22 Ağustos 2018 Çarşamba

Gülün Sessiz Öyküsü

13 Haziran 2018, 10:46
Gülün Sessiz Öyküsü
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

Diken, gül yaprağını kıskanmasın da ne yapsın? Kıskanır çünkü diken de gülün kökünden doğmadır. Ama adı gül değil, dikendir. Diken, aynı dalın sevilmeyeni iken gül, her güzel anlamla özdeştir. Gözler güle başka bakar, dikene başka. Dikene edilen söz, güle edilen söze benzemez de. Kökte bir, dalda apayrı olduğu güle bambaşka bakılması, diken gibi batar dikene. Dikene diken, güldür. Bunu kimseler bilmez. Diken dışında.

Gül dalının tüm çabasının uçta açacağı tomurcuk olduğunu bilen diken, kanatıcı olduğundan kendisinin horlandığını; ama kan kırmızı güllere değme  övgülerin sıralandığını gördükçe  içerler. O zaman hor görülen olarak, acımtırak kokulu güllerin kâh rüzgarda yapraklarını delik deşik ederek düşman kesilir;  kâh hoyrat  ellerden koruyup bekçilik eder. Aynı dalın  barındırdığı iyi ve güzel ile  kötü ve yaralayıcı olarak birbirine zıt; ama birbiriyle iç içe  bir anlatımın, ying ve yangın gül dalında açması gibidirler. Her şey zıddını beraberinde taşırmış. Öyleyse gül dalındaki sessiz öykü, zıtların zorunlu birlikteliği bir yerde. Her göz görür mü, her bakış okur mu gül ile dikenin  öyküsünü, sormadım kimselere.

Biri tek dalda, diğeri tek dal ucunda, birbirine hiç benzemeyen  gül ve diken nasıl da insanları andırıyor. En çok da aynı karında büyümüş; ama  birbirinden apayrı kardeşleri. Habil ve Kabil gibi. Gül ve dikenden hangisine Habil hangisine Kabil denileceği de ortada bu durumda.

Gül, kokusuyla, görüntüsüyle, rengiyle dikeni ezim ezim ezerken bir rüzgâr esmeyegörsün…  Gül yapraklarının dikenlere değdikçe delik deşik olacağı gerçeği, gül dalından öte  o dalların sarmaşık gibi tırmandığı kapıların, pencerelerin ardındaki insanların da birebir gerçeği değil midir? Aynı kökten dal budak salmış, aynı soyağacının dallarından olup,  aynı genleri taşıyanların çoğu sanki başka bir soyağacının bireyiymiş gibi zamanla birbirlerine yabancılaşırlar. Rengimizden huyumuza gül ve diken kadar apayrıyız çoğu kez. Kimimiz diken ki cadılar gibi; kimimiz yaralı gül yaprağı ki doğrudan, iyilikten şaşmaz; kimimiz gül kokusu ki etrafı ısırganlarla çevrili değil miyiz bizler de? Kimi de evinin düzeninden  geçimine gül gibi olmaya hevesli. 

Bir diken, yaraladığı gül yaprağına ne kadar yakınsa, bizleri yaralayanlar da bizlere o kadar yakın olanlar aslında. Yaralar derken deridekileri değil derinlerdekini kast ediyorum. Beslenilip semirtilmişliğe teşekkürü göz oymak olan  kargalarca açılan yaralardan.  

Gül, dalın diken gerçeğini saklayan ciladır. Ne zaman bir el uzanır dala, o zaman cila dökülür. Gerçek ele batıp, canı acıtınca  gül dalının aslında kaktüs olabildiği de anlaşılır. Ama kimi öyle güzellikler vardır ki gözü kör eder de gerçeği unutturur. Bunu en iyi gülden sayfalar üzerine diken uçlu kalemle yazılıp ying yang beneklerine dönüşmüş siyahla beyaz da anlatır okurlara. 

Gül olmak, dalındaki dikenin sivri dişlerini gizlemek, zıtların bütünlüğünü tek sözcük ile  “gül” diye anlatmak demek. Gül olmak,  acımsı burculukta  hoş koku yaymak, gözlere  şenlik olmak olmalı. Bülbülünden böceğine, insanına şakıyan şarkısı, yazılan şiiri, toplanan bal özü olmalı. Sıvaları dökük, eski, dahası izbe bir evin pencerelerini sarmaşık güllerin sarması, zor rastlanan  fotoğraflanacak bir güzellik demek olmalı.  

Vazolara koyulmadan önce gül sapları dikenlerden temizlenir. Dikenlerin çöp, dikensiz güllerin vazoların nazlı konukları olduğu vakittir artık. Sırf koku, salt güzellik! Som pembe,  ateş kızılı, kirli beyaz, bordo, kadife şenlik.

Ele diken battığında kimse “elimi gül kanattı, acıttı” demez. Hatta “gülün dikeni battı” bile demez. “Diken battı” der. Diken… Gülün yanı başında olup da gül gibi beğenilmeyen; ama hep  horlanan olduğundan belki kırmızı güle vurgu yapa yapa kanatıyor elleri dikenler. 

Diken ne yaparsa yapsın, güle gül denmiş bir kere. Gülün rengine kadar anlamlar katılmış. Goncasına başka, olgununa başka, kurusuna başka manalar yüklenmiş. Pembesinin anlattığı ile beyazın, kırmızının anlattığı başka. Tomurcuğu da gül, yollara saçılmış yaprakları da gül. Sayfalar arasında kurutulmuş bir gül,  kim bilir hangi öykünün kurutulup saklanmış hali. 

Gül, kendi evinde yani dalındayken dikenli. Evlerde yani vazolardayken dikensiz. Köpekbalığı sırtı gibi korkutucu görüntüdeki dikenler sapta istenmezken dalın ucundaki güller ya bülbüllerin  şımartmasıyla ya da vazolarda gözlerinin içine bakılarak nazlanacaktır. Dikenin hazmedemediği budur. Aynı kökten çıkanlara ayrı iki tavır.  Çifte standart. Horlanma. Diken  de gülün bir parçası  değil midir sonuçta? Yürek işte! Diken de olsa  gülden sayar kendini. Haksız da sayılmaz bir bakıma… İnsanlar gibi. 

Duyup görmüşlüğümüz de vardır, okumuşluğumuz da. Özellikle klasik romanların beylik çekişmelerindendir diyelim ki kardeşlerin çatışması. Horlanan kardeş içten içe hep dikendir. Ve fırsatını bulunca kıskandığı, çekemediği kardeşinin canını yakacaktır. 

Dünyanın pek çok dilinde çocuklarının adını  diken değil; ama gül koyan insanların an gelip en çok da kendilerine iyilikle uzanmış elleri dalamaları insan olmanın  yaman  çelişkilerinden biri sanırım. O halde gül, insanlar için çocuklarına koyulacak bir ad olabilir; ama gül gibi insan olmak pek olası değil sanki. Adı gül olsa da içi diken doluysa! Enginarlar gibi. 

İnsanlar olarak bizler de hayatın herhangi bir dalındaki güller veya dikenleriz. Bir bakmışın gül, bir bakmışın dikeniz. Ne tümden güle benziyoruz ne de hepten dikene. Çemkirmek, insanın dikeni mesela. Diken diken sözcüklerden oklar atarak ufağından onmazına yaralara sebep olan hallerimiz var hepimizin. Ya da kaypaklık, tamahkârlık. Turuncu bir gül, kendini ebruli olarak anlatırken sarı bir gül ender bulunan siyah gül olduğunu söylüyorsa sağa sola!  

Belli ki insanları havalara benzetenler pek de haksız değiller. Yaz kış, bahar sonbahar havalarında dolanıp durmaktaki insan ruhu, kimi mevsimde  gül tomurcukları sunuyor, kimisinde gülün yapraklarını döküp sırf diken bırakıyor.  Kimisinde de bir dalda gülü, yaprağı, dikeni, kokusunu hepsi bir arada duyumsatabiliyor. Duygusal kan değerlerimizin ölçüm sonuçları değişken oluyor böylece. Ancak bunu açık yüreklilikle söyleyebilen az. Çünkü hemen hepimiz gül olduğumuzu sanıp dikenlerimiz yokmuş  gibi gösteriyoruz kendimizi. 

O an gül rolündeki bir insanın diken bellediği bir başkasından yakınmasındaki gerçek, aslında biraz biraz da kendini anlatması değil midir o halde? 
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 30.04.2018, 13:29


Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV