye bak. Mutfağım tüm gün güneş alıyor. Bunlar sevmezmiş ki güneşi. Karanlıkta yaşarlarmış. Yarasalar gibi zahir. İnsanları sokmazlarmış akrepler gibi, arılar gibi; ama gezdikleri yeri kirlettiklerinden hastalık bulaştırırlarmış. Neee! Hastalık mı? Benim bebeklerim var. Aman Allahım! Ne olacak şimdi! Hemen yok edeceğim gördüğüm gümüşçünleri.

Banyo ışığını kapatıp ortalığın karanlık olmasını sağlayayım. Karanlıkta çıkarlar deliklerinden. Azıcık bekleyip tekrar banyoya gireyim. Gördüklerimi anında yok ederim. Öyle bir hızlı açacağım ki kapıyı, ışığı açar açmaz. Kaçamayacak gümüşçünler. Hastalık yaymak haa! Bu olmadı işte güzel renkli böcek.

Bak sen, nasıl da balık hareketiyle kıvrılarak kaçtı deterjan şişesinin altına. Aaa, küçücük bir tane daha varmış.  Nasıl saydamlar! Nasıl güzel renkleri! Neredeyse ağaçlardan reçine toplayıp, bunların üzerine döküp kehribar yapasım var. Ama kehribarlar çoklukla çam reçinelerinin toprak altında yüz yıl kalmasının ardından kehribar oluyorlardı.  Neyse yine de denerim yaz gelince. 

Tozun içinde saklanıyor bunlar. Elim beş gün eve değmeyince  böyle olmuş ortalık. Önce elektrikli süpürge ile yerleri kaplayan tozakları almalıyım demek ki. Sonra da gümüşçünlerin hiç sevmediği lavanta yağı ile sedir yağı bulmalı. Portakal yağı da olurmuş; ama hiçbiri yok evde. 

Babaannem sedirden çeyiz sandığını bana vermek istemişti de almamıştım. Böceklenmiştir, tahta kurtçukları kemirmiştir onu diye. Ne aptalmışım! Meğer sedir odununa hiçbir böcek yanaşamazmış. O yüzden çeyiz sandıkları sedirden yapılırmış eskiden. Gemiler gibi.
 
Demek ki aktara gitmeliyim. Lavanta, sedir yağı almaya. Haa, bir de varsa dal halinde kekik alayım. Kitapların arasına kekik dalı konulursa kâğıt yiyen gümüşçün yanaşamazmış kütüphaneye. Kitap bırakmadım evde amaa…  Dosyaladığım faturalar da, ekstreler de kâğıt. Yardımcımız evde nasıl olsa, bebeklerime göz kulak olur. Bir an önce çıkıp gerekenleri almalı, gecikmeksizin. 

Gümüş renkli arabamı hiç bu kadar zorlanarak kullanmamıştım. Aktara giderken ateşim yükseldi, zorlandım. Ama sonunda buldum yağları. Kusura bakmayın gümüşçün böcekleri. Renginiz güzel; ama gümüş görmek istersem gümüşçü vitrinine bakarım. İki yıla kalmaz ikizlere almaya başlayacağım boyama kitaplarını açarken içinden bir gümüşçün düşecek,  bıraktığı kirlerden hastalık bulaşacak diye,  gümüşçünler mutfak çekmecelerindeki şekerlemelere dadanırlar da çocuklarıma hastalık bulaşır diye ödüm kopuyor. Şekerlemeleri koyduğum çekmecede yuvalanmış koloninizi ne zaman göreceğim kaygısı ile yaşayamayacağım. Sedir ağacı, olmazsa  lavanta yağı kokacak artık buralar. 
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 08.02.2019,11:30

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV