13 Aralık 2017 Çarşamba

Yahya Kemal, Nazım Hikmet'in Babası mı olacaktı?

Bugün 16 ocak 2017, Nazım Hikmet'in 115. yaş günü ... Yahya Kemal Beyatlı evleneceği tek kadını seçmişti ama onunla evlenemediler! Peki neden?

26 Nisan 2017 Çarşamba 15:24
Yahya Kemal, Nazım Hikmet'in Babası mı olacaktı?
                      

YAHYA KEMAL BEYATLI VE CELİLE HANIM

Celile hanım ve Yahya Kemal, bir toplantı sırasında tanıştılar. İkisi de sanatçı, ikisi de hayata aynı pencereden bakıyor, ikisi de evlenmek istiyordu...
.............
Enver Paşa’nın kızı olan Celile, yine bir Paşa oğlu olan Hikmet Nazımla küçük yaşında evlendi... Güzel, alımlı, bakımlı olan Celile karekter olarak, çok sağlam ve güçlüydü. Oğlu Nazım Hikmet’i kucağına aldığı ilk anda” Getirin oğlumu, ben varlığımı idrak etmek istiyorum”  Diyecek kadar güçlü. İlk evliliğinde aşkın ne olduğunu anlayamadı, çünkü kendisini beğenen aile büyükleri sayesinde evlendirildi. Belki başka şeyler vardı aklında, belki de çok küçüktü ve aşkın ne olduğunu bilmiyordu. Eşi Hikmet Nazım, çok meşgul bir adamdı. Herkes tarafından beğenilen, bir çok meziyetleri olan Hikmet Nazım genç yaşında ölünce, Celile hanım dul kaldı.
Yahya Kemal, zorluklarla geçen çocukluk ve gençlik yıllarından sonra, biraz daha içine kapanık, biraz daha sıkıntılı biri olmuştu.Hatta onu tanıyanlar, korkak olduğunu bile iddia ediyorlardı. Belki Celile hanım kadar ayakları yere basmıyordu, belki daha önce bir kadına bu kadar büyük bir aşk duymamıştı, belki...
Bir toplantıda tanıştırıldıklarında, ikisi de gönüllerinde bir ateşin yanmaya başladığı hissettiler. Sanki senelerdir tanışıyorlarmış gibi sohbetlere daldılar orada. O kadar mutluydu ki ikisi de. Belki de bu duyguları ilk defa yaşıyorlardı... Toplantı boyunca, birbirlerini daha iyi tanımak için konuşup durdular. Zaten onlar istemeseler de, kelimeler ard arda dökülüyordu dudaklarından... Yahya Kemal’in duygulu mısraları, onları o gece aşık etti birbirlerine...
yahya kemal beyatlı ile ilgili görsel sonucu
 Celile hanım, Yahya Kemal’den 4 yaş büyüktü ve bir çocuğu vardı. Yahya Kemal ise daha önce gönlüne koyacak bir sultan bulamamış, hiç evlenmemiş ve belki de  kimseyi yeterince sevememişti...
Onların aşkları,  bir anda çakan şimşek gibi gelişmeye başladı. Celile  Hanım Yahya Kemal’e ne kadar aşıksa, Yahya Kemal’de Celile hanıma o kadar aşıktı. Aşk önceden hazırlanacak bir şey değildi ki ! Bir anda  her şey olup bitmişti işte !
Celile Hanım’ın oğlu olan Nazım Hikmet, edebiyata çok düşkündü. Kaderin bir oyunumudur, yoksa Celile hanım’ın önceden hazırladığı bir oyun mudur bilinmez ama Yahya Kemal Nazım’ın hocası olmuştur. Ve oğlunun evde özel edebiyat dersleri de almasını sağlar Celile hanım... Yahya Kemal ile daha sık görüşebilecekler ve oğlu Nazım’da yeni babasına  alışacaktır böylece.
Günler günleri kovalıyordu ve Nazım’ın edebiyata olan düşkünlüğü, Yahya Kemal ve Celile Hanım’ın rahatça buluşabilmelerini sağlıyordu.16 yaşlarında olan Nazım ise artık bu işin içinde başka şeyler olduğunu anlamaya başlamıştı. Yahya Kemalin eve her gelişi, Celile hanım’ın giyinip süslenmeleri, havalara uçacak kadar mutlu olması,sonra Yahya Kemal’i evlerinin kapılarında karşılamaları, ders bittikten sonra “ Hadi sen bahçeye çık” diyerek onu evden uzaklaştırmaları...
Sonra karşılıklı oturup saatlerce sohbet etmeleri, kristal bardaklarda içilen çaylar, kahkahalar, sohbetler...Yine  bir şey anlamayacaktı, Yahya Kemalê eve gelen bir hoca muamelesi yapıldığını düşünecekti belki ama, bir gün evden çıkarken, hocasının annesine sarılarak veda etmesi, Nazım’ın düşüncelerini alt üst etmeye yetti. Nazım o kadar mutsuzdu ki... Annesi ile hocasının aşkı onun canını acıtıyordu adeta. Yaralı bir kuş gibiydi...
celile hanım ve yahya kemal aşkı ile ilgili görsel sonucu
Bu arada Celile hanım ve Yahya Kemal, evlilik için hazırlıklara başlamışlardı bile... Artık hep birlikte yaşayacaklar, aynı çatıyı paylaşacaklar ve mutlu bir yuvanın bireyleri olacaklardı. Tek önemli konu, bunu Nazım’a anlatmaktı. Bunun da zamanla aşılabileceğini düşünüyordu Celile hanım. O bir  çocuktu ve nasıl olsa kabullenecekti Yahya Kemal’i...
Celile hanım ve Yahya Kemal’in aşkları öyle derinlerdeydi ki, artık vazgeçilmesi çok zor bir hal almıştı. Birkaç gün görüşemeseler, mektuplar yazıyorlardı birbirlerine. Celile hanım hiç yaşamadığı şeyleri yaşıyordu. Ve aşkından ölecekti neredeyse. Birkaç gün görüşemediği Yahya Kemal’e bir mektup yazdı. Mektubunda diyordu ki ;
Bugün pazar; belki gelirsin diye üç vapurunu bekledim. Gelmedin mahzun oldum. Çok çok göreceğim geldi; beni niye aramadın, sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi. Ben o günden beri, yani salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum. Evimiz için çalışıyorum. Sen ne yapıyorsun, benim artık tahammüle, sabıra mecalim kalmadı. Benim nikah muamelem oldu. Şimdi senin evlenmeye engelin olmadığını belirten bir kağıt istenmiş. Sana arzu ettiğim gibi ne zaman bir yuva yapacağım. Canımın içi pek çok göreceğim geldi, hemen gel... Binlerce güzel gözlerinden öperim... Karıcığın Celile...
Yahya Kemal’in  ders vermeye geldiği bir gün yine  ana oğul kapıda karşıladılar onu. Celile hanım ne kadar mutlu heyecanlı, coşkuluysa, nazım o kadar donuk ve asabiydi. Bir şeyler olduğu belliydi ama çocuktur diye çok üstünde durmadılar. Ders boyunca gergin ve sinirli hareketleri olan Nazım, Yahya Kemal’i doğru dürüst dinlemedi bile. Ders sonunda, Yahya Kemal ve Celile hanım çay içmek için salona geçtiler.Birbirlerini bekledikleri günler boyunca, heyecanları o kadar artmıştı ki... Celile hanım, Nazım’a seslendi yine;
- Nazım, sen bahçeye çık oğlum, biraz nefes al...
nazım hikmet annesi celile ile ilgili görsel sonucu
Nazım Hikmet bu sefer onların dediklerini yapmayacak ve Yahya Kemal’i hayatlarından uzaklaştıracaktı.Onların şen kahkahalarını dinledi bir süre, bu kadar gülecek ne vardı ki ? Ne anlatıyorlardı ? 
Neye gülüyorlardı bu kadar ? Nazım dinledikçe, sinirleri daha çok bozuluyordu.... Eline aldığı bir kağıda aelacele bir şeyler yazıp, Yahya Kemal’in portmantoda asılı duran pardösüsünün cebine koydu ve  bahçeye çıktı. Onların fısır fısır konuşup, şen kahkahalar atmalarına daha fazla dayanamayacaktı...
Yahya Kemal’i köşkün kapısına kadar geçirip, gülen gözlerle yolcu eden Celile hanım, evlilik günlerinin yaklaşmasının verdiği heyecanla,”evlilik işlemlerini halledin Yahya bey” Diye seslendi ardından. Birlikte mutlu mesut yaşayıp gidecekleri günler o kadar yakındı ki...
Yahya Kemal vapura yetişmek için acele ediyordu. Koşarken,cebinde bir şey olduğunu farketti.Çıkarıp baktığında ;”Hocam olarak girdiğiniz bu eve, babam olarak giremezsiniz!” yazılı  pusulayı gördü. Öğrencisi Nazım’dan aldığı bu ders, onun çok ağırına gitti. Celile hanımla olan münasebetini tekrar gözden geçirme kararı aldı o gün...
Olanları duyan Celile hanım, Yahya  Kemal’in onu artık aramamasına çok ama çok içerler. Onun böyle küçücük bir şey yüzünden bu aşktan nasıl vazgeçebildiğini düşünür günlerce. Araya birilerini koyup, Ona mektuplar yazar ama Yahya Kemal kendisini istemeyen bir çocuğa baba olma fikrine alışamaz  bir türlü... Çok çabuk vazgeçer Celile Hanımdan... Bu büyük aşkın bu kadar çabuk bitivermesi Celile Hanım’ı çok yaralar. Yahya Kemal’den umudu tamamen kestikten sonra bir evlilik daha yapar ama çok uzun sürmez evliliği.
İnsanın gönlünde biri varken, bir başkasını sevmesi güçtür... Celile hanımın ikinci evliliğini hemen bitirmesi, bunun en güzel örneğidir. Yahya Kemal ise, o kadar büyük bir vurgun yemiştir ki,  hayatı boyunca hiç evlenmez... Hayatındaki en önemli sayfa olan Celile hanım sayfasını da bir daha açmamak üzere kapatır...


YAHYA KEMAL BEYATLI (BİYOGRAFİ)
Şafaktan önce uyandım, bahar odamdaydı
Mayıs çiçekleri etrafa öyle bir yaydı
Ki varlığım büyülenmişti en derin hazla
Cihanda lezzet alınmaz bu duygudan fazla
Seven kadınla seven erkeğin visali gibi
Sürekli sevgiyi duydukça anne topraktan
İçimde korku nedir, kalmıyor yok olmaktan…

                                                          Yahya Kemal Beyatlı
     2 Aralık 1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İlköğrenimini İstanbul’da Vefa Lisesi’nde tamamladı. Paris’e giderek (1903) bir yıl bir kolejde Fransızcasını ilerlettikten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Dokuz yıl kaldığı Paris’ten döndükten (1912) sonra, İstanbul’da üniversitede çeşitli dersler okuttu (1915-1923), Urfa milletvekili oldu (1923); Varşova (1926), Madrid (1929) Ortaelçiliklerine atandı, Tekirdağ (1935-1942) ve İstanbul (1943-1946) milletvekilliklerinde bulundu. Büyükelçi olarak Pakistan’a gitti (1948), bir yıl sonra emekliye ayrılarak yurda döndü (1949). Rumelihisarı mezarlığında gömülü. Spor ve Sergi Sarayı civarındaki parka bir anıtı dikildi (1968) Kişiliğini Paris’te okurken ünlü tarihçi Albert Sorel’in derslerinden aldığı tarih zevkiyle, Fransız şairlerinin (Jean Moreas, Baudelaire, Verlaine, vb.) ölçü ve biçim güzelliklerinde buldu. 
Paris’e gidişi, II. Abdülhamit baskısından bir kaçış olduğu halde, orada siyasi faaliyetlere katılmayarak sanat çevrelerinde kendini yetiştirdi. Avrupa dönüşü Yeni Mecmua’da "bulunmuş sayfalar" başlığıyla yayımladığı gazel ve şarkılarla tanındı (1918). Bu neo-klasik şiirler, onun çıkış noktasının Osmanlı tarih ve şiiri olduğunu gösterdiği gibi, sonradan yeni şekiller ve sade dille yazdıklarında da şairin genel olarak Osmanlı medeniyet ve kültürüne bağlı kaldığı görülür. 
Onda tarih, vatan, millet ve İstanbul sevgisi, hep bu açıdan işlenir. Osmanlı medeniyeti yüzyıllar boyu en yüce eserlerini İstanbul’da yarattığı için, Yahya Kemal’deki İstanbul, Boğaziçi ve Türk musikisi hayranlığına, tabiat güzellikleri yanı sıra, tarih değerleri de girer. Duygu, düşünce ve hayali ustalıkla kaynaştıran şair, pek çoğuna hikaye karakteri verdiği lirik-epik şiirlerinin konularını aşk, tabiat, deniz, ölüm ve sonsuzluktan da alır. İç ahengi her şeyden üstün tutuşu, şiiri "musikiden başka türlü bir musiki" kabul edişi; "Ok" şiiri bir yana, bütün şiirlerini, bu ahengin sağlanmasına daha elverişli gördüğü aruzla yazmasına sebep oldu Yahya Kemal, şiirlerini, makale ve hikayelerini sağlığında kitaplarda toplamamış, eserleri dergilerde, dağınık kalmıştı. Ölümünden sonra dostları ve hayranları tarafından bir Yahya Kemal’i Sevenler Cemiyeti kurulduğu gibi, İstanbul Fetih Cemiyeti’ne bağlı bir de Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi açıldı (1961). 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV