13 Aralık 2019 Cuma

ÇİMLER SULANIRKEN

12 Temmuz 2019, 09:51
ÇİMLER SULANIRKEN
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

 

Otuz üç derecelik Temmuz sabahında saat daha altı bile olmadan ayaklanınca göz açabilmek için kahve  gerek. O da işyerindeki kahvaltının ardından. Yani üç saatten daha fazla bir süre sonrasında. Kahve kokusu, yolu gözlenen yolcular misali. 

Böylesi sıcak sabahta, susuzluktan dili dışarıda, halinden yavruları olduğu besbelli dün gördüğüm köpek geldi aklıma. Burada da fazlasıyla köpek var. Oraya buraya bırakılmış  su kaplarından köpeğinden, güvercininden saksağanına içiyor. O zaman, içini tam sıyırmadığım yoğurt kabını su ile doldurup bir nevi ayran yani proteinli su bırakayım sokağa. 

Daha kabı bırakır bırakmaz dallardan saksağan kanat çırpışları duyuldu. Yoğurtlu sudan her seferinde ilk onlar içer.

İki yüz metreden biraz daha uzun yokuşun başındayım. Sağ yandaki, yemyeşil çimleri dün akşamki gibi sulanan,  ince ve uzun bir dikdörtgeni andıran  parkın köşesine birkaç adım kaldı. Kapkara gözlüklerimin gerisinden sulanmaktaki çimlere bakıyorum. Çimlerin üzerinde yumruk büyüklüğünde taş gibi bir şey var. Yok, taş olamaz o. Olsa olsa bir kaplumbağadır. 

Tam parkın köşesindeyim. Çimlerdeki şey hala hareketsiz olduğuna göre onu taş sansam yeridir aslında. Taş olmadığından öyle eminim ki ama. O bir kaplumbağa. Biliyorum.

Biliyordum. O bir kaplumbağa. Hareket etmese de bağası bir desen gibi duruyor çimlerde. 

Henüz çok genç. Küçücük. Sıkıca yumruk yapılmamış bir el kadar. Parka gelmiş sabah sabah. Yoksa yuva bellediği yeşillikler artık kapkara oldu da oralardan mı çıkageldi buralara? 

Sulama  sırasındaki sabah gezintisi mutlaka çok hoşuna gitmiştir. Benim hoşuma gitmeyen bir şey var ama. Ya kaplumbağa yola çıkarsa! Evvelce bu kaplumbağanın  kaç katı irilikte kaç tane tosbağa topladım bu yollardan. Ele alınınca önce kabuklarına çekilirler sonra boğuk sesleriyle yavaştan başlarını  çıkarıp huysuzlanır, yaramaz çocukların el kol çırpmasınca ayaklarını hareket ettirirler.

Şöyle bir bakıyorum saatime; sonra da yola. Servisimin gelmesine daha var. Yokuş her zamanki gibi ne kadar sakinse ana yoldaki trafik o kadar göz korkutucu. Yeniden kaplumbağaya dönüyorum. Endişelenmemek elde değil o küçücük şey için. Parkın yanı başı yol. Eğer yola çıkarsa diye korkum. O zaman onu parkın ortalarına bırakırım. Bu da zamanımı alır.  Kaptana telefon açar, “yoldayım, durağa birkaç dakika var” derim.

Neyse ki yola doğru ilerlemiyor. Yönü,  parkın içlerine doğru.  Tepelerden gelmiş olmalı. Sabahın erkeninde  iki yol aşıp buraya gelmesinin nedenini düşünmeye gerek bile yok. Çimler sulanırken  su içecek. 

Kaplumbağa usuldan uzaklaşırken içim rahat yokuşu inmekteyim. Buraların tarla dönemlerinden kalma artık yabanileşmiş,  sararmış çavdarlar yatık yatık. İçlerinde kuşlar cıvıldaşıyor. Eğer dik dursalar, yol kenarına başaklardan adam boyu çit örülmüş gibi gözükürlerdi.  

Tam durağa geldim ki bir belediye otobüsü durdu. Çoklukla karşı şantiyelerde çalışanlar iner bu durakta. İnşaat bitince  gözükmez olurlar, birkaç yıl boyunca tam o saatte orada inenler.

Bir kadın indi, gençten. Solgun, kederli gibi.  Ağladı ağlayacak sanki. Mutsuz gözüküyor.  Yorgun, bezgin. Her şeyinden belli ki bu sabah, buradaki bloklardan birine temizliğe geliyor. Yeni başlamış olmalı. Belki temizliğe ilk gelişi. Bilmediği insanlar, koskoca evler onu şimdiden tasalandırırken  aklının geri planında neler var kim bilir! Geçim derdi, belki işsiz bir koca, çocuklar, borçlar, boş bir buzdolabı? Onu ilk kez  gördüğümden ben de biraz temkinliyim. Artık en yakınlardan beklediğiniz durakta duran otobüsten indiği için ilk kez görüp  kim olduğunu bilmediğiniz hiç kimseye   güven duygusu ile yaklaşılmadığından beri…

Yüzü karmakarışık. Adım atacak hali yok sanki. Devrile devrile yürüyor. Oysa genç daha. Otuzu yakınlarda geçmiş olmalı eğer otuzun üstünde ise yaşı.  Bana doğru ilerliyor. Evet, yanılmamışım, temizliğe geliyor. Başı yerde. Eminim adım bile atacak hali yokken en küçüğü yüz elli metrekare olan evlerden birindeki başta duvarları kaplayan Ankara tarzı güverte camlarınca camlar, halılar olmak üzere temizlik gözünde büyüdükçe büyüyor olmalı böylesi sıcak havada.  Yanımdan geçip, yokuşu isteksizce tırmanmaya başlıyor. 

Kırmızıda mı geçmiş bu kafa kafaya giden, yok,  aslında yarışan alabildiğine lüks iki araba? Biri sol, diğeri orta şeritte. Soldaki at başı önde. Birbirlerine o kadar yakın ve hızlı gidiyorlar ki. Yavaş olsalar sohbet ettikleri bile düşünülebilir. Bir sürtünme olsa bu sıcakta, fizik kuralları gereği arabalar alev alsa yeridir. Hiç umurlarında değil ama sürücülerin. Bir iki saniyeye kalmadan rüzgâr gibi geçtiler durağın önünden, onlar geçerken birkaç adım geri çekildiğimi fark ettim. 

Servisi görebilmek için başımı yarışan araçlardan yolun aşağısına çevirdim. Kasasız, arkasında düz bir taşıyıcı olan bir  TIR geliyordu. Üzerinde  demin yarışanlar kadar lüks, kaza yapmış bir araba. En sağlamlardan. Ama nasıl bir kaza olmuş ise, aracın  önü dümdüz, ezilmiş. Sürücüye ne olduğunu düşünürken gözüm farkında olmadan yarışan arabaları aradı ilerilerde. Gözükmüyorlardı.

Bu sabah servise bindiğimde  aklım o küçük kaplumbağada, yılgın görünen gencecik temizlikçi kadında ve yoğun trafikli bir anayolda yarışan pervasız sürücülerde kaldı.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 10.07.2018

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 2 yorum mevcut

    • Yasemin YÜKSEL @Selçuk Aras 5 ay önce yorumlandı

      teşekkür ederim.

    • Selçuk Aras 5 ay önce yorumlandı

      Elinize sağlık. ..
      Tüm samimiyetinizi satırlarınıza katmışsınız...
      Kutluyorum...

    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    ARŞİV