24 Haziran 2019 Pazartesi

Aşındıran Rüzgâr, Dövücü Dalgalar Gibi Yıllar

15 Nisan 2019, 12:45
Aşındıran Rüzgâr, Dövücü Dalgalar Gibi Yıllar
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

İnsan doğası, dünya doğasının küçük ölçekli haritası sanki. Doğanın erozyonu, rüzgârın nefesiyle. İnsan doğasının erozyonu, rüzgâr gibi esip tozutan yılların şiddetinden ötürü. Depremler gibi yıkıcı; göçükler gibi çukur; obruklar gibi boşluk; köpekbalıklı denizler gibi tekinsiz yıllar, insanın bağrında ne fidan bırakır, ne de  kök saldırır. Dikenler bile dayanamaz o zorluklara. Rüzgâr gibi önüne kattıklarını oradan oraya  savurtan yıllar,   dağ gibi insanları tepe bile değil ola ola tümseklere dönüştürür. Ama erinde; ama geçinde... Zorlu hayatlarda daha erken görülür aşınmalar. Alında, yüzde kırışıklıklar, belde bükülmeler ile.  Kaymağın kaymağı addedilen hayatların koruyucuları olarak önde dalgakıran,  rüzgâr kesenler olsa da kalp zamanın yorgunluğunu unutmaz… 

Elli yaşındaki beş kişi yan yana durduğunda beş ayrı tablo oluşturabilirler… Yaşam tarzları,  hayat koşulları, alışkanlıkları, içinde doğdukları ailenin geninden maddiyatına her türlü özelliği, onları  tepeden tırnağa farklı gösterecektir. 

Elli yıl, beş ayrı kişide kimileyin sanki geride kalan elli değil de otuz beş yılmış gibi iken  kimileyin de altmış dokuz yıla denk bir görünümde olabilir.  Kimi zaman da de elli yıl, tam da elli yılın yıpratacağı kadar yıpratmıştır. Yılların yıpratma gücü bazen meltem, bazen fırtına, kasırga,  bazen de sabah esintisi şiddetinde. Kaba yelinden lodosuna değiyor yıllar yaşamlara. Bir yerlerden  bir yerlere fırlatıp atan hortumlar da cabası. 

Hangi rüzgârın dokunuşuna  maruz kaldıysa bir insan, uğradığı erozyon o yelin eliyle, onun yontusunun keskinliğince.

İyi bakılıp beslenilmiş, sevgi ile büyütülmüş, esirgenip korunmuş, diyeceğim gözbebeği özeni görmüş bir çocuk ile, zor koşullar içindeki yoksul bir ailenin çocuğunun  doğum tarihleri gün hatta saat olarak aynı olsa bile gülümsediklerinde dişlerinin görüntüsünden, yüz çizgilerine birbirlerinden farklıdırlar. Birinin omuzları ille düşük duracaktır. Boynu da, beli de ille bükük.  Ya elleri? Çatlak, nasırlı, yıpranmıştır birininki mutlak. Yaşıt olmak, aynı görüntüde olabilmek anlamına gelmiyor biri iyi diğeri zorlu şartlar içinde doğup büyümüş iki ayrı insan için. Dış görüntüyü doğum tarihi belirlemiyor o zaman, içine doğduğumuz şartlar belirliyor büyük olasılıkla. O şartlar, tatlısından kasıp kavuranına hayatımızdaki rüzgârlardır;  yüzdüğümüz denizin çırpıntılı ya da kabarmış azgın dalgalarıdır.

Televizyonda, haberlerde izledim yakınlarda. Yaşlı mıdır bilemiyorum; ama çok yıpranmış gözüken  bir karıkoca ki bir anlamda gün yüzü görmeden, yaşanmadan geçmiş tükettikleri yıllar. Yok, yoksullar. Öyle böyle değil enikonu dardalar, zordalar.  Buzdolapları tamtakır. Hallerini bilen bir pazarcı, bir kilo kadar domates vermiş. Bir başkası da  biber. Kış günü tek yemekleri o iki pazarcının verdikleri. Geçimlerini kadının dizip sattığı tespihler ile sağlıyorlarmış! Bir tespihi yirmi beş kuruşa satıyormuş adam. Ne kadar kâr ediyorlarsa ondan acaba? On kuruş kâr etse bile kaç on kuruş uç uca ulanırsa bir ekmek parası eder?

Dirseklerini gösteriyor kadın. Kırılmış. Doktor filan göremediğinden eğri kaynamışlar. Öyle bir kanıksanmışlıkla söylüyor ki halini. İçi cız ediyor insanın dinlerken. Kırılmış dirsekleri kendi kendine kaynadıkları için doğru kaynamamış haliyle. Eğri kaynamışlar. Dili bunları söylerken gözleri de sanki  “hayatımızda ne doğru ki sanki, dirseklerim doğru kaynamış olsun” der gibi. İnsanın dişleri kilitleniyor, sesi çıkmıyor kim bilir daha onlara benzer kaç binlerce insanın hali akla gelince!

Kadının da kocasının da yüzleri, kadının eğri tutmuş dirsekleri hayat rüzgârının uğrattığı erozyonu birebir anlatıyor. Kuru ağaçlara dönmüş adamın saçı başı dağınık. Bakışları, cebi kadar boş. Gözleri çaresizlik kokuyor. Acı gerçekleri dinlemek zor. Onlar çok değil belki otuz beş dakika ötedeki bir mahallede yaşamaktalar. Ama eski filmlerden bilindik beylik bir laf gibi  “ayrı dünyaların insanları” haline ne ara geldik, şaşıyor insan…

Onlar tek söz etmeden yüzleri, ağızlarının içi, elleri buzdolabının tamtakır olduğunu, ayazlarda, kara kışlarda bir tas çorba kaynatacak halleri olmadığını bağıra çağıra söylüyor. Ah, şu dünyadaki dengesiz haller! “Bir ayrılık………” diye başlayan koca ozanın dizesinin ortasında andığı o “bir yoksulluk”!  Ah! İzlerken onların paraca yoksul; ama onların o hallerini görmeyen, çare olamayan bizlerin gönülce, yürekçe, insanlıkça yoksul olduğumuzu düşünsek haksız olur muyuz?
 
Epeyce bir yıl önceydi. O zaman çay, servis arabaları ile dağıtılıyor işyerlerinin koridorlarında. Servis arabasının tekerlek sesi duyulunca isteyenler koridora çıkıp çay alıyor. Çaycı Gülabi, şaka kaldıran bir çocuk. Lise terk. Küçük yaşta evlilik. İki çocuk. Yaşı yirmi bir bile değil daha. Koridordaki konuşmalar  haliyle odalardan duyuluyor. Çorbasını köyünden gelen tereyağı ile yapıp yapmadığını soruyor   çay almaktakilerden biri Gülabi’ye. Gülabi’nin cevabı içe işliyor. “Yok ablam, tereyağını nasıl koyayım ben yemeklere. Kilosu kaç lira. Benim çocuklar daha tatmadı bile tereyağını. Tadını hiç bilmezler”

Bu cevabı duyduktan sonra ertesi gün, Gülabi’ye bir tereyağı paketi götürmeyi kaç kişi akıl etti bilemiyorum; ama Gülabi, karısı ve çocuklarının hangi dalgaların vurmasıyla eridikleri, hangi rüzgârın dövmesiyle aşındıkları ortadaydı. Her türlü kötülüğün analarından biri olarak bellenmiş yokluk aşındıran, çökerten şeylerin başındaydı elbette. 

Daha bu hafta içinde, üst katın koridorunda karşılaştım yaşı benden küçük Gülabi ile. Gülabi’nin yüzündeki değişimi hiç anmayacağım; ama ya o konurlaşmış yani solmuş,  kararmış benzi… Belki uykusuzluğun payı olsa da kesinlikle tek uykusuzluk  yüzünden oluşmamış göz altlarındaki mor halkalar…  Hırçın dalgaların kayalara vurup onları zaman içinde ufalayıp kuma çevirmesini andıran, gözleri fersiz kılan o mor mor koyu renkli dalgalar… 

Ne zaman Gülabi’yi görsem aklıma tereyağının lezzetini hiç bilmeyenler gelir.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 30.12.2018

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    ARŞİV