14 Kasım 2018 Çarşamba

Ah, o firuze bakışlı çocuklar

04 Temmuz 2018, 10:30
Ah, o firuze bakışlı çocuklar
Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci)
Yunus’un dediğince gök iken biçilen ekinler gibiler şu sıra yedisinden azından yedisine, on yedisine, yirmi yedisine genç,  çoluk çocuk. Yirmisinde olup da canını bu topraklar için, bayrak için  hiçe sayan duru bakışlı, yitik gülüşlü delikanlılar var. Adları Mehmet… Daha gök  ekin olmaya fırsat bulamamış, henüz çil salmış tohumları andıran bebekler var. Adları Eylül, Leyla.

Çocuk bedenlerine yapılmadık eziyet kalmayıp kanlar içinde bırakılmış  yavrularının acısı ile deli divane olmaktaki anne babaların gözlerine kan oturmuşken, televizyondan bunları dinleyen ana babaların da  kanı donuyor, bugün ona yarın sana tedirginliği içinde delirecek gibi oluyorlar. 

Çocuklara, ana babalara, dahası tüm topluma acılar yaşatmaktan kim,  neden haz alır? Birçok sebep var mutlak. Şu gerçek ki böyleleri aramızdalar. Kimisi komşu ya da akraba. Sesinizi yükseltseniz korkacak kadar ürkeklermiş de. Öyle söylüyor onları tanıyanlar. O zaman insanın aklına korku filmleri geliyor. Psycho -Sapık-, en bilineni. Anthony Perkins’in hem de nasıl canlandırdığı tip. 

Psycho’daki, Elm Sokağı’ndaki tipler filmlerden kaçkın olup yollara düşmüşler. Yolları nedense hep buralara çıkmış. Bayram filan demeyip günlerimizi zehir etmek için. Ana babalar  öyle  hallere düşüyor ki kayıp evlatlarının bir mezarı olsun ona bile razılar.

Sekiz yaşında kara üzüm gözlü, kömür bakışlı kayıp bir kızdı Eylül. Zeytin zeytin gözleriyle çocukların en sevdikleri pozları verecek kadar şirin, hayat dolu. Babası, beyaz gömlekli bir doktor olarak görmeyi hayal edermiş akşama kavun isteyen kızını. Ama akşama kavundan tadacak kız çocuk yok evde. Hiçbir yerde yok. Kayıp… Eylül bulunduğunda bir daha asla kavun isteyemeyecek haldeydi.

Üç buçuk karatlık bir firuze parçası Leyla. Daha bebek. Çakmak bakışlı. Kirpikleri ok ok. Annesi onu gözünden sakındığı için Leyla’nın boynuna gözleri gibi gök boncuk takmış. Nazara karşı. Gök boncuk nazara karşı korur da, ya gözü dönmüş insanlara karşı? İnsan yavrularına insanlarca yapılmış en olmayacakları yapacaklara karşı ne korur peki tüm çocukları? 

O güzel yavrular yetmedi, bir de tilki var ki... Ağzı bağlanmış, işkence edilmiş. Tüyleri ıslanmış. Dövülmüş. Öldü diye bırakıvermişler koya. Tilki, bulunduğunda sağmış.  Ama insan eliyle gördüğü işkenceye dayanamamış, ölmüş. Tilkiye bunu elbette ki  insanlar yaptı. Hiçbir hayvan ip ile ağız bağlamak becerisine sahip değildir. Tek canlı var onu yapabilecek. İnsan!

Her toplumda iyi ve kötü olur. Her ağacın çürük meyvesi olduğu gibi. İyinin çok çok olması gerek ama. Çünkü gözle görülemeyecek kadar küçük  tek bir virüs, koskoca bünyeyi  alt üst eder.  Ol git sürmüş iyi ve kötü savaşı. Mitolojide, efsanelerde. Kimileyin isimler alıp kahramanlara dönüşmüşler kimileyin gece ile gündüzün savaşı halinde süregelmiş bu   mücadele. Ama  iyiler daima kazanır bellene gelmiş hep. Yine öyle bellene gitmeli, değil mi? 

Nasıl önlenir bu acılar, çirkinlikler? Kimsenin kafasının içini okuyup da  fırsatını bulunca firuze bakışlı üç buçuk yaşındaki çocuğa hem de bayram günü filan demeden her şeyi yapabilecek biridir diyemeyeceğimize göre! Kim bilir içi ne bastırılmışlıklarla dolu, ruhi yapısında ne kırıklıklar olan birisinin, bisiklete binmekteki şirin bir kız çocuğuna fenalıklar yapabileceğini aklını okuyup bilemeyeceğimiz aşikâr. Hem de akrabadan biriyse o sapkın; filanca abi, falanca amca denilen…

Konu böylelerinin kendi canları olunca canları pek kıymetlidir elbet. Eğer sapkın suçlarının bedeli olarak yaktıkları canlar karşılığında kendi canlarının da yanacağı sonuçlarla karşılaşacaklarından emin olsalar, o zaman yine kalkışabilirler mi  bu insanlık dışı  şeylere? Kravatın, tıraşın, takım elbisenin, “pişmanım” lafının kar etmediği ağır cezalar alacaklarından hiç şüpheleri olmasa, el uzatabilirler miydi  çocuğundan kadınına, yaşlısından hayvanına? 

Akın akın köylerden, yetmedi olmadık, akla gelmedik yerlerden hem de küçük bir ülke nüfusunda göçlerle karman çorman olmuş şehirler, belki hala bile tam oturamamış ama yine de az çok kendini hissettiren kent kültürünü çiğneyip geçiyor. Kentler, artık kent olmaya ilişkin tek bir göstergeyi yansıtamayacak hale dönüşürken uygarlıktan uzak alışkanlıklar pervasızca sergileniyor. Diyelim ki trafikte yol üstünlüğünden, geçiş hakkından sıra beklemeye umursamayanlarca bir metropol köy bile denemez hale getiriliyor.  Hijyen hiç önemsenmiyor. Beş on yıl öncesinde tertemiz bulunan şehirlerarası yollardaki mola yerlerinin pislik içindeki kokudan geçilmez tuvaletlerinden AVM tuvaletlerine toplumun tutumunun,  anlayışının belli başlı göstergelerinin hali  hiç memnun bırakmıyor artık.  Bunları görünce nasıl bir çürüme yaşandığı, keşmekeşe  düşüldüğü gerçeği acı veriyor. 

Her önüne gelenin kendi  hiç olmayacak alışkanlıklarını  milyonların yaşadığı yerlerde fütursuzca uygulamasının yükselen değer olmasının önüne geçilemeyince Ağrı’nın Bezirhane köyünden Polatlı’ya kadar küçük yerlerde de koflaşma, çürüme olması kaçınılmaz değil midir? Yükselen değerler reklamların aşıladıkları, magazin konusu kişilerin saç modelleri, dar paçalı pantolonları filan olunca toplumu besleyecek manevi değerler elbette önemsenmeyecektir. Kadına, yaşlılara saygıdan çocukları, yalnızları sevip kollamaya, trafikte kurallara uymaya, hayvanları korumaya kadar. Bunlar uygarlığın şaşmaz göstergeleri olduğuna göre biz, hangi basamakta olduğumuzu gururla söyleyebilecek halde miyiz şu an?

Uygarlığın ilk göstergelerinden biri de sanat; haliyle müzik. Haa, müzik demişken… Küçüğünden büyüğüne insanlara, hayvanlara eziyet edenler acaba hangi tür müzik dinliyorlar? Malum, müzik ruhun gıdası. Yani acı çektirmekten ve acılara boğmaktan çekinmeyen o ruhların gıdaları hangi müzik türü ki? Jiletleten mi?

Çalkalandığından tortuları yüzeye çıkıp bulanıklaşmış sirkelere dönmüş bir toplumda sirkeye düşmüş midyeler gibiyiz desek mi? Suda yaşayabilen midye, sirkede kabuğunu açsa yanacak; açmasa nefessiz kalacak. Susuz, havasız kaldık bir anlamda biz de; soluklanamaz olduk. 

Toplumun nabzını tutan, tansiyonunu ölçen, haritasını çıkaranlar sosyologlar değil miydi? Neredeler sosyologlar; iş bulabiliyorlar mı? Her mahallenin, okulun, iş yerinin sosyoloğu var mı? Sosyologlar, sosyolog mu yoksa ha bire yan yana açılıp duran marketlerde kasiyer olarak iş bulunca sevinçten zıplıyorlar mı? Böyle nüfusu birdenbire milyonlarla artabilen, giderek kozmopolitleşmiş bir toplumda sosyologlar işsiz ise  acı haberleri doğmadan önleyecek emekler verilebilmekte midir?

Sekiz yaşındaki, üç buçuk yaşındaki çocuklara  olmayacak şeyler yapabilen hatta kimisinin kendisinin de çocukları olanlar nasıl insanlar peki? Hastalar mı? Temelinde ne yatıyor bu  yönelmelerin? Sapkınlıklar karşısında  cezalar  gözleri yuvalarından fırlatacak ağırlıkta olsa hala sapkınlıklar yapabilecek miydi;  analar gözyaşı dökecek miydi? Tam sırası şimdi analarla ilgili bir örnek vermenin. 

Üç arkadaştan birinin doğum günü olduğundan gençlerden ikisi video çekip, arkadaşlarının yeni yaşını kutluyor.  Sonra dördüncü bir genç katılıyor aralarına, arabalı. Yola çıkıyorlar. Yanılmıyorsam E5’e. Direksiyondaki dördüncü genç, aslında asla araba kullanmamalı o an. Ama makas yaparak kullanıyor. Ve kaza yapıyor. Üç genç yola saçılıyor. Üçü de ölüyor. Direksiyondaki mi? Üç ay sonra serbest! Ölen gençlerin anneleri konuşuyordu televizyonda. Hepsinin hele birinin sözleri çok etkileyiciydi. Diyordu ki, “Benim çocuğum mezarda, hep orada kalacak. Oradan hiç çıkamayacak. Benimle eve gelemeyecek. Ama oğlumla arkadaşlarını, üçünü, yaptığı kaza ile  hayattan koparan  çocuk üç ayda çıktı. Benim çocuğum toprağın altından çıkmazken üç cana  sebep olmuş kişi çıkmış da ortalıkta dolanıyor.”

Ah, o kara üzüm, siyah zeytin, firuze, topaz, safir gözlü güzel çocuklar. Güzel çocuk olmak yetmiyor hakkıyla çocuk gibi yaşayıp yetişkin bireyler olmaya; güzel olmayan yoz eğilimler ve çirkinlikler alıp başını gidince. 
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 03.07.2018

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 6 yorum mevcut

    • Yasemin YÜKSEL @Zafer Akgümüş 5 ay önce yorumlandı

      Değerli yorumunuz için çok teşekkürler.

    • Yasemin YÜKSEL @Serap Tezesen 5 ay önce yorumlandı

      Böyle acı haberleri bir daha duymamak için tek umudumuz cezaların gerçek anlamda caydırıcılık taşıması. Adana’daki düğün evinde odada uyuyan üç yaşındaki çocuklar gibi çocuklar nasıl korunabilir başka evde bile başlarına bunlar gelirse?

    • Yasemin YÜKSEL @Hatice Yazıcı 5 ay önce yorumlandı

      Dayanılacak gibi haberler değil. Anne babaların çocukların ellerinden sıkı sıkı tuttuğunu görünce bakakalıyorum.

    • Zafer Akgümüş 5 ay önce yorumlandı

      Merhaba, her yönlü bütünü içine alarak, doğrularla bezenmiş.... Almasını bilene. Cehalet... Sözün bittiği yerdeyiz. Herkes, her şeyi suçlayıp, ah vah etmeyi bıraksın. Kendileri üstünde çalışmaya başlasın. Soralım bakalım, biz Tanrı nın istediği bir kul olabildik mi, oku oku oku diyen kitabımız... Okuyormuyuz, sorguluyormuyuz?. Çocuklarımıza okuttuğumuz, okuduğumuz masalları hiç merak edip, çocuğumun, o güzel kafasına nasıl tohumlar ekiliyor diye. Bu sapık dediğniz insanlar, bir günde ortaya çıkmıyor. Bunlar, size dokunmayan yılanlar.... Kuran dan ayet: Aklını işletmeyenlerin kafasına pislik yağar... Biz birbirimize bağlıyız. Toplum bilincini biz yükseteceğiz.. Yoksa daha çok çekeriz. Uyanın. Teşekkürler, Sevgiler Saygılar...

    • Serap Tezesen 5 ay önce yorumlandı

      Ne yazik ki çarpık kentleşmenin bize dönüşümü bizlere boyle agir bedeller odetiyor. Sehirlerimiz sahipsiz yapılan kötülükler yapanin yanina kar kaliyor bu da suc oranlarını düşürmek yerine daha da artiriyor.Nasılsa cezasi yok yada birkaç ay sonra disardayim düşüncesinde olan insanlar cok
      etrafımızda.maalesef bunlar iyi gunlerimiz

    • Hatice Yazıcı 5 ay önce yorumlandı

      :(((((nasıl bu kadar insafsız olunup sonra muslumaniz diyebiliyorlar.
      Günlerdir düğüm düğüm boğazlarımız.ailelere sabırlar.insansı yaratıklarına yaptıkları inş kâr kalmaz yanlarına

    TÜM YORUMLAR
    seks hikaye sex izle porno izle
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV