08 Nisan 2020 Çarşamba

Emeklilik- tablonun tam karşısında

02 Ekim 2018, 17:46
Emeklilik- tablonun tam karşısında
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

Fırça darbesi, renk geçişi, ince dokunuşlar, gözlerdeki anlam, alındaki kırışıklıklar, beden gücüyle çalışmışlığın ellerdeki izleri anlaşılsın diye müzede, sergideki tabloların aydınlatması özenlidir. Tabloyu hakkıyla anlayabilmek için ziyaretçiler tam karşısında durup uzun uzun bakarlar. Sessiz çizimlerin, rengin, ufacık bir ayrıntının neler söylediğini duyumsamak  için tabloyu okumak gibidir soluksuz bu bakışlar. 

Kimi tablolar, sanattan anlar sahiplerinin kültürel anlamda göstergeleri olabilir.  Monet’den, Osman Hamdi’den haberi olmasa da hatırlı paralılardan olup sanattan anlar gözükmek istendiğinde kılıf,  duvardaki tablolar olabilir. Bizim tablomuz,  bayrağa sarılı tabutun başında yirmisindeki oğluna ağlayan yoksul ananın, evdeki horantaya çeyrek ekmek düşecek kadar ekmek parası kazanma derdindeki ana babaların, dizilerde, filmlerde hep es geçilen memurların, işsiz babaların zenginliğin sabah okula gidince bir poğaça yemek olduğunu sanan ilkokuldaki çocuklarının ve emekli olduğunda maaşı yarıya bile inmeyecek, hayat standardı yere çakılacak çalışanlar ile emeklilerin deseninde, renginde.  

Tablonun gerisinde orman yangınları, esnafın siftah derdi, çarpık kentleşme, trafiğin giderek içinden çıkılmaz hale geldiği beton gölgesindeki çiçek açmaz tek tük ağaçlı sokaklar,  uzaya merdiven kurulmuşçasına yükselen bloklardaki bilmem kaç dairede yaşanan akla gelmez sıkıntılar, bunalımlar hatta fatura korkusundan elektrik yakılmadan karanlıkta oturulan loş odalar var. Bir yanda da ürününden zarar ettiği için çökmüş  omuzları  gibi kendi de yere çömelmiş, kredi borcunu ödemek için satılığa çıkardığı traktörüne hala tek bir alıcı çıkmamış,  kasketinin ucu eskilikten eprimiş köylü var, çiftçi var. 

Toplum bir tabloysa tablonun tümüne nasıl bakılır o halde? Elbette çarşı pazarı, köyü tarlayı, metropolün ücrasını lüks yerlerini, okul kantinlerinden köy kahvehanesine gezip, tek müşteri olmayan bir dükkâna girilerek. Pazardakilerin ellerinde kaç torba var, o torbalarda çay, şeker, bulgur, ekmekten başka bir şey var mı diye dikkat kesilerek.  Maaşı belli bir emekli, üzerinde şunca fiyat yazan muzdan alabiliyor mu gözden kaçırmadan. Değil emekli, çalışan kaç kişi  hayatında kaç kez hindistan cevizi alabilmiş de yiyebilmiş, bulgur pilavını duru suya mı et suyuna mı yapıyor öğrenerek. Çorbası erişteden mi yoksa kaç çeşit sebzeli kremalı çorba mı; üstü başı nasıl? Ağzındaki dişleri ya! Bakabilmiş mi, çürüklerini, dolgularını yaptırabilmiş mi? Hafta sonu ek ikinci işlerin günü mü yoksa? Akşam eve dönüşte  kendisini kapıda karşılayan çocukları “anne, baba, bize ne aldınız? Ne getirdiniz? Çikolata aldınız mı?  Spor ayakkabımı aldın, değil mi?” dediklerinde ana babalar ne hale düşüyor buna bakmaktır toplum tablosuna bakmak, değil mi? Böyle insanlar aramızda. En iyi semtlerde yaşasak da en fazla bir saatlik yol tutan şehrin kenarında bir yerlerdeler. Görmek, anlamak, hallerini bilmek istedikten sonra hiç de uzakta değiller. Kaldı ki zaten televizyonlar, gazeteler, haberler insanların halleri, her halimiz için var. İşte bakıp da anlatacağımız tablo, bu tablo. Bu tablodaki herkesi anlatmak mümkün olmadığından emeklisi yaklaşmaktakilerden bahsedeceğim.

İnsanlar belli kanunlara tabii olarak çalışmaya başlıyor. Normalde altmış beş yaş, yaş haddinden emekliliğin geldiği zamandır. Bir işe başlayıp hayatını buna göre kuranlar altmış beş yaşına dek evini, arabasını alıp, çocukların eğitimine para yetiştirip,  evlendirmek derdindedir.  Üniversiteleri kazanmak artık umulduğunca olmadığından çocuklar belki özel üniversitede okumaktadır. Bazen üniversite bittiğinden  bu yana on yıldır işsiz olan  evin çocuklarına altmış beş yaşında emekli olmayı bekleyen ana babaları bakmaktadır hala. Emeklilikte maaş azalacağından en azından sağlık konusunda daralmamak için her evin zamanla çıkaracağı onarımlar, tadilatlar, akla gelmedik bakımlar için emekli ikramiyesinden üç beş kuruşluk az bir güvence ayırmak ister aklı başındaki her insan.  Ha, kıyısından köşesinden derken emekli ikramiyesinin tezden bittiğini duyarız gerçi hep. Zaten çoğu kez bir ev alamayan  emekli ikramiyelerinin ne kadar oldukları da belli.   

Şu sıralar memur kenti Ankara’da  usuldan bir tedirgin bekleyiş var. Söylentiler içinde kalınınca günler geçmek bilmiyor özellikle hayli borçlanmışlar için.

İşe girilip hayat düzene koyulduktan sonra çocukların okul masraflarına kadar çekilen krediler, tüm borçlanmalar yaş haddinden emekliliğe göre ayarlanıyor.  Zira işe başlarken, krediler çekilip borçlanılırken  kimse  aksini söylememişti. Ancak dolaşan fısıltılara bakılınca…  Ya durduk yerde ansızın emekli olunuverilirse… O zaman maaş yarıya bile düşmeyecek. Öyle bir düşecek ki! Kaçta kaça… Hayat standardı diye bir şey kalmayacak. Hayat standardının  dibe vuruşu, kaç aileyi dibe vururken her şey yarım kalacak. Çekilen krediler belli ki ödenemeyecek. Otuz küsur yaşındaki hala evlendirilememiş çocuklara artık cesaret bulup da “hadi kızım, oğlum artık vakti geldi. Başını bağlayalım” denemeyecek. Karın doyacak mı? Sağlıklı beslenilebilecek mi? 

Aylıklı  çalışanlar için ev, araba gibi alımlar ille de kredi iledir. Kredi imkânı varsa kullanılır, kullandırılır. Kullanırken kimse demez ki “ansızın, kendi isteğiniz dışında  emekli olabilirsiniz, ona göre!” Kredi çekenler de işe başladıklarındaki kanunların geçerliliğine güvenirler ve sırf bu yüzden belki de yurtdışına gitmemiş, zanaat öğrenmemiş, babasının  dükkânını yürütmemiş olanlar vardır.  Birden bire her şeyin tersyüz olup farklılaşması alabora olmak değil midir? Toplumda  aylıklı çalışanlar, zanaatkârlar gibi kimi kısımların alabora olması, toplumun kendisi olan üst üste dizilmiş taşlardan birinin yerinden oynatılmasıyla tüm taşların sağlamlığının yitmesi anlamına gelmez mi? 

Hiç siyaset yapmadım, içinde olmadım. Yapan çok; ama siyaset tek bir alan. Geri kalan kavramlar, tablonun boyasının yerinde kalmasına ya da dökülmesine  ortam sağlayan    konular değil midir? Ben işte bu geri kalanları yani sanatından tarımına, köylüsü, metropollüsü, kasabalısı, çiftçisi, esnafı, öğrencisine, mimarisine, doğasına ve doğadaki her canlıyı, her kavramı  yazmaya  yatkınım.  Yazarken veri gerekir. Veri, markette, işte, yolda, metroda ve başka pek çok yerde iken tam karşısında ya da ortasında  durduğunuz tablolardır.

İşte tablonun karşısındayız. İş, artık sadece gençlerin değil ev kadınından, öğrencisinden, emeklisine karnını doyursa faturasını, kirasını ödeyebilmek için, üstünün başının açıkta kalmaması için didinen herkesin aradığı şey iken bir çalışanın kendi isteği dışında gerçekleşebilecek vakitsiz emekliliği, o insanların, ailelerin hayatlarını biçimlendiren  düzenin çarkına çomak sokmaya benzemeyecek midir? Yani evinden arabasına, özel üniversitesinden orta öğrenimine çocukların okul taksitine dek giderlerin, çocuklarını evlendirebilmek için, sağlık giderleri için çekilen kredilerin artık karşılanamaması, parasızlıktan ilaçların alınamaması anlamına gelmez mi?  Belki yirmi yıl vadeli çekilmiş konut kredileri bunca yıl ödenmişken ödeyemez duruma gelince evin elden gitmesi anlamına gelmez mi? Evi elden gidenler nereye gidecekler? Sonuçları ne olur böylesi bir şey Allah korusun gerçekleşirse? 

Herkes işine başladığındaki kanuna tabii olmaya devam ederken gece gündüz yana yakıla iş arayanlara, gençlere iş kapısının açılması, çalışanların vakitsiz emeklilliğinden mi geçmektedir? Tarımından sanayisine yeni iş imkânlarının oluşturulması, hayatlarını yoluna koymak için didinmiş kurulu düzen sahipleri için de, hayatını yoluna koymaya yeni başlayacaklarının kuracağı  düzenler için de en iyisi değil midir? Tablo gülen insanlarla dolu olsa, mutlu bir tablo olmaz mı?
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 227.09.2018


Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    ARŞİV