08 Nisan 2020 Çarşamba

APSARI'NIN SUYU

24 Aralık 2019, 12:57
APSARI'NIN SUYU
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)


Babası İstanbullu bir diş hekimi olan Taylan’ın çocukluğu İç Anadolu’da geçmişti. Yeni mezun bir diş hekimi olarak tahtadan,  küçük, tek bir bavulla İstanbul’dan Aksaray’a gelen pederi, çocukları liseyi bitirdikten sonra üniversite öğrenimi görebilmeleri için bilmem kaç banka hesabı ile Aksaray’dan ayrıldığında artık zengin  bir hekimdi. Taylan da isterse şehirli isterse Anadolulu olabilen, her kılığa girebilen bir çocuk.

Taylan, yaz tatilleri ve sömestrler dışında hep Aksaray’da  büyüdüğü için ora tabirlerini iyi bilir hatta konuşurken Aksaraylı çocuklardan ayırt bile edilemezdi. Tek farkı çoğu çocuktan üstü başının daha iyi olmasıydı.

Diş hekimi babasının memleketi İstanbul’a  döndüklerinde Aksaray’daki yaşlıların ağızlarında Taylan’ın peder beyinin yaptığı takma dişler, Taylan’ın ağzında da Aksaray deyişleri, sözleri kalmıştı. Bugün atmış dokuz yaşındaki Taylan, saçma, akıl dışı bir şey söyleyene ilk “Apsarı’nın suyundan mı içmiş?” derdi. Apsarı, suyunu içenin aklını kaçırdığına inanılan bir köydü Aksaray’da. 

Üniversiteden sonra  birkaç iş değiştirmiş, yurtdışında uzunca yaşamış, yabancı bir kadınla evlenip ayrılmış, ondan olma çocuğu annesi ile kalınca  atmış sekiz yaşında İstanbul’da  evlendiği gürbüz, iyi yemek yapan Bolulu yeni karısı ile  yaşamaktaki Taylan, kadın ile yemekten yemeğe  mutfak masasında görüşüyor  geri kalan zamanlarını da odasında, bilgisayarının başında  geçiriyordu.  Tek başına yaşamamasına rağmen o kadar yalnız hissediyordu ki kendini… Sosyal medya hesaplarının birinden diğerine dolaşarak avunur olmuştu.  Evin çekip çevrilmesi ve her öğün masaya  bir kap çorba konulması için bu evde kendisine yer verildiğini bilen Bolulu karısı Cana ile sabahları günaydınlaşmanın ardından neredeyse hiç konuşmuyordu. Cana da halinden şikâyetçi sayılmazdı. TIR şoförü kocası, Romanya’dan yanında bir kadınla dönünce ayrılmak zorunda kalmış, çocuklarının okul masraflarını karşılayamaz olmuştu ki Allahtan karşısına Taylan çıkmıştı da önceleri haftada üç gün temizlik ve yemek işleri için gittiği  eve kapak atmıştı Taylan ile evlenip. Şimdi sıcak ve rahat evde üşümeden, karnı doyarak ve çocuklarının okul masrafı karşılanarak yaşayıp gidiyordu işte. Tüm gün,  küçük odada  bilgisayar başında, dışarıda da cep telefonuyla oyalanan bu adama  laf etsin de düzeni mi bozulsundu. Daha iyi ya işte, olur olmaz konuşup canını sıkmıyordu Taylan. Varsa yoksa internetti artık onun hayatı. Öyle kaptırmıştı ki kendini sosyal medya hesaplarına gençlerden fazla sörf yapıyordu sanal ve renksiz denizlerde.

Taylan’ın yemeği pişiyordu, ev pırıl pırıldı, pırıl pırıl olmasına da kütüphaneler dolusu birikimini, onca görmüş geçirmişliğini paylaşabileceği bir kadın değildi Bolulu karısı. Karnı toktu da sohbete açtı. Ne akla evlendiğine hala şaşıyordu Cana ile. O çok ağır hastalığı geçirmeseydi yine evlenmezdi; ama  bakımlık hasta olunca kadının evden her akşam çıkışında kendi başına bir şey gelecek diye korkuya kapılmıştı. Dayanamamış,  son defasında Cana daha asansöre binmeden telefon ile kadını acil çağırıp evlenme teklif etmişti, sırf Cana tüm gün evde olsun diye. Üstelik vurgulaya vurgulaya, bastıra bastıra da kendisinin daha önce ölmesi halinde dolgun emekli maaşının kadına kalacağını söylemişti. Birkaç güne kalmadan evlendiler.

Taylan havadan sudan değil, sanattan, edebiyattan, tarihten daha neler nelerden konuşacağı birilerini mumla arıyordu. Okullu değildi ki koca sınıf dolusu arkadaşı olsun. İş yerinde de  değildi artık. İşte bu küçücük odanın şu kuytu, loş köşesine sıkışıp kalmıştı tüm gün pineklediği sandalyesinin üzerinde.

Bazı feyzbuk gruplarına katıldı. Kimi gruplar sırf kadındı neredeyse; ama onların konuşmalarını izlemekti zaten niyeti. Yaptığının aykırı kaçtığını görse de o ortamı eğlenceli buluyordu. Baktı sohbete katılması için kendisine mesajlar atılıyor, gruplardan ayrıldı. Ama aklı orada kaldı. Yeniden katılmayı istedi. Küçük bir hile ile.

Taylan, çoğu kadın adı ile başka başka yeni hesaplar açtı. Profillere de kah pek tanınmayan eski  dönem yabancı yıldızlara kah eskicilerden aldığı ölmüş insanlara ait eski  fotoğraflar koyardı. Bazen de yeni yetme kılığına bürünüp profiline çılgın bir resim eklerdi. Taylan pek mutluydu böyle çok hesaplı sörften. İstediğinde istediği kimliğe kolayca bürünüverir olmuştu. Bunda İstanbullu olup, Aksaray’da büyümüş ve yazılımcı bir mühendis olarak  epeyce yurtdışında yaşamış olmanın verdiği çok insan tanımanın payı büyüktü. O kadar kolay  geçiveriyordu ki bir  hesabındaki orta yaşlı kadın kimliğinden bir başka hesabındaki şair genç rolüne ya da üniversite öğrencisi oğlan kılığına. Artık oyun gibi görmeye başlamıştı bu geçişleri. Taylan böyle tipten tipe bürünürken  bir grupta epeydir dikkatini çeken  gönderiler vardı. Otuz yedi yaşlarında bir kadının gönderisi idi bunlar. 

Rastladığı her seramik grubuna katılmış  Umay, seramik tabaklar, çömlekler yapıyordu. Taylan da gezdiği ülkelerde çektiği seramiklerin fotoğraflarını, Ürgüplü  seramikçi  T.Aylan adı ile  paylaşırken Umay’a arkadaşlık isteği  göndermişti. Artık tüm hesaplarında yeni bir arkadaşı olmuştu Umay’ın. T.Aylan sandığı. 

Ne zaman Taylan, Umay’ı  mesajlara boğdu, konuşma ilerledikçe kontrolü kaybetmeye başlayıp T.Aylan olarak kullandığı Aksaray ile aynı ağza sahip Ürgüplü üslubunun biraz dışına taştı, sonra biraz daha, Umay’ı şaşırttı. Önceleri yöresel sözler etmede üstüne olmayan, saçma, akıl dışı şeyler olduğunda “Apsarı’nın suyundan mı içtiniz acaba?” diye soran T.Aylan’ın bambaşka üsluplara bürünebiliyor olmasından Umay giderek işkillendi. 

Bir gün Umay, T.Aylan’ın paylaştığı seramik bir vazoyu ilginç bulup bilgisayarının masaüstüne kopyaladı.  Öylesine. Zaman zaman bakmak için. Sonra Taylan’ın,  T.Aylan hesabına dönüp o kare hakkında ne yazmış bakmak istedi. Nerede, ne zaman, atölyede mi, müzede mi yoksa sergide mi çekti diye.  T.Aylan gönderiyi kaldırmıştı. Yanlışlıkla sildi  herhalde  diye düşünüp masaüstüne az önce kopyaladığı resme dikkat kesildi. Motifleri daha yakından görmek için kareyi büyütmüştü ki seramik parçanın üzerinde durduğu camlı sehpaya yansıyan fotoğraf çekenin karaltısını gördü. Karaltı, kesinlikle bir kadın değildi. Yoksa T.Aylan, kadın değil miydi? 

Umay, göz kulak kesilmiş T.Aylan’ın gönderilerini gözlüyordu. Artık emindi ki T.Aylan, takma ad kullanıp kendini başka biri gibi gösteren bir erkekti. Ses etmedi. Sanal alemde her türden hesaplardan çokça vardı, malum. 

Duvar resmi koskoca bir antik seramik kase olan, bu hesaptaki her şeyi  Umay’ı hedef alarak  hesaplamış T.Aylan, temkinli halini fark edince  Umay’ın bir şeylerden işkillendiğini anlayıp üsteledi. Mesajlar yolladı. Umay, takma adla  kendisine ha bire yazan kişinin niyetinden emin olamıyordu. Öyle ya, düzgün ve  iyi niyetli birinin saklayacak nesi olabilirdi ki? Kesin, yalnız yaşadığını bilen biri bu numaralar ile kendisine tuzaklar kuracaktı. 
 
T.Aylan birbiri peşi sıra mesajlar atıp, üstüne fazlaca düşünce Umay sorular sormaya başladı. T.Aylan hep geçiştiriyordu. İlginç bir hayatı olmadığını, içedönük olduğunu, yurtdışında çok yaşadığından  doğru dürüst arkadaş bile edinemediğini söylüyordu. Öyle ki bitirdiği okul sorulsa Almanya’dan uydurma bir okul ismi  söyleyiveriyordu Almanca ve İsponyalca bilen Taylan.

Umay’ın aklına olur olmaz her şey gelmeye başlamıştı. Dün gece izlediği korku filminin adı gibi. “Kim Olduğunu Biliyorum”. Hah, kendisi de en azından T.Aylan’ın sandığınca biri olmadığını biliyordu. İyisi mi kestirme bir yol denemekti. Nokta atışı yapıp şoka uğratacaktı T.Aylan’ı.

Umay, Pazar kahvaltısındayken T.Aylan,  günün güzel geçsin dilekli  mesajını yollamıştı bile. Umay’ın parmakları tuşlara gitti. “Gününüz güzel geçsin dileği ile T.Aylan bey”. Taylan, mesajdaki “bey”i görünce  bir an allak bullak oldu ise de Umay yanlışlıkla yazmıştır diye düşündü. Hemen cevapladı, “yok şekerim ne beyi! Hanım da deme, T.Aylancım de, yeter.” Umay mesajı okuyunca güldü, cevabını yazdı. “Tabii, T.Aylancım bey”. Taylan yakalandığından emindi artık. Ama renk vermeyecekti. “Umaycım, benimle konuşuyorsun. T.Aylan ile. Bey ne demek ayol,  biz kızlar arasında yeni hitap mı bu?” Umay’ın  verdiği cevap, Taylan hakkındaki gerçekten emin olduğunu gösteriyordu. “İyi günler size T.Aylan bey. Ne yazdığımı bildiğim kadar kim olmadığınızı da biliyorum”. Ve hesabından çıkmadan önce T.Aylan’ı arkadaşlıktan çıkardı, kendisi de o gruptan ayrıldı. 

Taylan,  nerede hata yaptı da sosyal medya profilinin  gerçek olmadığı konusunda kendini  ele verip yalnızca dolu dolu, kültür ağırlıklı sohbetler edebilmek için  kadın kılığına bile girdiği sanal ortam arkadaşını kaçırdı diye yüksek sesle söylenir hatta arada küfürler savururken hemen başka adla, başka profil resmi ile yeni bir hesap daha açmak için nasıl bir özgeçmiş  uydursa diye düşünmedi bile. Bu kez seramiğe meraklı değil de el yazması eski kitapların restorasyonu ile meşgul, halim selim bir emektar olacaktı. Yarım saate de kalmaz Umay yeni bir arkadaşlık isteği görecekti hesaplarında.
(Her hakkı saklıdır)
‎Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 18 ‎Nisan ‎‎‏‎– 23 Aralık 2019

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    ARŞİV