30 Nisan 2017 Pazar

Gönül Dağında Bir Garip-Neşet Ertaş Anısına

25 Eylül 2016, 12:17
Gönül Dağında Bir Garip-Neşet Ertaş Anısına
Gülenay Pınarbaşı
 Bugün Neşet Artaş’ın ölüm yıldönümü. Aşıklık geleneğini ve edebiyatını konuşmak için güzel bir vesile... Neşet Ertaş'ın eserleriyle gönlümüzde bir tat bırakmasının yanı sıra yaşadığı hayat tecrübesi, geleneğe bağlı olduğu noktalar, acıları, yıkımları ile dikkate almalı. İşte bugün tanıtacağım kitap bu fırsatı bize sunuyor. 
 Hem Neşet Ertaş'ı yakından tanıtan hem de Aşık edebiyatını-müziğini  anlatan kitap, YKY yayınlarından Nehir söyleşi olarak çıktı.
Haşim Akman’ın Neşet Ertaş’la nehir söyleşisi Gönül Dağı’nda Bir Garip’i okurken, büyük ozanı  ve yetişme şartlarını derinlemesine hissetmek mümkün. Kırşehir-Yozgat arası yolu, düğünleri, çocuk ruhunu ve babasını anlatılarla yaşamak mümkün.

KİTABIN önsözü “her kitabın bir öyküsü vardır eğer yazılırsa” diye başlıyor. SEl gitti kum kaldı diyerek devam ediyor. Neşet Ertaş hep vardı diyor haklı bir tespitle. Neşet Ertaş, Haşim Aktan’ı iki konuda çok zorlamıştı, anlatmak istememişti…

Bunlardan ilki:12 yaşında babası Muharrem Ertaş’ın yanında düğünlerde köçeklik yaparken

İkincisi ise: Büyük ozanın Almanya yılları.

Kitabı okurken Beni zorlayan iki konu ise yoksulluk ve dişiricilik (köylerden dilenerek yiyecek toplamak)…

Neşet Ertaş, Horasan’dan Kırşehir’e göçen Abdallar kendi deyimiyle Bektaşiler’den bir grubun torunları. Anadolu Ermiş Kadınları kitabımda geçen Çiçek Ana’nın köyü Yağmurlu’ya yerleşmiş dedeleri. Babasını-anasını anlatırken kullandığı “fikirleşirlerdi” tanımı aile hayatları hakkında ipucu adeta. Anası ölene kadar, yoklukta fakirlikte olsa sevgi dolu bir aile tablosu var gözümde. “Babam engin gönüllüydü, enginlerin engini, çocuğa bile saygılı konuşurdu” diyor ozan büyük ozan için.

Babasının tasavvufi yolculuğundaki duraklar: Tekkeler sorulunca şöyle dökülür dizeler:

Arife tarif ne hacet, Hak meydanda

 Hepsi bir ders hepsi bir kitap kendini bilenlere…

EŞİYLE AYRILIĞI “Gönülsüzlük” olarak tanımlayan ozanın alkolle ilişkisi bu dönemlerde başlıyor. Bedenini ve hayatını zorluyor, gönlünü babası gibi engin tutmaya çalışıyor.

 

Sevdayı çekip de gönülü bilen bilen Gönülsüzün kollarında yatmasın aman Aman yatmasın aman
Neye yarar sevdadan uzak olan olan Yaşayan ölüdür Allah etmesin aman Aman etmesin aman

Dişiricilik dedim, kitabın baş kısımlarında anlatılan yoksulluk, ana kaybı, düğünlerde türkü söyleme, diyardan diyara gezme bir yandan acı getirse de diyar yanda Gönül Dağı’nda Bir Garip’i yaratıyor.

İyisi mi siz kitabı okuyun. İş Bankası Yayınları arasında yer alan kitapta bir de cd yer alıyor. 2006 yayınlanan bu kitap kadar bir diğer kıymetli eser de Nevzat Çiftçi’nin Bamberg Üniversitesi Etnomüzikoloji bölümünde yaptığı tez çalışması.

Türkü sevenler Neşet Ertaş’ı bilir, gırtlağına düğümlenen acıyı ve aşkı içinde hisseder.  Gönül Dağı, Karadır Şu Bahtım Kara, Şu Garip Halimden, Yazımı Kışa Çevridin nasıl bir kültür birikiminin hayat serüvenin eseri olduğunu anlamak için Neşet Ertaş’ı daha iyi bilmek gerekir.

Aşıklığın motoru gariplik, garipliğin motoru yoksulluk ve yetimlik. Hak ne verirse hayır verir. Zahiren görünenler birçok zaman aldatıcıdır. Bu hakikatleri birkez daha içselleştirmek isteyenler ozanı kendi ağzından dinlemeli.

Neşet Ertaş’ın yüreğini sevdim en çok da kadınlarla ilgili felsefesini:

“Biz erkekler insanoğluyuz. İnsan ise bizim analarımız. Biz erkekler olarak insanoğluyuz ve insana benzeriz. Onların yüzü suyu hürmetine biz de insanız” diyen gönle kapı aralayın. Ertelemeden Gönül Dağı’nda Bir Garip kitabını okuyun.

 

Gönül Dağı
Neşet Ertaş

 

Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca
Akar can özünde sel gizli gizli
Bir tenhada can cananı bulunca
Sinemi yaralar yar oy… dil gizli gizli…


Dost elinden gel olmazsa varılmaz
Rızasız bahçenin gülü derilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır görün
****

Gönül Dağı’nda Bir Garip kitabında şahit olduğumuz fakirlik, İç Anadolu Türkmenlerinin binlerce yıllık göç serüveni, tarikatlerin etkisi ve en önemlisi ipekyoluna yakınlığı aşıklığı besleyen unsurlar diyebiliriz.

Aşıklık geleneğinin kökenini hocalarımız, Orta Asya’dan bu yana ozan-baksı geleneğinin devamı kabul etmektedirler. 15.yy’dan Anadolu’da bir form kazanmaya başladığı kabul edilmektedir. Prof. Şeyma Güngör derslerde tekke kültürü ve aşıklık geleneği ilişkisini ve sağlamlığını sıkça vurgulamıştır. Bir aşık seyahat ederken hanlar kadar tekkelerde kalır. Tekke’ye bağlılıl gibi düşünmeyelim tekkeden beslenmek gibi ilişkileri. Yemeğini suyunu güvenliğini tekkeden temin ederken, yaratıcı aşık şiirinin sözlerini, ritmini adeta Tekke’nin zikrinden esinlenerek meydana getirmiştir.

Bu şiirlerin icrası birbirinden farklı olsa dahi Anadolu’nun hatta Azerbaycan’da aşıkların ortak sesi vardır. Yukarıda Kırşehir ve Neşet Ertaş’tan yola çıkarak anlatmaya çalıştığım bu ortak sesin imgeleri bulunan coğrafyadan şairin-ozanın ferdi yaratıcılığı-serüveninden oluşmaktadır. Kopuz’dan başlayan enstrüman yerini sazlara bırakmıştır.

Meydan Şairi denilen halk arasında atışma yapan şairlerden, Neşet Ertaş-Muharrem Ertaş’a usta-çırak ilişkisine, rüya ile bade içen rahmetli Sabire Ünlü’ye, aşık kahvelerinden, cönklere kadar aşıklık geleneği incelenmesi, öğrenilmesi ve istifade edilmesi gereken bir türdür.

 

Bir de kitap okuyalım derseniz Erman Artun’un Aşıklık Geleneği kitabını okuyabilir ya da

S. Nazan Kırımhan’ın Kırşehirli Aşıklar ve Aşık Said isimli doktora tezini inceleyebilirsiniz.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    ARŞİV