22 Ekim 2019 Salı

An - NE _

24 Temmuz 2019, 15:29
An - NE _
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)

Evet, doğurmuşlar; çocukları olmuş, anne sıfatı kazanmışlar. Ama… Sıfat anneliğe yeter mi? Annelik sadece sıfat mıdır; yoksa annelik dokuz ay karnında taşıdığını doğduktan sonra  da sırtında taşıyanların hakkı mı? Doğurmak, anne olmaya yeterli mi yoksa biyolojik değişim yaşamaksızın ben duygusal eşiğini  aşmak mıdır annelik?

Dünyaya getirdiği bebeğe gerçek anlamda anne olmuşlara tek bir sözümüz yok elbet; ama kış günü çöpe terk edilmiş yeni doğmuş bebeği bulup, kasabanın kahvesinin önüne getirip bırakan  köpek, bu yazının çıkış noktasıdır.  

Annelik… Bebeğin doğması ile açılan kapıdan çıkılarak hayat boyu yürünecek en zorlu yollarda son nefese kadar annelik… Hani sosyal medyada sıkça rastladığımız bir görselde anlatıldığı gibi.  Pişirilip pilav üstüne konularak masaya getirilmiş anne tavuğun masanın çevresindeki civcivlerine pirinç taneleri fırlatmasınca. Ama bazen kimi annelerin böyle olmadığını hepimiz pekâlâ biliyoruz!

Tökezleyip düşen bir çocuğun ağlamaklı sesiyle çağırdığı kişi, anne. Biliriz ki evlat edinildiğini ister bilsin ister bilmiyor olsun o çocuk da  “anne” diyecekti. Nedeni malum, ona bakan, büyüten, gözünden sakınan kişi, “anne” diye çağrılacak kişidir!

Daha lise iki öğrencisi iken  tanık olduğumda gözlerimden boşanan yaşlar durmamıştı. Bir yetimhanede kollarını açmış saldırırcasına bizlere “anne” diye koşan çocukları görünce. O çocukları oraya leylekler değil, anneleri, yakınları bırakmıştı. Hatta belki cami avlusuna, çöpe bırakmışlardı. Kışın ayazında, cılız ağlama sesi duyulunca çöpten  kurtarılmış bebek, pek muhtemel ki kendisini donmaya terk etmiş annesini çağırmıyor büyüdüğünde canı yanınca  “anne” derken. 

Şu var ki hayattan öyle bir sille yemişlerin şartlarını, halini bilmeden yazılacaklar, konuşulacaklar büyük haksızlık olabilecektir öylesi kişilere. Belki on üçünde, belki on beşindeki daha kendisi çocuk yaşta bir kızın başına gelenler sonucu çocuğu olup bebeğini terk etmesini eleştiremeyiz tek. Ona göz kulak olması gerekenlerden, ona bunu yaşatanlara her şartı birlikte ele almak gerek.  Kız çocuğu, tek başına o hale düşmediğine göre!

Bir bebeğin  gerçek annesinin elleriyle  çöpe atılmasından sonra çocuk şanslı ise birileri onu evlat ediniyor ya da koruyucu aile oldu diyelim. Öyle sevip kucaklıyorlar ki üstelik. Şimdi annelik ise, hangi anne o bebeğin annesi bu durumda? Terk edilmiş bebek, anne derken aklındaki, gözlerinin önündeki siluet kim  olacak o zaman? 

Ruhsal, bedensel sağlığı hep önde, elden gelenin en iyisini gösterip, bakıp, büyütüp, okutabilsin okutamasın  meslek edindirip yetiştirip evlendirmek, muratlarını görmek için değil de sırf kendi yaşlılıkları ve bırakacakları miras için çocuk sahibi olmak… Tek, her daim el altında, hizmet edecek kişi mi  evlat? Böylesi bir yaklaşım  elbette çok sık değildir; ama yok da değil. Öyle ki anne olmak için değil, kendisine yeni bir anne edinmiş olmak için doğuranlara ait çokça öykü dinleriz. Özellikle bir yolculukta hiç tanımadığımız, yan yana oturduğumuz yolculuk sonrasında havaalanı ya da tren garında inmenin ardından bir daha hiç karşılaşmayacağımız kişilerden. 

Bebeklere, çocuklara kimileyin  körpe bir fidan  muamelesi yapılmıyor. Aksine kendisi anne açlığı içinde olan kimi anne babalarca çocuklarından kendilerine anne baba olmaları bekleniyor. Annelerinin anneleri olanlar var. Çoklukla annesiz büyüdükleri için annelik yapmaktan ziyade doğurduğu çocuktan annelik bekleyenlerin çocukları hayata hakkıyla  hazırlanamıyor. Farkında olmadan hep verici, kendini hiç düşünmeyen ve sömürülmeye açık  birileri oluyorlar. Onlar, bir yetimhane çocuğu kadar anne özlemi çekerken yetimhanedeki çocukların  hayallerindeki annenin saflığına imrenirler. 

Sorsak bir, “anne nedir?” diye… Çok azı “beni doğurandır” diyecektir. Yani cevap biyolojik nitelikli olmayacak muhtemelen. İşte sırf bu yüzden bana kalırsa anne kavramını yetimhanedeki çocuklara sormalı. Onlar için anne, kendilerini dokuz ay karnında büyütüp, doğuran değil, onlara bakan, seven, koruyan, hayata hazırlayandır. Şimşekli gecelerde korkudan gözü de, yatağı da ıslanırken ağlamasını duyup kucaklayandır. Anne tanımını hakkıyla yapabilecekler yetimhane çocuklarıdır o halde.  Bir de annesi olmasına rağmen hep anne sevgisine hasret kalmışlar var. 

Birkaç gün oluyor duyalı. Çok beğendiğim, hiç çocuk sahibi olmamış tiyatro kökenli bir sanatçımız koruyucu anne olmuş. Diyor ki koruyucu annesi olduğu Yağmur için “onu benim doğurmadığımı bile unuttum”. İşte katıksız anne duyarlılığı. Doğurmaya gerek kalmadan anne olmak. Oysa öyle doğuranlar var ki… Öylelerinin bebekleri dünyaya mı, cehenneme mi doğduklarını bilemiyorlar. 

Geçenlerde yabancı bir kanalda, genişleyen aileleri anlatan bir program izledim. Dövüş sporu yapan bir anneden bebeklerini tek başlarına büyütmek zorunda kalan annelere farklı hayat öyküleri işlenmişti. Öykülerden biri öyle vurucuydu ki.

Mutlu bir çiftin hayatı kadının kanser olması ile rayından çıkıyor. Ameliyatlar, tedaviler derken gencecik kadın hastalığı atlatıyor. Kanser gibi bir hastalık sonrasında bu gepegenç çifte çocuk sahibi olamayacakları söyleniyor. Üzülmeyi bırakıp evlat edinme yolunu deniyorlar. Uzak bir eyaletten bekâr bir anne çıkıyor karşılarına. Doğumdan sonra bebeği bu çifte verecek. Çift,  bebeğin doğumunu kendi öz evlatlarını beklercesine beklerken doğuma bir hafta kala anne, bebeği vermekten cayıyor. Belli ki çiftten bir şeyler koparmak niyetinde. 

Çift ile oyun bozan anne arasında ne oldu da yeniden anlaştılar orası programda işlenmiyor; ama çocuğa bakacak hali olmayan bekâr anne bebeği veriyor. Kız bebek, çoktan kendisi için hazırlanmış odasının olduğu, anneanne ve babaannenin beklediği  o güzel ve mutluluk kokan eve artık o evin çocuğu olarak geliyor. 

Birkaç ay geçmeden hiç beklenmedik bir şey oluyor. Asla çocuk sahibi olamayacağı söylenen meme kanseri atlatmış genç kadın hamile olduğunu öğreniyor. Sevinçleri anlatılacak gibi değil. Bu kez kendi çocukları katılıyor aileye. Dikkat çeken yan, evlat edindikleri ilk kızlarını, kendi öz kızlarından bile önde tutmaları, asla ayrım yapmamaları.

Bir gün, evlat edindikleri kızlarının annesi arıyor aniden. Yeniden hamile olduğunu, istemeleri halinde bu bebeği de kendilerine verebileceğini söylüyor.  Çift, sırf  evlat edindikleri kızlarının kardeşi ile büyümesi için teklifi hemen kabul ediyor. Böylece kendi öz kızları, evlat edinilen iki kız kardeş karşısında tek kalacak; ama umursamıyorlar.

Yine doğuma bir hafta kala aynı şey geliyor başlarına. Bebeğini çite verecek kadın, yine vazgeçtiğini söylüyor. Badireler atlatmış ve doğurmasa da evlat edindiği bebeği evladı belleyen kadın ağlıyor. Arada neler oluyor, programda izleyemiyoruz onları yine, bebek doğuyor ve annesi tıpkı daha önceki gibi çiftimize veriyor çocuğu. Böylece aralarındaki yaş farkı belki birkaç ay olan ikisi evlat edinilmiş kız kardeşler olmak üzere üç bebekleri oluyor. 

Bu gerçek örneklere bakınca… Hiçbir kavram, hatta annelik kavramı bile baştan peşinen tek bir anlama sığdırılacak gibi değil. Anne kavramı, nasıl güzel, toz kondurulmaz, ana sütü çağrışımlı olsa da anneler de insan, unutmamalı. Bittikleri noktalar, aşamadıkları eşikler var. Takılıp kaldıkları, boğazlarına ukde olan anlar var. Ve o düğümler hayatta sadece kendi ayaklarına değil, çocuklarının da ayaklarına, bileklerine, boğazlarına dolanabiliyor.  Malum, insanlar zayıflıkları, zaafları ile insan. İnsan dediğin  etten kemikten.
 (Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 19.07.2019

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 4 yorum mevcut

    • A.Yasemin YÜKSEL @Nihal 3 ay önce yorumlandı

      Nihalcim, çok örnek var, anne çocuk rolünün karıştığı, değil mi?

      Yorumun harika. Bu yazıyı yazmak kadar bu yorumu okumak da bana “iyi ki kaleme almışım bu konuyu” dedirtti.

      Bazı yazılarından kimi üzüntülerini ben de üzülerek okumuştum. Yine de güldürtüyordun her zamanki gibi.

      Çok teşekkür ederim.

    • A.Yasemin YÜKSEL @Uzmanamatör 3 ay önce yorumlandı

      çok teşekkür ederim.

      bu konunun pek bu şekilde yazılmayıp, değinilmediğini bilerek yazarken aklımda hep çetin bir kış günü en yakınlarının doğar doğmaz çöpe bıraktığı bebeği bulan köpeğin, kasaba kahvesine getirip insanların önüne bırakması ve sanki gerisi size kaldı” demesi vardı.

      uzun oluyor diye bu yazımdan bir cümle çıkardım ki bir örnekti o da. o cümle için şimdi üzgünüm 

    • Nihal "Calimero" Ulusoy 3 ay önce yorumlandı

      Zorla dağıtılmış bir ailenin çocuğu olarak ilk kızımın hamileliğinde evlat mı anne mi doğuruyorum korkularını yaşadığımı anımsıyorum. Anne olmak sadece doğurmakla olmuyor orası kesin. İzlediğim bir belgeselde dişi timsah, yumurtadan yeni çıkmış suya koşmak yerine karaya koşan yönünü kaybetmiş deniz kaplumbağası yavrularını ağzına alıp metrelerce taşıyarak suya bırakıyordu. Anne olmak yürek işidir, beden işi değil. Yüreğinde merhamet olan annedir, kadın ya da erkek fark etmeksizin. Merhametten mahrum olan ise kaç tane doğurmuş olursa olsun yabancıdır.

    • Uzmanamatör 3 ay önce yorumlandı

      O kadar zor bir mevzu ki ve o kadar güzel anlattın ki alkışlıyorum çevremde tam da dediğin gibi ben duygusal eşiğini aşamamış insanların çocukları var üzülüyorum ama elden bişi gelmio

    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV