22 Şubat 2017 Çarşamba

Çatlak Sırça yüreklerin kırgın sesleri

07 Şubat 2017, 09:25
Çatlak Sırça yüreklerin kırgın sesleri
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

Diyor ki türkü,“Herkesin bir derdu var,
Durur içerisunde”

Doğru. Hem de nasıl doğru şu dert konusu. Sağlaması da çok kolay bu yargıyı. Bir telefon açmak…Koridordakilere  bir  hal hatır sormak.AVM’nin orta yerindeki koltuklarda, otobüste yanınıza oturanla ya da hastane  koridorlarındasırfayaküstü sohbet etmek için laf açmışken bir soruverin bakalım nasıl olduklarını.

Soru sormak, sorana bir ceza. İster yakına ister uzaktakine. Sorulara cevap çok verilecek;  yakınma, şikâyet, sitem, hoşnutsuzluklar içinde. Cevaplamak, karşıdakince dinlenmek; ama çoklukla karşıdakini hiç dinlememek demek. Öyle ya karşıdaki sadece dinleyici olmakla yükümlü!Sizi dinleyenlerin derdi hiç olmaz zira. Ya da “nasılsın” diye soranların.

Annem’inaltı gün beklediği kahve günümüz olan Cumartesi günü,kalabalıkça bir yerde kahve içiyorduk. Hep gittiğimiz yerde yine o masalardan birindeydik. Yanında incecik, parlak sarı, cam göbeği ve kırmızı alüminyumvari hışırtılı kağıtlara sarılmış çikolatalar ve küçücük bir şişe suylasunulan kahvelerimizi beklerken, içerken, içmemizin ardından annemle tek kelime konuşamadık. Çünkü bağrış çağrıştanbirbirimizi duyacak halde değildik.

Her hafta oraya gelmeyi adet edinmişmüdavim gruplar yine yerindeydi. Gruplardan birindeyoksa baştan mı savıldım tedirginliği içinde kaygıyla bakınan tek bir kişi vardı. Dayanamayıp yerinden kalktı. Belli ki gezinip alış veriş yapmış olarak elinde birkaç poşetle döndü yarım saat sonra. Beklemekte olduğu arkadaşları halen gelmemişti. On beş dakika kadar daha bekleyip gözleri yerde, düşünceli düşünceli ayrıldı. Geçen haftada aynını yaşamıştı. Anlaşılan arkadaş grubu artık ondan hoşnut değildi ve bu yaşta böyle bir dışlanma içeişliyordu. 

Her seferinde rastladığımız,  abartılı halleriyle  dikkat çekmede üstüne olmayan bir kadıncağız yan masada yüksek sesle konuşuyordu yine. Bağırırcasına. Masadakilerinkendinden yaşça hayli büyük olmalarını hiç umursamadan, kimselere eyvallahı olmayan halde herkesi teker teker paylamaktaydı. Aklına yatmayan kim olursa üstünü çizeceğini her üç beş cümlesinde bir yineliyordu. Sanırım böylesi pervasızca  yaklaşımı,internette sıkça karşımıza çıkan“size sorun çıkarıp olumsuzluk katanları hiç durmayın hayatınızdan çıkarın”tavsiyesi uyarıncaydı. Sıkça sosyal medya hesaplarından da bahsettiğine göre… İnsanları ayıklama işlemi hakkındaki bu salıkları okumuştu ve şimdi sıra uygulamadaydı.

Böyle uluorta bağıra çağıra, herkesi bir daha yanına yaklaşmayacak hatta şu saatleri onunla geçirdiklerine insanları pişman edecek kadar kırıcı, fevri, önce kendine bakmadan başkalarını yargılayan bu destursuz zihniyet, az önce bekledikleri bir türlü çıkagelmediğinden bomboş masada bir iki haftadır tek başına kalan yaşlı kadıncağız gibi yapayalnız kalacaktı  çok sürmez.Böyle bağırıp çağırarak değil, böyle en ufak hatalarda dostlarının üstlerini çizerek değil, bazen görüp de görmezden gelerek inşa olmaz mı oysa dostluklar? Gerçi görüp de görmezden gelmek deyişini elbette peşin peşin kabul edecek hali yok kimsenin.  Görülecekler var kuşkusuz, görülmeyecekler var. Ancak “kusursuz dost arayan dostsuz kalır” deyişini unutmazsak her şeyi kusur olarak görmeyiz gerçek kusurlar dışında. Hatta “insan çiğ süt emer” çıkarımına bile geliriz.  Yapılanları unutmasak da bir çırpıdakimsenin  üstünü çizmeyiz. Yoksa hoşgörünün üstünü çizmiş oluruz böylelikle…

Azarlansalar da masadaki kimse ağzını açamıyordu. Sandalyesi bizim sandalyemiz ile sırt sırta olan orta yaşı geçmiş bir hanım dönüp sıkıntıyla baktıktan sonra alçak sesle bize bir şeyler söyledi. Güngörmüş, öyle kolay kolay arkadaşlarının, komşularının hakkında atıp tutacak biri olmadığı belliydi.O, bizimle konuşurken bugün masa etrafında olmayan beş kişi hakkında ağza alınmayacak şeyler söylüyorduöfkeli  kadın. Sıkça “defolsunlar, çekip gitsinler, hadi yallah” gibi laflar çıkıyordu ağzından. Öyle bir havadaydı ki onun bilgisi, olabilecek en yüksek düzeydeydi vekendisiyle aşık atacak kimse yoktu. Söylediklerini sanki daha önce hiç kimse ne duymuş ne de öğrenmişti. 

Belli ki emekli sevimli bir çiftten erkek olanı,dikkati dağıldığından gazetesini masaya bıraktı. Kadın da zaman zaman alaycısından gülümseyerek konuşmaya kulak kabartmıştı. Böylesi bir bağırtının nereye varacağınımerak edenler  tam kalkmak üzere olsalar da meraktan kalkmayıp birer limonlu pasta yemeğe koyuldular.

Sonunda konuyu eğitime getirdi abartılı kişi. Eğitim hakkında biri vaktiyle bir şey demişmiş. “Neymiş o bakiyiiimm?!Haaaa, eğitim şartmış!” Şartmış da “eğitim şart”İngilizcenasıl denirmiş...

Defalarca “eğitim şart, İngilizce nasıl denir” diye bağırdı. Bir baktım elimi masalarına uzatmışım ve alçak sesle “bana bir kağıt kalem verin, yazayım” derken buldum kendimi. Bunu yapmaktaki amacım, bağıra çağıra söylenmesini engellemekti galiba. O zaman annemle iki laf edebilecektik çünkü.

Böyle insanlar beklemedikleri bir yardım ya da saldırganca olmayan bir tavır gördüklerinde sus pus oluverirler. Kuzu kesilirler oysa demincek kükremekteyken. Yelkenler iner. Balon söner. Öyle oldu işte yine. Bu kural şaşmadı gene.

Yerindenkalkıp kâğıt kalembakındı. “Telaşlanmayın, peçeteye yazarım, kalem olsun yeter” deyince kadınlardan biri minnetle bakarak kalem uzattı. Eğitim şart cümlesinin İngilizcesini yazdım.Bir başka cümle daha söyledi. Onu da yazdım. Bu kez en tatlı sesiyle deminki hiddetten uzak sorular yönelttibana. Tanımak için. Kısa cevaplar verdim. Yerine oturduktan sonrasesi birdenbire kısıldı. Esip gürlemesi, meydan okumaları neredeyse kalmadı. 

Çok şeyin sevgi açığından kaynaklandığına inanırım. Sevgi, ilgidir. Bir anne sevgisini elbette ilgisiyle gösterir. Yoksa el gibi olmazmı? Yine en yakın arkadaşınız sizin iyi gününüzde sevincinize ortakken kötü gününüzde de ilgisiyle yanınızda olmalıdır. Sevginin dili, ilgidir. İşte ilgiyiböylesi çekmeye çalışanlar, sevgiye yani ilgiye açlar aslında.Eminim içlerinde ilgi bekleyen küçücük çocuklar yatıyor. Kırılganlıklarını saldırganlıklarıyla gizleseler de bir gülümseme karşısında öfkelerininsaman alevi gibi söneceğine inanırım.Herkes insanca davranılmayı bekler; kendileri başkalarına öyle davranamasalar da. Aslında bağırtıları imdat mesajıdır. O kırıcı sözler, içteki yoksunluklardandır. Onların bu halinin farkında olmak, bazen o çığlıkların birdenbire dinmesine sebep olabilmek anlamına geliyor.

Haftaya gelecek mi, gelirse yine bağırıp çağıracak mı bilmiyorum. Ama bildiğim şey, insanların insanca davranışa hasret kaldıkları. Ki belki de kendileri insanlara  karşı hayli kabalar.

Sırçayürekleri çatlamış, kırıkları batıp da kanatan içlerin sesi ne kadar sertse içerdeki çocuk o kadar kırılgandır. Bağırtısı, içiyle dışı arasına çektiği duvardır. Delişmenlikleri, derdini anlatamadığındandır. Yani türkünün dediğince içtedir derdi tasası. Hayal kırıklıklarıyla  kalbi kırılmış olan böyleleri, başkalarını kırdıkça yalnız olmadıklarını görüp teselli bulmaktalar galiba.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL /Acemi Demirci), 14.12.2015
Acemi.demirci@yahoo.com.tr; AcemiDemirci

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    KARİKATÜR
    ARŞİV