20 Ağustos 2019 Salı

EĞER İLE MEĞER EVLENDİĞİNDE

06 Aralık 2016, 15:45
EĞER İLE MEĞER EVLENDİĞİNDE
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)
 Eğer ile Meğer Evlendiğinde
-Aksaray’ın Yeşilova’sının bir atasözünden yola çıkarak-
Düşmeli kalkmalı, dibe vurmalızirvelere çıkmalı, ne oldum delisi olmaktan neydim ne oldum çizgisine gelmeli, kurdun kocası durumuna düşmekten kurnaz tilkilerin elinde oyuncak olmaya, acısıyla tatlısıyla, iyi günü kötü günüyle hayat geçedururken o hayatı kendimizce anlattığımız birkaç vurucu sözcükdökülür dilimizden. 

Sıradandır çoğu anlatımımız. Günün en bildik şeyleridir.  Hani yemek içmek, uyumak, gezmek gibi. Havadan sudan. Ondan bundan. Sırası gelince söylenir kimi sözcükler…Yerlerini alacak başka bir sözcük de yoktur onların. İlle de onlarla girilir lafa ya da onlarla biter cümleler.  Hani iz bırakabıraka  gelip geçmiş de geçerken de delip de geçmiş olayların ardından kullanılır onlar. Onlar, bir anlatımınrengidir. Yalnızca çekenlerce duyumsananlarıngelgitleridir. Konunun hangi yöne seyredeceğini gösteren yol işaretleridir. Yürekte kalmış izlerinhabercisidir. Derininden. Yel olsa da uçuramaz o sözcükleri hiçbir şey; ama hayatın ne yellerinin, ne fırtınalarının uçurduklarını topu topuo üç sözcük vurgular. Eğer; Meğer; Keşke.

Baştan gelip geçenlerin bazıları acıtırken en anılası olanlar, anlatanı da dinleyeni de güldürenlerdir. Anlatanın dahi gözlerinden yaş getirten, yanakları ağrıtarak güldüren olaylar olsaydı keşke bahsettiklerimizhep. Ya da dinlediklerimiz. Öyle olmaz ama çoklukla. Kimi yaşanmışlıklar burnun direğini sızlatır;ciğerleri pareler;yürekleridağlar. O hatırlanıldığındaiç acıtan bahsisler,sıradan sözcüklerle bitmez. Pekiştiricileri vardır ille de. Üç tane. Biri söylenince,peşi sıra pekişe pekişe gelir diğer ikisi de. Ya “Eğer” denilir ilk olarak ya “Meğer”… Sonuç çıkarmaya gelince sıra, işe “Keşke” karışır bu kez."‘Eğer’, ‘Meğer’ ile evlendiğindeçocukları ‘Keşke’ olurmuş” der Aksaray’ın Yeşilova’sının bir atasözü.

Hepimizin “Eğer”leri de vardır, “Meğer”leride. En çok “Keşke”lerolmasa keşke.

“Eğer”ler, yalnızca varsayımlar üzerinde konuşurken masumdur. Gerçekler hakkındaysa konunundüşkırıklığı yaşatmış yanılgı dolu bir olgu olduğunu  baştan haber verirler. Kendi ya da çok yakından birinin başına gelenler anlatıldığında  kullanılıyorsa“Eğer”, o zaman onlar için bir şeyler yolunda gitmemiştir. “Eğer o yol değil de öbür yol olsaydı başa bunlar gelmeyecekti” pişmanlığının da içine düşülmüştür. Pişmanlıklar közdür. Malum, közler, sönmüş gözükse de için için yanan ve yakan ateştir. Kim ister ateşlere düşmeyi? “Eğer”, imdat sözcüğüdür. Eğer öyle yapılmamış olsa idi şimdi köz ateşlerde közlenilmeyecek duru suların eteklerindeserinlenilecekti elbet. Bir kez “Eğer” ile başlanılmasın bir anıya…Baştan belli ki sonu pek hayırlı gelmeyecektir. 

“Eğer” ile anlatılan her ne ise, “Meğer” hemen onun ardından gelir. Ya da “Meğer”, “Eğer”in takipçisidir. Birbirlerinin ikizidir bu sözcükler. Biri söylendiğinde öbürü ha söylendi ha söylenecektir. 

Bu yüzdendir sadece akla gelebilecek tüm olasılıklarındüşünüldüğüakıl yürütmelerinde “Eğer”inkullanılmasını sevmem. “Eğer öyle olursa ardından şunlar olacaktır büyük ihtimalle” ya da “Yok eğer böyle olmaz da şöyle olursa şunları da göz önüne almalıyız” diye beyin fırtınası eserken kulağa en güzel gelir “Eğer”. Bir de “Eğer”, en çok şiirlere yakışır. RudyardKipling kullanımıyla mesela.Öğüt verirken güzeldir “Eğer” sözcüğü. Yalnızca, “Eğer bir dakika daha geç kalsaydınız sonuç iyi olmazdı” müjdeleri dışında iyi haber vermez eğerler.

