13 Temmuz 2020 Pazartesi

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

09 Mart 2020, 11:13
DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

                                                                                         Av. ALEV SEZEN

                                                                                            M.A. Adli Bilimler Uzmanı
                                                                                            av.alevsezen@gmail.com  



8 Mart 1857’de Amerika’nın New York şehrindeki tekstil sektöründe çok ağır şartlarda çalışan kadınların ayaklanmasıyla başlayan ve 1977’de Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısında “kadın hakları, uluslararası barış günü” olarak kabul edilen 8 Mart, bugün dünyanın her yerinde “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmaktadır.
Böylesi günler konuları ile ilgili çalışmaların, verilerin gündeme getirilmesine ve kamuoyunun dikkatinin çekilmesine vesile olan temsili günlerdir.
Kadın hakları mücadelesi dünyada her dönem az veya çok gündemde yer almıştır. Bu mücadele “feminizm”in doğuşuna da sebep olmuştur. Başlangıçtaki düşünceler zamanla kaybolmuş feministler kendi aralarında birçok fraksiyonlara bölünmüştür (liberal, sosyalist-marksist, radikal, varoluşçu…). Bu fraksiyonlar kendi aralarında da anlaşamamaktadır. Günümüzde feministler -istisnalar hariç- toplumdaki algıyı doğrular şekilde “erkek düşmanı” söylem ve eylemlerle karşımıza çıkmaktadırlar. 
En doğrusu hayatın her noktasında sonu “izm” ile biten akımlara kapılmaksızın kendimizi sonu “ist” ile bitecek şekilde tanımlamamaktır. Kendimizi inancımıza göre tanımlayarak, inancımızın ve değerlerimizin doğrultusunda yönümüzü çizmeliyiz.  
Etki tepkiyi doğurur. “Kadın düşmanlığı” “erkek düşmanlığı”nı, “erkek düşmanlığı” da “kadın düşmanlığı”nı (mizojini) doğurmaktadır. Kadın-erkek birbiri ile çatışan, düşmanlaşan kısır bir döngünün içerisine çekilmektedir. Yapmamız gereken kim olursa olsun mağduru korumak, herkesin hakkını vermek, adaleti sağlamaktır. Kısacası “hak-hukuk” ekseninde hareket etmektir.
Bu süreçte gözlemlenen belki de en üzücü durum kadınların sadece “şiddet” ve “aile” konularının içerisine sıkıştırılmış olmasıdır. Şiddet ve aile sadece kadınların meselesi değildir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da kadın ve erkeğin birlikte hareket etmesi şarttır. Sadece kadınlar üzerinden bu çalışmaların yürütülmesi başarısızlıkların da kadınlara yüklenmesi sonucunu doğurmaktadır. 
Kadınların idaresindeki STK’lar için de durum farklı değildir. Kadınların idaresindeki STK’ların çalışma ve söz sahibi olduğu alanın sadece “kadın, çocuk, şiddet ve aile”den ibaret olduğu kabul edilmektedir. Üstelik bu zihniyet Devlet kademelerine de hâkimdir. 
Nüfusun yarısını oluşturan kadınların potansiyeli heba edilmektedir. Kadınların önü bilim-teknoloji, çevre-tarım-doğal kaynaklar, ekonomi, sağlık, eğitim, siyaset, uzay-kutuplar… her alandaki çalışmalarda açılmalıdır. Böylece atıl kalan önemli bir güç harekete geçirilmiş olacaktır.
Uluslararası kuruluşların Müslüman kadınların önünü kesmek için ev ödevi verir gibi gündemimizi ve çalışma alanlarımızı belirlemesine “DUR!” demeliyiz. Kadınların bilgi ve birikimini milletin, ümmetin ve tüm insanlığın faydasına kullanmanın önündeki iç ve dış tüm engelleri kaldırmak için erkekler de dâhil elbirliği içerisinde var gücümüzle çalışmalıyız. 





Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    ARŞİV