Hani desek ki, “Eğer sevgisizlik, hırs, para, kalpleri ele geçiren putlar insan ruhuna hakim olsaydı, o zaman tüm sözlüklerde ezim ezim ezilecek sözcüklerhangileriolurdu?” Kabaca sözlük desek de aslında insani duyarlılıktan, yürekten inleyerek harf harf dökülecek ilk sözcükler,“Sevgi, insanlık, insani değerler, hoşgörü, halden anlama”olurdu o vakit. Ve o kavramlar dallardan sonbahar yaprağı gibidöküldüğünde geriye kupkuru, yeşilsiz ağaçlar kalırdı. Meyvesiz, çiçek açmayan,gölgesiz ağaçlar. Baharı da sonbaharı da kupkuru ağaçlar. Kökten kuruttuğumuz ne olursa olsun onu kuruttuğumuzu gördükten sonra  bu sefer pişmanlık içinde hangi sözcükleri kullanırdık?Eğer, bir gün olur da kendi iç dünyamızı, başkalarının dünyalarını bu hale getirirsek o zaman gizli ya da saklı; ama mutlaka gözlerden yaşlar akarak söyleneceklerin başında “Meğer” ile başlayacak cümleler gelmez mi? “Ne büyük hata içine düşmüşüz. Yanılmışız. Oysa o zamanlar ne kadar da haklı olduğumuzu, doğru yaptığımızı düşünmüştük. Bu sonuçları hiç düşünmemiştik” sitemlerinin kapıları, “Meğer” anahtarı ile açılır. “Meğer”, bir iç dökmedir. Aldanmanın, yanılmanın, yanlış yapmaktan duyulan kederin en özlü vurgusudur. Keskin. Lafa “Meğer” ile giriliyorsa ya anlatanın şaşakaldığı bir şey dinleyeceğizdir ya da şaşakalacağımız beklenmedik birşey işiteceğizdir. Sürprizli sonuçların ön habercisidir  “Meğer”.

Ve “Meğer”inardı sıra gelen cümleler de kesinkes “Keşke” ile başlar; “Keşke o hataya düşmeseydik”;  “Keşke buna sebep olmasaydık” dillere pelesenk olur pişmanlık dolu anlarda. “Keşke vaktinde görebilseydik bugünleri de bunlar başımıza gelmeseydi” diyen, bir daha kolay kolaymutlu olamaz.Keşkeler, yakıcıdır.

“Eğer” ile  “Meğer”in biraraya gelmesinden sonraki “Keşke”li aşama, dönüşü olmayan yoldur. Köprülerin yıkıldığı, gemilerin yakıldığı çaresizliktir. Dövünmektir; dönüşsüz noktalarda. Keşke o aşamalara hiç gelinmese ya da olabildiğince az gelinse. 

“Eğer”in de “Meğer”inde dilde olmaması,yolun “Keşke”lerdengeçmemesi demek. Yolun keşkelerden geçmemesi, başın ağrımaması demek. Başı ağrıyan, çoklukla yakınlarının da başını ağrıtır. Yani içler yakan yürek patlamalarından taşan lav ırmaklarında tek başına yanılmaz. Yaşıyla kurusuyla birlikte yanılır.

Eğer hayatı yapboz olarak görüp, birşeylere kalkıştığımızda ona kendi gözümüzden yetmedi başka gözlerden, kendi aklımızla yok olmadı başka başkaaçılardan bakarak etraflı düşünmeyipo konuyu her yönüyle ele almayı küçümsediğimiz anlardadüştüğümüz hatalar, sil baştan başlamak demektir. En başa dönmek demektir. Her ne ise o konuya kolları yeniden sıvamaktır. Tekrar tekrar. Yenilen pehlivanlar misali.

Hayatı yapboz yapmak…Yap; olmadı boz; yeniden yap! Bu, hayatın akışını, tadını bozar. Bu, güveni, inancı sarsar. Yıkıcıdır. Bozuk olanla da doğruya erişilemez.

Yanlışlar, ders almak içindir. Yanlışlardan ders alınmadıkça “Eğer”le başlayıp “Meğer”le devam eden, aklın başa sonradangeldiğini anlatan “Keşke”yle biten yakınmalarsilsilesisürer gider. Hep “bir defaki sefere”dir doğru adım. O bir dahanın ardında nice “bir defa daha”lar sıradadır oysa. Sırası geldiğinde  bir dörtlük söyletmek üzere;
“Demir tava geldi,
Ateş bitti.
Akıl başa geldi,
Ömür bitti”.

Bırakalım bitenler,yaşanmışlıklarımızı aktarırken dildendökülen, pişmanlıkla pişmiş “Eğer”, “Meğer” ve çocukları “Keşke” olsunyalnızca.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 19.01.2015, 11:41
Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV